Sağlıksız ve erginleşmemiş "eril" tipolojinin kontrolcü, tehditkar ve saldırgan davranışları Moore'a göre, "ataerki", "patriyarka" değil olsa olsa bir "puerarki"ydi: Yani, "çocukların egemenliği" ya da "çocuklaşmış yönetim."
Amerikalı psikolog Robert L. Moore, yirminci yüzyılın sonlarında, eril kimliğin büyük çapta bir krizle karşı karşıya olduğunu ileri sürerek şu tespiti yapıyordu:
"Birleşik Devletler ve Batı Avrupa'da neden bu kadar cinsiyet karmaşası yaşanıyor? Öyle görünüyor ki herhangi bir şeyin eril ya da dişil özünü belirleyebilmek gittikçe daha zor bir hale geliyor."
Robert Moore, geleneksel ailenin çözülüşü nedeniyle daha fazla ailenin "namevcut baba" olgusuyla yüzleştiğini, duygusal ve fiziksel terk edilmenin her iki cinsiyetten çocuklar için psikolojik bir yıkımın kaynağı olduğunu savunuyordu.
Namevcut baba: Çocuklarıyla vakit geçirmeyen, onları dinlemeyen, duygusal paylaşımda bulunmayan, çocuğu yerine dış dünyaya, işe güce veya maddi konulara öncelik veren babaları ifade ediyor.
"ERKEK NUMARASI YAPAN ÇOCUKLAR"
Robert Moore, "asıl üzücü gerçek, çoğu erkeğin ergin olmayan bir gelişim seviyesinde takılı kalmasıdır" diyerek şunları sıralıyordu:
"Kaypak politik lider, karısını döven adam, sürekli olarak 'huysuz' patron, gösterişçi alt müdür, ihanet eden koca, yıldız sporcularıyla alay eden koç, bilinçdışı olarak hastasının 'aydınlanmasına' saldırıda bulunan terapist..."
Ülkemize uyarlayarak listeyi hayli uzatmak da mümkün...
Tüm bu erkeklerin ortak yanı: Hepsinin "erkek numarası yapan" çocuklar olmalarıydı!
Bu sağlıksız ve erginleşmemiş "eril" tipolojinin kontrolcü, tehditkar ve saldırgan davranışları Moore'a göre, "ataerki", "patriyarka" değil olsa olsa bir "puerarki"ydi: Yani, "çocukların egemenliği" ya da "çocuklaşmış yönetim."
Yani otorite var ama olgunluk yok...
"BABAYI BULMAK..."
Politik psikoloji ve çatışma uzmanı Prof. Vamık Volkan, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın "psikobiyografisini" yazmış ve çalışmasında "silik baba" ile "dominant anne" arasında sıkışmış bir çocuğun terör örgütü liderine nasıl dönüştüğünü tartışmıştı.
Prof. Volkan'a göre Öcalan, "yaşamı boyunca güçlü bir baba arar. Bilinçaltındaki ‘baba’, onun saldırganlığından memnun olacaktır.”
Prof. Volkan, Öcalan’ın yakalandıktan sonra basına servis edilen ilk fotoğrafını da şöyle yorumlar: “Aradığı baba figürünü sonunda buldu! İçi rahatladı. Ellerini önüne kavuşturdu. Babasının, yani devletin önünde uslu bir çocuk gibi oturdu.”
* * *
Robert L. Moore ve Vamık Volkan'ın görüşleri tartışma götürür... Ama Babalar Günü vesilesiyle, "babalık" ve "aile" üzerine farklı türde bir düşünme pratiği için önemli ayrıntılar barındırıyorlar.
"Baba" dediğimiz şey yalnızca eve ekmek getiren, kural koyan ya da otorite kuran kişi midir? Tüm dünyada yaşanan "cinsiyet karmaşasını" hafife alıyor olabilir miyiz? Çağımız gerçekten de bir "Puerarki" yaşıyor olabilir mi?
Belki bu soruların kesin cevapları yoktur.
Moore’un bakış açısına göre, bireylerin ve toplumların sağlıklı bir şekilde erginleşebilmesi için "olgun ve dengeli" bir liderlik figürüne ihtiyaç vardır. Ancak bu liderlik, tiranlığa veya pasif bir zayıflığa kaymamalıdır. Erginleşmiş bireyler ve toplumlar, otoriteyle sağlıklı bir ilişki kurabilir, onu tamamen reddetmek ya da körü körüne boyun eğmek gibi uçlar arasında bir denge bulabilir. Dileriz ki bulunur...
Baba Ocağı'ndayız...
Tüm babalarımızın babalar günü kutlu olsun. Ebediyete göçen babalarımıza ve tüm kurucu babalarımıza rahmet olsun...
Sinan Acıoğlu
babaocagi.com.tr