Türkiye’de solun sorunu gerçekten seçmen bulamamak mı?
Yoksa seçmeni üyeye, üyeyi örgüte, örgütü de toplumsal güce dönüştürememek mi?
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Temmuz 2026 verilerine göre Türkiye İşçi Partisi’nin 35 bin 130, Türkiye Komünist Partisi’nin 6 bin 861, SOL Parti’nin 6 bin 53, Emek Partisi’nin ise 4 bin 900 kayıtlı üyesi bulunuyor. ESP, SYKP, TKH, EHP vb. sayıları yirmiye yaklaşan Sol/Sosyalist Partilerin ise her birinin birkaç yüz üyesi olduğu görünüyor.
En büyük dört sosyalist partiyi toplayın: 52 bin 944 kişi.
Milyonlarca insanın geçim sıkıntısı çektiği, işçilerin güvencesizliğe mahkûm edildiği, emeklilerin yoksullukla mücadele ettiği, gençlerin geleceklerini başka ülkelerde aradığı bir Türkiye’de dört sosyalist partinin toplam üye sayısı 53 bine bile ulaşmıyor.
Peki, neden?
Yoksulluk büyüyor, SOL neden büyümüyor?
Türkiye’de solun üzerinde siyaset yaptığı toplumsal sorunlar azalmıyor. Tam tersine derinleşiyor.
Hayat pahalılığı var. İşsizlik var. Gelir adaletsizliği var. Barınma krizi var. Geleceğinden umudunu kesmiş gençler var.
Maaşı daha hesabına yatmadan kiraya, faturaya, kredi kartına giden milyonlar var.
Yani solun toplumsal zemini ortadan kalkmış değil.
Fakat bu sorunları yaşayan herkesin kendisini sosyalist bir partide ifade etmediği de ortada.
Demek ki yalnızca haklı olmak yetmiyor.
Haklılığınızı toplumsal bir güce dönüştürebilmeniz gerekiyor.
Bir tarafta milyonlar, diğer tarafta binler
CHP’nin kayıtlı üye sayısı yaklaşık 1 milyon, Yeni Partinin ise 750 bin civarında. Sosyalist partilerle aynı siyasal çizgide bulunmasa da geniş sol ve sosyal demokrat alanın örgütlenme kapasitesi bakımından önemli bir örnek oluşturuyor.
Şimdi bir düşünce deneyi yapalım.
CHP’nin 1 milyon, Yeni Parti’nin de 750 bin üyesi olduğunu belirttik.
Böyle bir tabloda bile dört sosyalist partinin toplam 52 bin 944 üyesi, bu iki varsayımsal sayının toplamının yalnızca yüzde 3’üne karşılık geliyor.
Elbette siyasal güç yalnızca üye sayısıyla ölçülemez. Bir partinin toplumsal etkisi, seçim performansı, sendikalarla ilişkisi, yerel örgütlenmesi ve düşünsel üretimi de önemlidir.
Ancak üyelik, siyasal bağlılığın ve örgütlü sürekliliğin göstergelerinden biridir.
Ve Türkiye sosyalist hareketinin bu alanda ciddi bir sorunu olduğu görülüyor.
Sosyal medyada büyümek, sokakta büyümek değildir
TİP örneği bu açıdan dikkat çekici.
Partinin 2023 sonrasında artan görünürlüğü, özellikle gençler arasında yarattığı ilgi ve sosyal medya performansı üyelik sayılarına da yansıdı.
Ancak 2025 başında 44 bini aşan kayıtlı üye sayısı, Temmuz 2026’da 35 bin 130’a geriledi.
Bu değişim bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor.
Bir milletvekilinin konuşmasının milyonlarca kez izlenmesi örgütlenmek değildir.
Bir miting meydanını doldurmak tek başına örgütlenmek değildir.
Bir sosyal medya paylaşımının gündem olması da örgütlenmek değildir.
Örgütlenmek, insanların hayatında kalıcı bir yer edinmektir.
