Bazı hikâyeler vardır; başladığı yerde bitmez.

Hatta bazen bir ülkenin yarım bıraktığı hikâyeyi başka bir ülke tamamlar.

Elif Eralp’in hikâyesi de biraz böyle…

Takvimler 12 Eylül 1980’i gösterdiğinde Türkiye, tarihinin en karanlık dönemlerinden birine uyandı. Darbe yalnızca parlamentonun kapısını kapatmadı. İnsanların hayatlarını, hayallerini, ailelerini de dağıttı.

Cezaevleri doldu.

İşkenceler, idamlar, yasaklar geldi.

Ve binlerce insan için geriye tek bir seçenek kaldı:

Gitmek…

Elif Eralp’in sosyalist ve sendikal faaliyetler içinde bulunan anne ve babası da 12 Eylül sonrasında Türkiye’den ayrılarak Almanya’ya sığınanlardan oldu. Eralp’in annesi Almanya’ya geldiğinde sekiz aylık hamileydi. Aile iltica başvurusunun sonucunu beklerken tek odalı bir yerde yaşamaya başladı. Elif, kısa süre sonra 1981 yılında Münih’te dünyaya geldi.

Yani onun hikâyesi daha dünyaya gelmeden başlamıştı.

Bir darbenin gölgesinde…

Bir ülkenin sınırlarının dışında…

Bir sığınma başvurusunun belirsizliği içinde…

12 yaşında verilen karar

Göçmenlik yalnızca bir ülkeden başka bir ülkeye taşınmak değildir.

Yeni bir dil öğrenirsiniz, yeni bir hayata alışırsınız ama bazen size sürekli nereden geldiğiniz hatırlatılır.

Eralp de çocukluğunda göçmen ailelerin karşı karşıya kaldığı eşitsizlikleri ve ayrımcılığı gördüğünü anlatıyor. Henüz 12 yaşındayken insan hakları alanında hukukçu olmaya karar vermesinde de bu deneyimlerin etkili olduğunu söylüyor.

Sonra Hamburg’da hukuk okudu.

Hukuk eğitiminin ardından yolu mülteci ve göçmen haklarından siyaset dünyasına uzandı.

2010 yılında Berlin’e yerleşti. Sol Parti Federal Meclis Grubu’nda hukuk politikaları alanında çalışmaya başladı. 2017’de Sol Parti (Die Linke)’ye üye oldu, 2021’de Berlin Eyalet Parlamentosu’na seçildi.

Siyasetinin merkezine ise kendi hayatının da bir şekilde kesiştiği meseleleri koydu:

Göçmenlik…

Ayrımcılık…

Barınma…

Yüksek kiralar…

Ve sosyal eşitsizlik.

Sonra 20 Eylül 2026 geldi

Berlinliler sandık başına gitti.

Sandıklar açıldığında ortaya Berlin açısından tarihi bir sonuç çıktı.

Elif Eralp’in başbakan adayı olduğu Sol Parti, geçici resmî sonuçlara göre oyların yüzde 25,7’sini alarak Berlin Eyalet Parlamentosu seçimlerinden birinci çıktı.

Üstelik parti, 2023 seçimlerinde aldığı yüzde 12,2’lik oyu iki kattan fazla artırmıştı.

Bu sonuç elbette Eralp’in otomatik olarak Berlin’i yöneteceği anlamına gelmiyor.

Berlin’in hükümet eden belediye başkanı parlamentoda seçiliyor. Sol Parti 47 sandalyeye sahip; 158 üyeli parlamentoda hükümet için 80 sandalye gerekiyor. Dolayısıyla önümüzde koalisyon görüşmeleri var ve Eralp’in Berlin yönetiminin başına geçip geçmeyeceğini bu görüşmeler belirleyecek.

Ama seçim gecesinin ortaya çıkardığı fotoğrafın gücü bundan bağımsız.

Çünkü mesele yalnızca kimin belediye başkanı olacağı değil.

Mesele bazen tarihin insan hayatında çizdiği tuhaf çemberdir.

Bir odadan Kızıl Belediye Sarayı’nın kapısına

Düşünsenize…

Annesi sekiz aylık hamileyken ülkesinden ayrılmak zorunda kalıyor.

Bir aile Almanya’da kendisine yeni bir hayat kurmaya çalışıyor.

İltica başvurusunun kabul edilmesini bekliyor.

Tek odada yaşıyor.

O odada büyümeye başlayan hikâyenin kahramanı yıllar sonra hukukçu oluyor.

Göçmen haklarını savunuyor.

Berlin Eyalet Parlamentosu’na giriyor.

Ve sonunda Berlin’i yönetmeye aday oluyor.

Üstelik partisinin seçimlerden birinci çıktığı bir gecenin ardından…

İşte bu nedenle Elif Eralp’in hikâyesini yalnızca bir seçim sonucu olarak okumak eksik kalır.

Bu hikâyede Türkiye’nin yakın tarihi de var.

12 Eylül de var.

Göç de var.

Sürgün de var.

Yeni bir ülkede hayata yeniden tutunmaya çalışan binlerce insanın ortak hikâyesi de…

Ve belki üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele tam burada başlıyor.

Bir ülke insanlarını kaybettiğinde yalnızca nüfus kaybetmez.

Onların bilgisini, emeğini, çocuklarını ve geleceğini de kaybeder.

Bugün dünyanın farklı ülkelerinde bilim insanı, akademisyen, sanatçı, iş insanı ya da siyasetçi olarak karşımıza çıkan Türkiye kökenli insanların hikâyelerine baktığımızda bunun sayısız örneğini görüyoruz.

Elif Eralp’in hikâyesi de bunlardan biri.

12 Eylül bir aileyi Türkiye’den kopardı.

O ailenin henüz doğmamış çocuğu yıllar sonra Berlin siyasetinin en önemli aktörlerinden biri haline geldi.

Şimdi önümüzdeki günlerde koalisyon masaları kurulacak.

Pazarlıklar yapılacak.

Belki Elif Eralp Berlin’in Hükümet Eden Belediye Başkanı olacak, belki olmayacak.

Bunu zaman gösterecek.

Ama bazı sonuçlar makam koltuğuna oturmadan da tarihe geçer.

20 Eylül gecesi onlardan biriydi.

Çünkü bundan 46 yıl önce Almanya’ya sığınan bir ailenin hikâyesi, 20 Eylül 2026 gecesi Berlin sandıklarında bambaşka bir cümleyle devam etti:

Bir zamanlar ülkesinden gitmek zorunda kalanların kızı, bugün Avrupa’nın en önemli başkentlerinden birini yönetmenin eşiğinde.

Tarih bazen çok uzun yollar yürür.

Ve bazen başladığı yere en beklenmedik yanıtı verir…