"Gerçek" ile "üretilmiş gerçek" arasındaki sınırın giderek bulanıklaştığı bir çağda, Hasan Sabbah'ı yapay zeka ile üretilen bir yapımla anlatmak ile onun "sahte cennet" hikayesi arasında tuhaf bir paralellik var...

Hem Türkiye'de hem de dünyada bir parlayıp bir sönen ama reytingini neredeyse hiç kaybetmeyen başlıklarından biri "kuşaklar" konusu...

Boomer, X, Y, Z, alfa vb. her kuşağın kendine has özellikleri kimi zaman bir esprinin kimi zaman da bir akademik araştırmanın konusu olabiliyor.

Yeni bir "teori" de değil.

İbni Haldun, 14. yüzyılda kuşaklar konusunu işliyor. Hatta "kuşak teorileri" üzerine çalışmalara ilham veren temel eserin İbni Haldun'un Mukaddime'si olduğu Batı'da da kabul görüyor.

İbni Haldun, “İnsan zamanının ve zemininin çocuğudur” diyordu...

Her kuşak devraldığı kültürel miras yanında kendi dönemine damga vuran savaşların, afetlerin, siyasi dönüşümlerin etkilerini taşıyor. Nesiller arası farklılıklar dinlenen şarkılarda, izlenen filmlerde\dizilerde, oynanan oyunlarda dahi gözlenebiliyor.

Çok değil beş on yıl öncesine kadar örneğin yediğini içtiğini sosyal medyada paylaşmak "Z kuşağının görgüsüzlüğü ve saygısızlığı" başlığı altında kınanıyordu.

"Hayatımı yaşıyorum" temalı mutlu, gezgin ve "zengin" pozların, filtrelere boğulmuş fotoğrafların "yapaylığı" eski kuşaklarca kültürel açıdan kaygıyla tartışılırdı.

Yapay zekayla oluşturulan günümüzün görsellerine nispetle dünün eleştiri konusu "filtre atılmış fotoğrafları" meğer gayet "gerçek" kalıyormuş aslında: Pozlar, tavırlar "yapay" olsa dahi en azından görüntüler gerçekti. Yapay zeka uygulamaları sayesinde bugün "kendini baştan yaratmak" eski moda fotoğraf filtrelerinin, karışık kontrast ve renk ayarlarının çok ötesinde hem mümkün hem de kolay hale geldi.

"İnsanlar seyahate artık yalnızca fotoğraf çektirmek için çıkıyor azizim" türü "boomer" söylenmeler azaldı, "hadi selfi çekilelim" diyenler de...

2017 yılından bir haber başlığı şöyleydi:

"Selfie çubuğu çılgınlığı bitti: Fiyatı 5 liraya kadar düştü!"

* * *

Evet "selfie çubuğu" hızla müzelik oldu...

Böyle giderse kameralar, setler, film platoları da yok olur mu dersiniz?

İnsanların "self (benlik) ihtiyaçları" olduğu müddetçe "self" arzulara hitap eden yeni yeni "çılgınlıklar", araçlar, yazılımlar, anlatılar da türeyip duracaktır elbette ama gidişat gerçekten garip: Yapay zekayla gitmediği yerlere gidenler mi dersiniz kendisini hakim, savcı, ünlü iş adamı gibi gösterip dolandırıcılık kovalayanlar mı...

Kuşaklar arasındaki fark artık yalnızca neyi izlediğimiz, neyi dinlediğimiz üzerinden değil, neyin "gerçek" olup olmadığı, gerçeği nasıl kabul ettiğimizle ilgili konularda da ortaya çıkacak gibi görünüyor.

* * *

Tamamen yapay zeka ile üretilen Türkiye'nin ilk dizisi de bu hafta yayınlandı. Dizi Hasan Sabbah ve Alamut Kalesi efsanesini konu alıyor.

Hasan Sabbah’ın kurduğu "sahte cennet" efsanesi, Alamut Kalesi'nin arkasındaki vadiye kurduğu lüks bahçelerde genç fedailere haşhah içirerek cennete gittiklerine inandırmasına dayanıyordu. Efsane Vladimir Bartol'un Alamut, Amin Maalouf'un Semerkant romanlarına konu oldu.

Yayınlanan dizi ise Hasan Sabbah'ı "sahte cennet bahçesinin sahibi" olmaktan çok Alamut Cehennemi'nin sahibi olarak resmediyor. Yerin altından çıkarılan fedailer ve fedailerin başındaki tipin ismi de bunu destekliyor.

Tesadüf mü, bilmiyorum ama "gerçek" ile "üretilmiş gerçek" arasındaki sınırın giderek bulanıklaştığı bir çağda, Hasan Sabbah'ı yapay zeka ile üretilen bir yapımla anlatmak ile onun "sahte cennet" hikayesi arasında tuhaf bir paralellik var.

Diziye ve Alamut'un bu yeni versiyonuna haftaya devam edelim.

Sinan Acıoğlu
babaocagi.com.tr