İktidara yakın gazetelerin haber dili belli bir çerçevede şekillenir: “Cumhurbaşkanı Boğaziçi Üniversitesi’nde iki yeni yurdu açtı.” “Gençlere yatırım yapıldı.” “Üniversiteye kapasite kazandırıldı.” “Devlet hizmet üretti.”

Haber metni bu cümleler etrafında kurulur. Açılış töreni, konuşmalar ve yatırım vurgusu öne çıkarılır. Ancak kampüs içinde yaşananlar bu anlatının dışında kalır. Güvenlik önlemleri, protesto iddiaları, öğrencilerin ve akademisyenlerin tepkileri ya da muhalefet basınında yer alan ayrıntılar bu yayınlarda yer bulmaz. Haber kurdele kesimiyle başlar ve orada biter.

Oysa demokratik toplum düzeninde kamusal tartışmaların görünürlüğü hukuk devletinin işleyişi kadar önemlidir. Bir olayın haber değeri taşıyıp taşımadığı yalnızca içeriğiyle değil, hangi siyasal iklimde değerlendirildiğiyle de ilgilidir.

Cumhuriyet’in haberine göre CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Boğaziçi Üniversitesi’ndeki akademisyen nöbetine verdiği destek akademik özgürlük ve üniversite özerkliği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

T24’ün aktardığına göre Özgür Özel Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi ziyaretini bir mizansen olarak nitelendirdi ve üniversite ziyaretlerinin bir adabı olması gerektiğini ifade etti.

Sözcü’nün haberine göre ise Boğaziçi’nde gerçekleşen iki ayrı ziyaret iki farklı tablo ortaya koydu. Bir ziyarette kampüs çevrim içi eğitime geçirildi, girişler sınırlandırıldı ve pankart açan iki kişi gözaltına alındı. Diğer ziyarette ise akademisyen nöbetine destek amacıyla gelen muhalefet lideri öğrenciler tarafından karşılandı, rektörlüğe sırtını dönerek protestoya katıldı ve açık bir forum düzenlendi.

İki farklı ziyaret, iki farklı yönetim anlayışı.

Türkiye Cumhuriyeti idare teşkilatı anayasal olarak merkezden yönetim ve yerinden yönetim esasına dayanır. Anayasa’nın 123. maddesi idarenin bütünlüğünü ve kanunilik ilkesini düzenler. İdare hukuku öğretisinde bu sistem merkezden yönetim ve yerinden yönetim olmak üzere iki ana modele ayrılır.

Merkezden yönetimde tek kamu tüzel kişiliği devlettir. Bakanlıklar ve taşra teşkilatları ayrı tüzel kişiliğe sahip değildir ve devlet hiyerarşisi içinde faaliyet gösterir.

Yerinden yönetim teşkilatında ise ayrı kamu tüzel kişilikleri bulunur. Bu yapı yer bakımından ve hizmet bakımından yerinden yönetim olarak ikiye ayrılır. Yer bakımından yerinden yönetim Anayasa’nın 127. maddesinde düzenlenen mahalli idareleri kapsar. Hizmet bakımından yerinden yönetim kuruluşları belirli bir kamu hizmetini yürütmek üzere teknik uzmanlık esasına dayanan ve idari ile mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişilikleridir.

Üniversiteler bu ikinci kategori içinde yer alır.

Anayasa’nın 130. maddesi üniversitelere kamu tüzel kişiliği ve bilimsel özerklik tanır. Üniversiteler devletin gözetim ve denetimi altındadır. Rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından atanması yürürlükteki anayasal sistemin sonucudur.

Dolayısıyla mesele yalnızca bir kampüs ziyareti değildir. Mesele üniversitenin anayasal konumudur. Hizmet bakımından yerinden yönetim kuruluşu olan üniversite yürütmenin hiyerarşik bir uzantısı gibi kurgulandığında idare hukuku sistematiğiyle bağdaşmaz.

Boğaziçi’nde verilen iki fotoğraf, Türkiye’de üniversitenin ne olması gerektiğine dair iki farklı yaklaşımı temsil ediyor.

Birinde güvenlik bariyerleri ve kontrollü bir sahne var. Diğerinde forum, itiraz ve açık bir tartışma zemini.

Üniversite ya yönetilen bir alan olacak ya da düşünen bir alan olarak kalacak.

Üniversitenin kaderi, bir ülkenin özgürlük anlayışını gösterir.