Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), tarihinin en derin krizlerinden biriyle karşı karşıya. 38. Olağan Kurultay’ın mutlak butlan kararıyla hukuken geçersiz sayılması, yalnızca parti yönetimini değiştirmedi; aynı zamanda ana muhalefetin geleceği, Meclis’teki güç dengesi ve Türkiye siyasetinin yönü açısından da yeni bir tartışma başlattı.
Mutlak butlan kararıyla birlikte Kemal Kılıçdaroğlu ve 37. Olağan Kurultay’da seçilen yönetim yeniden göreve geldi. Ancak bu karar, parti içindeki tartışmaları sona erdirmek yerine daha da derinleştirdi.
Kulislere yansıyan bilgilere göre, Özgür Özel ve ekibi, CHP çatısı altında yürütülecek mücadelenin yanı sıra farklı senaryolar üzerinde de çalışıyor. Bu senaryoların başında ise yeni bir siyasi parti kurulması ihtimali geliyor. BBC Türkçe’nin aktardığı bilgilere göre, yeni parti kurulmasına ilişkin hazırlıkların hızlandırıldığı ve bu konuda 22 Temmuz’da yapılacak toplantının kritik önem taşıdığı ifade ediliyor.
Ancak yeni parti seçeneği tek gündem değil. Özgür Özel yönetimi aynı zamanda olağanüstü kurultayın en geç 45 gün içinde yapılmasını sağlayacak hukuki yolları da değerlendiriyor. Bu kapsamda, Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin 839 delegenin imzasıyla yapılan olağanüstü kurultay çağrısını işleme koymaması nedeniyle Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurularak partiye bir “çağrı heyeti” atanmasının talep edilmesi planlanıyor.
Merkez Yönetim Kurulu’nda (MYK) yapılan değerlendirmelerde yeni partinin kuruluş zamanlaması da masaya yatırıldı. Kulis bilgilerine göre çoğunluk, sürecin daha fazla uzatılmaması gerektiği görüşünde birleşti. Bununla birlikte bazı hukukçuların, Yargıtay’ın mutlak butlan kararını bozabileceği yönündeki değerlendirmeleri de toplantıda dile getirildi. Böyle bir ihtimal nedeniyle tüm kadroların yeni partiye geçmemesi, olası bir bozma kararında CHP’yi devralacak bir ekibin partide bırakılması seçeneği üzerinde de durulduğu belirtiliyor.
Özgür Özel’e yakın isimlerden biri de, Kemal Kılıçdaroğlu’nun üç ay içerisinde olağanüstü kurultay kararı alması halinde partide kalabileceklerini ve demokratik bir yarışın önünün açılması gerektiğini ifade ediyor.
Yeni parti senaryosunda en kritik başlıklardan biri ise milletvekillerinin izleyeceği yol. İktidarın yeni anayasa girişimi ya da dokunulmazlık dosyalarının Meclis gündemine gelebileceği ihtimali nedeniyle komisyon üyeliklerinin korunması hedefleniyor. Bu nedenle önce partinin resmen kurulması, ardından milletvekillerinin planlı ve kademeli biçimde yeni partiye geçmesi üzerinde durulduğu ifade ediliyor.
Bu noktada Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarının önemi yeniden ortaya çıkıyor. Daimi ve geçici komisyonlar, parlamenter sistem döneminden bugüne kadar yasama faaliyetlerinin en önemli denetim ve bilgi edinme mekanizmalarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak komisyonlarda kararların çoğunluk oyuyla alınması nedeniyle siyasi çoğunluğun dengesi büyük önem taşıyor. Muhalefetin komisyonlardaki etkinliğinin korunması, yalnızca teknik bir mesele değil; yasama denetiminin devamı açısından da kritik bir unsur olarak görülüyor.
Bu nedenle CHP kurmaylarının, yeni partinin komisyon temsilinin garanti altına alınmasını öncelediği ifade ediliyor. Aynı nedenle teknik kurucular ile siyasi kurucu iradenin farklı kişilerden oluşabileceği yönünde değerlendirmeler de kulislere yansıyor.
Yeni partiye geçecek milletvekillerinin temel hedeflerinden biri de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki ana muhalefet konumunun tartışmasız biçimde korunması. Özgür Özel’in de kurulacak yeni partinin genel başkanı olması ihtimali üzerinde duruluyor. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için öncelikle Meclis’teki komisyon yapısının güvence altına alınması gerektiği değerlendiriliyor.
