Bazı cümleler vardır; duyduğunuz an zihninizde bir kapı açar ve sizi yıllar öncesine götürür.

Dün akşam tv100 ekranında Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurduğu tek bir cümle bende tam da bunu yaptı:

“Çok şaşırdım… Gerçekten şaşırdım.”

Konu, Ahbap ve Haluk Levent hakkında yürütülen soruşturmaydı.

O cümleyi duyunca gözüm ekrandan çok hafızama döndü.

Çünkü gazetecilik, yalnızca bugünü takip etmek değildir.

Dünü unutmamaktır.

**

Zamanı biraz geriye saralım…

2017’nin sonbaharı.

Yurt Gazetesi’nin Web Genel Yayın Yönetmeniyim.

Ankara’nın tek gündemi Melih Gökçek’in görevden alınması.

Kemal Kılıçdaroğlu herkesin hoşuna gitmeyecek ama demokrasinin temel ilkelerinden birini savunuyor:

“Seçimle gelen, seçimle gitmeli.”

Haluk Levent ise sosyal medyadan çok sert bir çıkış yapıyor.

Biz de Yurt Gazetesi olarak buna sessiz kalmıyoruz.

Günlerce yazıyoruz.

Eleştiriyoruz.

Manşetlere taşıyoruz.

Çünkü gazetecilik, alkış dağıtmak ya da rüzgâra göre saf değiştirmek değildir.

Tam o günlerde kulisler hareketleniyor.

CHP’li belediyeler Haluk Levent konserlerini birer birer iptal etmeye başlıyor.

Konu artık sosyal medya tartışmasının ötesine geçmiş durumda.

Bir süre sonra Konya’da karşılaşıyoruz.

Yanına gidip doğrudan soruyorum:

“Bize kırgın mısın?”

Yüzünde o bildik rahat ifadeyle cevap veriyor:

“Yok be kardeşim… Siz gazetecisiniz yazacaksınız, biz sanatçıyız söyleyeceğiz. Atıştık geçti. Gazetecilik yaşasın.”

Gülümsedim.

Barış Cihan Haluk Levent

Ama o gün anladım ki o sözler bana söylenmiyordu.

O sözler, büyüyen krizi durdurmaya yönelikti.

Bazen insanlar haklı oldukları için değil, kayıplarının büyüdüğünü gördükleri için yumuşarlar.

Ben de o günü, o cümleyi ve o tavrı hafızamın bir köşesine not ettim.

DEPREM VE ASKIYA ALINAN HAFIZA

Aradan yıllar geçti.

Türkiye, tarihinin en büyük felaketlerinden birini yaşadı.

6 Şubat depremleri…

Devlet kurumlarına ve geleneksel yardım mekanizmalarına duyulan güven ciddi biçimde sarsılmıştı.

İnsanlar yardımını ulaştırabileceği güvenilir bir adres arıyordu.

Ahbap, işte o gün milyonlarca insan için bir yardım derneğinden çok daha fazlasına dönüştü.

Toplumun güven duyduğu bir liman hâline geldi.

Muhalefet de bu toplumsal güvene destek verdi.

Ve tam o noktada hafıza askıya alındı.

Dününe baktığınızda çek davalarıyla, dolandırıcılık iddialarıyla, kumar haberleriyle ve çeşitli adli süreçlerle yıllarca kamuoyunun gündemine gelmiş bir isim…

O günlerde bunların hiçbiri konuşulmadı.

Çünkü memleketin güvene ihtiyacı vardı.

Güven duygusu büyüdükçe hafıza küçüldü.

Belki acı çok büyüktü.

Belki insanların sorgulamaya değil, tutunacak bir dala ihtiyacı vardı.

Ama gerçeklerin de kötü bir huyu vardır.

Er ya da geç dönüp insanın kapısını çalar.

ŞAŞIRMAK BİR HAFIZA LÜKSÜDÜR

Bugün aynı isim hakkında ağır iddialar konuşuluyor.

Soruşturmalar yürütülüyor.

Gözaltılar yapılıyor.

Ve ekranlarda herkes şaşırıyor.

Ben şaşırmıyorum.

Çünkü şaşırmak için unutmuş olmak gerek.

Ben ne 2017’de attığımız manşetleri unuttum…

Ne Konya’daki o kısa sohbeti…

Ne deprem günlerinde toplumun nasıl bir güven adresi aradığını…

Ne de bugün açılan dosyaları…

Hepsi aynı hafızanın içinde duruyor.

Gazetecilik de tam burada başlıyor.

Dünü bugünden ayırmadan bakabilmekte…

İnsanların bugün söylediklerini değil, dün yaptıklarını da hatırlayabilmekte…

Çünkü bu ülkede en hızlı değişen şey gündemdir.

Sonra kahramanlar değişir.

Siyaset değişir.

Manşetler değişir.

Ama arşiv değişmez.

Gazetecinin gerçek pusulası da arşividir.

Dün yazdığını bugün inkâr etmiyorsan…

Dün alkışladığını bugün sorgulayabiliyorsan…

Dün eleştirdiğini yarın yine aynı gerekçelerle eleştirebiliyorsan…

İşte gazetecilik…

Arşiv, yine bugünden daha güçlü çıktı.