Türkiye ile Azerbaycan arasındaki son gerilim, birkaç siyasi açıklamanın ya da okullardaki kıyafet düzenlemesinin çok ötesinde anlamlar taşıyor. Yıllardır dillerden düşmeyen “Tek millet, iki devlet” söylemi, bugün iki ülkenin farklı siyasi öncelikleri ve bölgesel hesapları karşısında ciddi bir sınavdan geçiyor.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Ankara’daki Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne katılmaması, tartışmayı daha da görünür hale getirdi. Başörtüsü düzenlemesi, İsrail ile ilişkiler, laiklik tartışmaları ve karşılıklı açıklamalar ise bir süredir biriken görüş ayrılıklarının dışa vurumu oldu.

Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken mesele, iki ülke arasındaki diplomatik gerilimden çok daha derin.
Kardeşlik, devletlerin birbirinin iç siyasetine müdahale etme hakkı değildir. Aynı şekilde egemenlik de toplumsal hak ve özgürlükler konusundaki tartışmaları ortadan kaldıran bir dokunulmazlık zırhı olamaz. Laiklik, inanç özgürlüğü ve eğitim hakkı, siyasi hesapların ötesinde evrensel demokratik değerler olarak ele alınmalıdır.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihsel, kültürel ve toplumsal bağlar elbette değerlidir. Ancak halkların kardeşliği ile iktidarların siyasi yakınlığını birbirine karıştırmamak gerekiyor. İki ülkenin yönetimleri arasındaki anlaşmazlıklar, halkların ortak tarihini ve dayanışmasını gölgelememeli.

Bugün yaşananlar bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Devletler arasında dostluk, yalnızca ortak sloganlarla değil; karşılıklı saygı, eşitlik ve ortak demokratik değerlerle güçlenir.

“Tek millet, iki devlet” deniyorsa, o iki devletin de birbirinin egemenliğine saygı göstermesi kadar, kendi toplumlarının özgürlüklerine ve haklarına da saygı göstermesi gerekir.

Çünkü gerçek kardeşlik, iktidarların birbirine ne kadar yakın olduğuyla değil, halkların özgür ve eşit bir geleceği ne kadar paylaşabildiğiyle ölçülür.