İnternet haber sitelerinin görünürlüğü ve gelir modeli bugün büyük ölçüde sosyal medya trafiğine bağımlı hale geldi. Bu durum haberin üretim mantığını da dönüştürdü.
Türkiye’nin hamburger, kola ve patates kızartması üçlüsüyle tanışması 1986 yılında gerçekleşti. 1980’lerde çözünebilir hazır kahveyle, 1990’larda ise filtre kahveyle tanıştık.
İçeceklerin fast foodlaşması ise yemeğe göre çok daha hızlı gelişti.
Hızlı yemek ihtiyacını ekmek arası yiyecekler ya da dürümle karşılayan Türk insanının yemek kültüründe bir tür "damak reformu" yaşandı.
Yerli "Fast food" arayışları yerel tatların da endüstriyelleşmesini doğurdu. Pek çok geleneksel lezzet için "yerli ve milli" fast food zincirleri ortaya çıktı.
Çözünebilir içecekler için de durum farklı değildi.
Bugün menengiç kahvesinden dibek kahvesine, salepten şerbetlere kadar pek çok geleneksel içeceğimiz toz formda üretiliyor. Ve sağlığa zararları saymakla bitmeyecek bu ürünler, her nasılsa keyifle tüketilebiliyor.
Tadı menengiç kahvesine ya da salepe benzeyen toz bir şeyler içerek damağınızı ve sağlığınızı "hack"liyorsunuz.
* * *
Peki fast food gazetecilik?
Hollanda merkezli, yavaş gazetecilik taraftarı De Correspondent’ın kurucularından Rob Wijnberg, “Fast food vücudumuza ne yapıyorsa haber de aklımıza aynısını yapıyor… Haber sağlığımızı tehdit ediyor, hem birey hem de toplum için kötü” diyordu.
Damak nasıl ki gerçek gıdanın yerine bir benzerini koymaya alıştırıldıysa, zihin de bilginin yerine uyaranı, düşünmenin yerine akışı, anlamın yerine etkileşimi koymaya alıştırıldı.
Dün İstanbul'da düzenlenen 'Türkiye Yapay Zeka Zirvesi'nde konuşan Selçuk Bayraktar şunları söyledi:
"Arka planda çalışan yapay zeka, nörolojik zaaflarımızı analiz ederek dopamin salgımızı tetikleyerek, bizi o ekranda 10 saniye daha fazla tutacak öfke, hedonizm ve korku temelli içerikleri optimize ediyor. Baktıkça ağına daha fazla çekiyor, içine çekildikçe daha fazla bakıyorsunuz."
* * *
İnternet haber sitelerinin görünürlüğü ve gelir modeli bugün büyük ölçüde sosyal medya trafiğine bağımlı hale geldi. Bu durum haberin üretim mantığını da dönüştürdü.
Editörler uzun süredir haberlerinin derinliğiyle, doluluğuyla ya da okur için ne ifade edeceğiyle değil; “Bu haber tıklanır mı?”, “Bu başlık paylaşılır mı?”, “İlk birkaç saniyede dikkat çeker mi?” gibi sorularla da meşgul olmak zorunda kalıyor.
Bugün özel bir sosyal medya ekibi istihdam etmeyen pek çok haber merkezinde editör; aynı anda bir reklamcı, SEO uzmanı, dağıtımcı, grafik tasarımcı ve video üreticisi gibi çalışıyor. Haberin kendisinden çok sosyal medyadaki etkileşim kapasitesi önem kazanıyor.
İşte haberciliğin fast foodlaşması.
* * *
Fast food'laşmanın tarihi gösteriyor ki bir noktadan sonra insanlar kuru kuruya doymakla yetinmiyor ve gerçek lezzetler aramaya başlıyor.
Habercilikte de yaşanacaktır...
Kim bilir… Belki de yakında gurme kahveciler gibi "gurme haber tüketicileri" de göreceğiz. Tek cümlelik haberler, üç dakikalık gündem özetleri değil de haftada bir uzun dosya; öfke, hedonizm ya da korku temelli içerikler yerine "editör tavsiyesi" isteyen insanlar gibi…
Damak nasıl unutmadıysa, zihin de unutmayacaktır.
Sinan Acıoğlu
babaocagi.com.tr