Siyasal ya da sosyal sorunlarımızı yalnızca politika yoluyla aşamadığımız ortada. Kendi anlatılarımızın, masallarımızın, öykülerimizin ibretli ve onarıcı gücüne ihtiyacımız var.
"Yörük Masalları" üzerine geçen hafta bıraktığımız yerden devam edelim.
Masal dilini anlamak için genelde Batı yazınına başvuruyoruz. Carl Jung'un "kolektif bilinçdışı" ve Joseph Campbell'in "monomit" kavramları mit ve efsaneleri anlamak için en çok başvurulan iki anahtar kavram durumunda.
Carl Jung'un analitik psikoloji kuramına göre arketipler, kolektif bilinçdışının temel kalıplarıdır. Rüyalarda, mitlerde, masallarda ve efsanelerde evrensel semboller olarak görünürler.
Jung'dan etkilenen Campbell'in çalışmaları ise "maceraya atılan, bir krizden zaferle çıkan ve dönüşmüş olarak evine dönen kahraman" temalı anlatıların ortak bir şablonunu sunar.
Yörük masallarında da Dede Korkut hikayelerinde de bu "dönüşüm şablonuna" rastlarız:
Masal kahramanımız önce bir problemi fark eder ya da bir problemin ortasına düşer. Vazife üstlenmeyi reddeder. "Bilge" ile tanışır, yardım yetişir. Kahramanımız mücadele eder ve dönüşür. Dönüşmüş olarak "terki terk" eder.
Sonrası malumdur: Gökten üç elma düşer...
"Üç elma" ile hikayenin herkese ulaştığı, herkesin kendi payına düşen mutluluğu ve ibreti aldığına işaret edilir.
"Ozan sözü tez ola" denilmiştir. Ozan, az lafla çok söz anlatabilendir.
"Vecîze" kavramının da kendisinden türediği "îcâz", “bir maksat ve fikrin en az sözle açıklanması” anlamına gelir. Masallardaki îcâzlı anlatım, kolektif bilinçdışının evrensel sembollerinin kullanılmasıyla sağlanır. Az sözle çok "ibret" verilir.
Arapça kök anlamıyla "derin veya sarp geçitleri aşmak" ve "bir kıyıdan diğerine geçmek" fiiline dayanan "ibret" kelimesi zaman içinde "yanlış davranışların yol açtığı kötü sonuçlardan ders almak" anlamına doğru evrilir.
Niyazi Mısri, "Bir göz ki anın olmaya ibret nazarında, ol düşmenidir sâhibinin başı üzerinde" der. "İbret almayan, ibret olur" sözüyle de gelecek nesiller uyarılır.
Romalı ozan Horatius, "quid rides de te fabula narratur" diyerek diklenir: Neden gülüyorsun? Sadece ismi değiştir, anlatılan aslında senin hikayendir!
* * *
Amerikalı psikanalist Clarissa Estes, “Öyküler ilaçtır. Bir şey yapmamızı, olmamızı, etmemizi şart koşmazlar, dinlememiz yeterlidir. Yitirilmiş bir psişik dürtünün onarımı için gereken çareler, öykülerin içinde bulunur" der.
Her öykü, herkes için aynı miktarda "onarıcı" olabilir mi orası tartışma götürür ama Türk Mitolojisi, Yörük Masalları ya da Oğuznameler kendi arketip setimizle, "bizi onarmak" için hazır bekliyor.
Siyasal ya da sosyal sorunlarımızı yalnızca politika yoluyla aşamadığımız ortada. Kendi anlatılarımızın, masallarımızın, öykülerimizin ibretli ve onarıcı gücüne ihtiyacımız var.
Sinan Acıoğlu
babaocagi.com.tr