Nisan ayında Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullardan gelen silahlı saldırı haberleriyle sarsıldık.
Çocuklar yaralandı, çocuklar öldü, bir öğretmen yaşamını yitirdi.
Günlerce konuştuk. Soruşturmalar açıldı, önlemler açıklandı, okul güvenliği yeniden gündeme geldi.
Aradan birkaç ay geçti.
22 Eylül’de bu kez Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, bir lisenin yakınında 15 yaşındaki bir öğrenci av tüfeğiyle ateş açtı. 11 öğrenci yaralandı.
Üstelik saldırı, Millî Eğitim Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında okul güvenliğine ilişkin yeni protokolün imzalanmasının hemen ardından gerçekleşti.
Elbette hiçbir protokol bütün saldırıları önleyemez.
Ama Nisan’dan Eylül’e geldiğimizde aynı haberleri yeniden okuyorsak şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bu beş ayda okullarımızda gerçekte ne değişti?
GÜVENLİK KAPIDA BAŞLAMIYOR
Okul güvenliği denildiğinde aklımıza hemen kamera, turnike, güvenlik görevlisi ve okul polisi geliyor.
Bunların hepsi önemli.
Ama mesele bundan çok daha büyük.
Bir çocuk silaha nasıl ulaşıyor?
Haftalardır akran zorbalığına maruz kalıyorsa bunu kim fark ediyor?
Bir öğrencinin davranışlarında ciddi değişiklikler görülüyorsa öğretmen ne yapıyor?
Rehberlik servisi risk gördüğünde hangi mekanizmayı harekete geçiriyor?
Okul, aile, emniyet ve sosyal hizmetler arasında gerçekten çalışan bir sistem var mı?
Manisa saldırısının ardından şüphelinin akran zorbalığı yaşadığı yönündeki iddiaların araştırıldığı açıklandı. Saldırıda kullanılan av tüfeğine aile çevresinden erişildiğine ilişkin bilgiler de soruşturmanın başlıklarından biri oldu.
Akran zorbalığı elbette silahlı saldırının gerekçesi olamaz. Ama çocukların yaşadığı çatışmaları, dışlanmayı, öfkeyi ve davranış değişikliklerini erkenden fark edebilecek mekanizmalarımızın olup olmadığını sorgulamak zorundayız.
Çünkü okul güvenliği, saldırgan okul kapısına geldiğinde başlamaz.
Çok daha önce başlar.
15 YAŞINDAKİ BİR ÇOCUK SİLAHA NASIL ULAŞIYOR?
Belki de en rahatsız edici soru bu.
Bir çocuk bir av tüfeğine nasıl erişebiliyor?
Silah ruhsatlı olsa bile çocuğun ulaşabileceği yerdeyse gerçekten güvenli sayılabilir mi?
Evlerde bulunan silahların nasıl muhafaza edildiği yeterince denetleniyor mu?
Bunlar yalnızca emniyetin değil, eğitim sisteminin de soruları.
Çünkü o silaha ulaşan çocuk ertesi sabah bizim çocuklarımızla aynı okulun kapısından geçiyor.
OKULLARA ERKEN UYARI SİSTEMİ GEREKİYOR
Artık yalnızca rehberlik hizmetlerinden değil, her okulda işleyen bir erken uyarı ve müdahale sisteminden söz etmeliyiz.
Öğretmen risk gördüğünde ne yapacağını bilmeli.
Rehberlik servisi yalnız bırakılmamalı.
Okul yönetimi gerektiğinde aile, sosyal hizmetler ve emniyetle hızla iletişim kurabilmeli.
Ve bunların hiçbiri okul müdürünün ya da öğretmenin kişisel inisiyatifine bırakılmamalı.
Manisa saldırısının ardından konu TBMM gündemine de taşındı. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, akran zorbalığı veya şiddet eğilimi iddialarının ilgili kurumlara bildirilmesini sağlayan standart ve bağlayıcı bir protokol bulunup bulunmadığını sordu.
Aslında hepimizin sorması gereken soru da bu.
SINAVDAN ÖNCE GÜVENLİK
Eğitim konuştuğumuzda sürekli PISA sonuçlarını, LGS’yi, YKS’yi, müfredatı, dijitalleşmeyi ve yapay zekâyı tartışıyoruz.
Hepsi önemli.
Ama daha temel bir göstergemiz olmalı:
Çocuklarımız okullarında kendilerini güvende hissediyor mu?
Bir çocuk okula giderken korkuyorsa, öğretmen sınıfa girerken can güvenliğini düşünüyorsa, anne-baba çocuğunu okul kapısında bıraktıktan sonra endişeleniyorsa diğer başarıların anlamı eksik kalıyor.
Okullarımızı yalnızca daha yüksek duvarlarla koruyamayız.
Silaha erişimi konuşmadan, akran zorbalığıyla mücadele etmeden, rehberlik sistemini güçlendirmeden, aileyi sürece katmadan ve eğitim-emniyet-sosyal hizmetler arasında gerçek bir koordinasyon kurmadan olmaz.
Nisan ayında “Bir daha olmasın” dedik.
Eylül ayında Manisa’yı konuşuyoruz.
Şimdi yine soruşturmalar yapılacak, raporlar hazırlanacak, tedbirler gözden geçirilecek.
Fakat artık yalnızca “Hangi önlemleri aldınız?” diye sormak yetmiyor.
Asıl soru şu:
Aldığınız önlemler neyi değiştirdi?
Umarım birkaç ay sonra başka bir okulun adını bu satırlara eklemek zorunda kalmayız.
Çünkü bir eğitim sisteminin başarısı yalnızca sınav sonuçlarıyla ölçülmez.
Sabah evinden çıkan bir çocuğun akşam ailesine sağ salim dönebilmesi de o sistemin başarısıdır.
Bir okulun ilk görevi, çocuğa ders vermeden önce onun yaşamını koruyabilmektir.