Kulislerde dile getirilen değerlendirmelere göre, bugüne kadar “felaket senaryosu” olarak tanımlanan yeni parti seçeneği artık daha ciddi biçimde ele alınıyor. Bunun gerekçeleri arasında CHP’nin seçime girme yeterliliğini kaybetme ihtimali, ihraç ve görevden almalar nedeniyle parti çatısı altında siyaset yapma imkanının daralması ve parti içi krizlerin siyasi desteği zayıflatabileceği endişesi yer alıyor.
Öte yandan CHP içinde farklı düşünen önemli bir kesim de bulunuyor. “Orta yolcular” olarak nitelendirilen bazı milletvekilleri ve örgüt yöneticileri, çözümün yeni bir parti kurmak değil, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde demokratik mücadeleyi sürdürmek olduğunu savunuyor. Onlara göre CHP yalnızca bir siyasi parti değil; yüz yılı aşan tarihiyle Türkiye’nin en köklü siyasal kurumlarından biri. Bu nedenle “Altı Oku terk edemeyiz” görüşü parti içerisinde önemli destek buluyor.
Yeni parti kurulması halinde karşılaşılabilecek en önemli sorunlardan biri de CHP’li belediyelerin durumu olacak. Belediyelerin hangi siyasi çizgide kalacağı, olası finansman sorunları, hukuki süreçler ve yerel yönetimlerde oluşabilecek güç dengeleri yeni yönetimin önündeki en önemli sınavlardan biri olarak görülüyor.
Bunun yanında kulislerde, yeni parti kurulması halinde Özgür Özel ve disiplin süreçleriyle karşı karşıya bulunan bazı milletvekilleri hakkında dokunulmazlık dosyalarının yeniden gündeme gelebileceği de konuşuluyor. İktidar cephesinden bu yönde resmi bir açıklama bulunmasa da CHP kulislerinde bu ihtimalin dikkate alındığı ifade ediliyor.
Siyasi seçenekler de masada. BBC Türkçe’nin haberine göre Özgür Özel’in DSP ve Genç Parti ile birleşme önerilerine sıcak bakmadığı, buna karşılık Teknoloji Kalkınma Partisi ile temas kurulduğu ileri sürülüyor. Bazı milletvekilleri ise Demokrat Parti ile iş birliği ihtimalinin de değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Bunun özellikle olası bir baskın seçim senaryosuna karşı düşünüldüğü belirtiliyor. Diğer bir seçenek ise 2027 seçimlerine yönelik tamamen yeni bir siyasi parti inşa edilmesi.
Peki mutlak butlan kararı tam olarak neyi değiştirdi?
Bu karar, 38. Olağan Kurultay’da yapılan seçimlerin hukuken geçersiz sayılması sonucunda, partinin yönetiminin yeniden 37. Olağan Kurultay’da seçilen Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibine geçmesine yol açtı. Hukuki süreç devam ederken siyasi tartışmalar da büyüyor.
Ancak bütün bu tartışmalar arasında aklıma bir isim geliyor: Merhum dedem Altan Öymen.
Bugün hayatta olsaydı nasıl bir tutum alırdı?
Elbette bunu kesin olarak söylemek mümkün değil. Ancak onu yakından tanıyan biri olarak şunu söyleyebilirim ki, Altan Öymen hayatı boyunca uzlaşmacı ve birleştirici siyasetin temsilcilerinden biri oldu. Yaklaşık yetmiş yılını Cumhuriyet Halk Partisi’ne vermiş, bu partinin içinde yetişmiş, genel başkanlık yapmış ve ömrünün büyük bölümünü demokrasi mücadelesine adamış bir isimdi.
Bu nedenle böylesine derin bir kriz karşısında taraflardan birinin yanında saf tutmaktan ziyade Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında ortak bir zeminin oluşması için çaba göstereceğini düşünüyorum. Çünkü onun önceliği kişiler değil, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal bütünlüğü ve Türkiye demokrasisi olurdu.
Sonuç olarak, mutlak butlan kararı yalnızca bir kurultayın hukuki geçerliliğini tartışmaya açmadı. Aynı zamanda ana muhalefetin geleceğini, Meclis’teki siyasi dengeleri ve Türk siyasetinin önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceğini de yeniden gündeme taşıdı.
Önümüzdeki günlerde yeni parti seçeneği mi, olağanüstü kurultay mı, yoksa parti içinde uzlaşma mı öne çıkacak, bunu zaman gösterecek. Ancak kesin olan bir gerçek var: Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaşayacağı her gelişme, yalnızca partiyi değil, Türkiye’nin demokratik siyasal hayatını da doğrudan etkileyecek.