Mahallede olmaktır. Fabrikada olmaktır. Üniversitede, işyerinde, pazarda olmaktır.
İşçinin yalnızca grevinde değil, gündelik yaşamında da yanında bulunmaktır.
Sol kendi dilinin esiri mi?
Türkiye solunun tartışması gereken bir başka mesele de kullandığı dil.
Yıllardır aynı kavramlar, aynı sloganlar, aynı ideolojik tartışmalar...
Bazen birbirine çok benzeyen partilerin birbirlerinden nasıl ayrıldıklarını anlatmak için harcadıkları enerji, topluma ulaşmak için harcadıklarından daha fazla görünüyor.
Oysa pazarda alışveriş yapan emekli hangi sosyalist partinin teorik olarak daha doğru olduğunu merak etmiyor.
Ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor.
Üniversite öğrencisi hangi fraksiyonun tarihsel değerlendirmesinin doğru olduğunu tartışmıyor.
Barınacak yer arıyor.
Asgari ücretli, uzun ideolojik açıklamalardan önce emeğinin karşılığını neden alamadığını bilmek istiyor.
Solun bu sorunlara söyleyecek sözü var.
Peki, bu söz neden yeterince insana ulaşmıyor?
Belki de mesele anlatılanlarda değil, anlatma biçimindedir.
Birleşmek yeterli mi?
Türkiye solunda yıllardır tekrarlanan bir çağrı var:
"Sol birleşmeli."
Elbette siyasal parçalanmışlığın bir maliyeti bulunuyor.
Ancak dört küçük örgütün aynı çatı altında toplanması, kendiliğinden büyük bir toplumsal hareket yaratmaz.
Asıl mesele, örgütsüz milyonlarla nasıl ilişki kurulacağıdır.
Bugün 25 yaşındaki bir genç neden sosyalist bir partiye üye olsun?
Bir moto-kurye neden o partinin kapısını çalsın?
Bir beyaz yakalı neden toplantısına katılsın?
Bir emekli neden mahallesindeki parti binasına girsin?
Bu soruların cevabı yalnızca ideolojik metinlerde bulunamaz.
Cevap, gündelik hayatın içinde aranmalı.
Sol yeniden hayatın içine dönmeli
Belki de yapılması gereken büyük sözlerden önce küçük ama somut işlerdir.
Bir mahallede çocukların ücretsiz yemek yiyebilmesi için mücadele etmek.
Üniversite öğrencilerinin barınma sorununa çözüm aramak.
İşten çıkarılan işçinin hukuki mücadelesinde yanında olmak.
Emeklilerin insanca yaşayabilecekleri bir gelir talebini örgütlemek.
Kadınların güvenli, eşit ve özgür bir yaşam sürmesi için yerel dayanışma ağları kurmak.
Çünkü siyaset yalnızca insanlara ne düşündüğünüzü anlatmak değildir.
İnsanlara, "Senin hayatın benim meselem" diyebilmektir.
Türkiye’de eşitlik isteyen insanlar var.
Adalet isteyenler var.
Laiklik, özgürlük, demokrasi ve emeğinin karşılığını isteyen milyonlar var.
Ama bu taleplerin hepsinin sosyalist partilerde örgütlü bir karşılık bulmadığı da ortada.
Üstelik kayıtlı üye sayısı, bir partinin bütün destekçilerini göstermiyor. Yine de rakamlar üzerinde düşünülmesi gereken bir örgütlenme açığına işaret ediyor.
Belki de artık solun kendisine sorması gereken soru şu:
Biz yıllardır halkın neden bize gelmediğini tartışıyoruz da neden bizim halka yeterince gidemediğimizi tartışmıyoruz?
Çünkü toplumsal değişim yalnızca doğru fikirlerle değil, o fikirleri insanların hayatına taşıyacak örgütlü ilişkilerle mümkün olur.
Ve bazen siyaset, en büyük teorik tartışmadan değil, bir insanın kapısını çalmaktan başlar.