Adana’da sekiz gün boyunca sinema yalnızca salonlarda değildi; sokakta, otelde, kafede, festival alanında, bir filmin ardından başlayan sohbetteydi. 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin peşinden aklımda kalan en güçlü duygu da bu oldu: Adana sinemayı gerçekten seviyor.
Festival boyunca filmler ücretsiz gösterildi. Seansların büyük bölümünde salonlar doldu, kimi gösterimlerde yer bulmak kolay olmadı. Gençler, öğrenciler, yıllardır festivali takip eden Adanalılar aynı karanlık salonda yan yana oturdu. Bir kez daha gördük ki seyircinin sinemadan uzaklaştığını söylemeden önce, ona sinemaya erişme imkânı verip vermediğimize bakmak gerekiyor.
Bu yıl festival kapsamında 23 ülkeden 154 yönetmenin toplam 210 filmi seyirciyle buluştu. Ulusal yarışmadan dünya sinemasına, kısa filmlerden belgesellere ve özel gösterimlere uzanan geniş bir seçki vardı. Sekiz gün boyunca kentin gündeminde sinema vardı.
Ama Altın Koza’nın bu yıl üzerinde durduğu mesele yalnızca sinema değildi.
Festivalin teması “Plastiksiz Bir Dünya”ydı.
Bu tema Adana için ayrıca anlamlıydı. Çünkü dünyanın plastik atıklarının bir bölümünün Türkiye’ye, özellikle de Adana’ya kadar uzanan yolculuğu artık yalnızca çevre örgütlerinin raporlarında kalan bir mesele değil. Çukurova’nın bereketli toprakları, bir yandan üretiyor, bir yandan da başka coğrafyaların atıklarıyla mücadele ediyor.
Üstelik festivalde yarışan “Ölü Köpekler Isırmaz”, tam da bu meseleyi sinemanın diliyle beyazperdeye taşıdı. Böylece festivalin “Plastiksiz Bir Dünya” çağrısı bir slogan olarak kalmadı; yarışma filmlerinden birinin hikâyesinde karşımıza çıktı. Festivalin temasıyla beyazperdedeki hikâyenin yan yana gelmesi, bu yıl Altın Koza’nın en anlamlı buluşmalarından biriydi.
Çünkü bazen bir çevre sorununu rakamlarla anlatırsınız, bazen de bir film gelir ve o rakamların arkasındaki hayatı gösterir.
Altın Koza’nın asıl gücü de belki burada. Sinemayı yalnızca ödüllerin verildiği, kırmızı halıların serildiği birkaç güne hapsetmemesinde. Kentle, insanla ve yaşadığımız çağın sorunlarıyla ilişki kurabilmesinde.
Çukurova bereketli bir ova. Bu bereket yalnızca toprağında değil, sanatında da kendini gösteriyor. Adana’nın sinemayla bağı zaten yeni değil. Yılmaz Güney’den Şener Şen’e, Menderes Samancılar’dan bugün sinemaya adım atan gençlere uzanan güçlü bir damar var burada.
Sekiz günün sonunda ise insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Sinemayı bu kadar seven bir kentin neden daha fazla sinema salonu olmasın?
Festival günlerinde ücretsiz gösterimlerin önünde oluşan ilgi aslında önemli bir şey söylüyor. İnsanlar sinemadan vazgeçmedi. Belki de sinema, insanların hayatından biraz uzaklaştı. Sekiz günlük sinema yolculuğu ödül töreniyle noktalandı. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda “Bir Arada Yalnız” En İyi Film Ödülü’nün sahibi olurken, festival boyunca farklı dallarda sinemacılar ve yapımlar ödüllendirildi. Vahide Perçin ve Ferzan Özpetek’e Onur Ödülleri, Suna Selen, Macit Koper ve Aydın Sayman’a Orhan Kemal Emek Ödülleri verildi.
Keşke Altın Koza’nın ardından Adana’ya kalıcı bir sinema salonu daha kazandırılsa. Yıl boyunca dünya sinemasının, bağımsız filmlerin, belgesellerin ve genç yönetmenlerin filmlerinin gösterildiği; söyleşilerin yapıldığı, gençlerin sinemayla buluştuğu bir salon...
Çünkü festival biter, afişler iner, konuklar kentten ayrılır.
Ama sinemayı gerçekten seven bir şehirde perde açık kalmalı.