Bir devletin demokratik bir devlet olarak nitelendirilebilmesi için bazı temel şartlara sahip olması gerekir. Bunlardan ilki, iktidar partisine alternatif oluşturabilecek siyasi partilerin varlığıdır. Çünkü demokrasi, ancak rekabet ortamının bulunduğu bir düzende gerçek anlamını kazanır. Bunun yanında seçimlerin gizli oy, açık sayım ve döküm esasına göre yapılması gerekir. Seçme ve seçilme hakkının tanınmış olması da demokratik devletin vazgeçilmez unsurlarındandır.
Siyasi partiler, demokratik hayatın temel aktörlerinden biridir. Elbette siyasi partilerin en önemli amaçlarından biri iktidar olmaktır. Ancak partilerin amacı yalnızca iktidarı ele geçirmek değildir. Aynı zamanda seçmenlere farklı alternatifler sunmak, iktidarın yeterince önem vermediği ya da çözüm üretemediği konuları gündeme taşımak ve halkın tercih yapabilmesini sağlamaktır. Bu nedenle siyasi partilerin varlığı, doğrudan halkın seçme özgürlüğüyle bağlantılıdır.
Türkiye’de olduğu gibi birçok ülkede siyasi partilerin kendi içinde de farklı görüşler ve muhalefet çizgileri bulunabilir. Bir siyasi parti içinde herkesin her konuda aynı düşünmesi beklenemez. İnsanlar ortak bir amaç ve ortak bir ideolojik zemin etrafında aynı parti çatısı altında birleşebilir. Ancak bu ortaklık, bütün fikirlerin tamamen aynı olmasını gerektirmez. Aksine, düşünce farklılıkları doğru yönetildiğinde partinin zayıflığı değil, derinliği haline gelir.
Burada önemli olan, fikir ayrılıklarının kişisel çatışmaya dönüşmemesidir. Farklı düşünen kişileri dışlamak, onları yok saymak ya da parti içinde yalnızlaştırmak, parti içi çoğulculuğu zedeler. Bir grubun yalnızca kendi destekçilerini toplayarak bütün parti üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışması, zamanla parti içinde tek sesli bir yapı oluşturur. Böyle bir durumda parti içi demokrasi zarar görür. Oysa demokratik bir partide rekabetin, tartışmanın ve eleştirinin var olması gerekir.
Bu rekabetin sağlıklı olabilmesi için tarafların birbirini dinlemesi ve birbirine saygı göstermesi zorunludur. Saygının olmadığı bir yerde ortak hareket etmek de iktidar alternatifi oluşturmak da zorlaşır. Bu nedenle kişisel çıkarlar, kırgınlıklar ve koltuk hırsı, partinin ideolojisinin ve temel ilkelerinin önüne geçmemelidir. Parti içindeki muhalefet çizgisi yıkıcı değil, yapıcı olmalıdır.
Bir siyasi partinin güçlü olabilmesi için yalnızca seçim kazanması yeterli değildir. Asıl güç, kendi içinde kurabildiği tartışma kültüründe saklıdır. Çünkü fikir üretmeyen, eleştiriye alan açmayan ve farklı sesleri bastıran hiçbir yapı uzun vadede kendini yenileyemez. Eleştiri, ideolojik bir zemine ve akılcı bir çerçeveye oturduğunda yıkıcı değil, kurucu bir işlev görür.
Fikir ayrılıkları çoğu zaman kriz gibi görülür. Oysa doğru yönetildiğinde fikir ayrılığı, bir zayıflık değil, denge unsurudur. Aynı hedefe yürüyen insanların her konuda aynı düşünmek zorunda olmaması, o yapının sığ değil, derin olduğunu gösterir. Önemli olan, bu farklılıkların ortak amacı ortadan kaldırmaması ve ortak akla hizmet edebilmesidir.
Türkiye’de siyasi partiler genellikle disiplinli partiler olarak değerlendirilebilir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise siyasi partiler daha serbest bir yapıya sahiptir. Bu nedenle parti içi hareketlilik ve geçişler daha kolay yaşanabilir. Türkiye’de ise partilerin ideolojik çizgileri birbirinden oldukça farklıdır. Bu farklılık zaman zaman kutuplaştırıcı bir boyuta ulaşabilmektedir. Ancak bu durum, aynı zamanda toplumun ne kadar farklı düşüncelere, kimliklere ve siyasal eğilimlere sahip olduğunu da göstermektedir.
Siyasette sık karşılaşılan sorunlardan biri, ayrışma yaşandığı anda insanların ya küskünlüğe yönelmesi ya da tamamen kopmayı tercih etmesidir. Halbuki siyaset biraz da kalabilme iradesidir. Farklı düşündüğün insanlarla aynı çatı altında kalıp mücadele edebilmek, kurumsal olgunluğun en açık göstergelerinden biridir.
Bu noktada siyaseti bir bayrak yarışı olarak görmek gerekir. Bugün eleştirilen bir anlayışın yarın parçası olunabilir ya da bugün savunulan bir fikir, yarın geliştirilmek zorunda kalabilir. Bu yüzden mesele kişilere, kırgınlıklara ya da anlık pozisyonlara sıkışmamalıdır. Asıl mesele sürekliliği, ortak hedefi ve kurumsal hafızayı koruyabilmektir.
Dışarıdan konuşmak her zaman daha kolaydır. Zor olan, içeride kalıp söz söylemek, sorumluluk almak ve alternatif üretmektir. Gerçek değişim de zaten buradan çıkar. Bir yapıyı güçlendiren şey, yalnızca eleştirmek değil, eleştirirken aynı zamanda çözüm üretebilmektir.
Sonuç olarak, demokrasinin gücü yalnızca seçimlerden değil, alternatiflerin varlığından, parti içi çoğulculuktan ve tartışma kültüründen gelir. Bir siyasi yapının güçlü, üretken ve dayanıklı olabilmesi için farklılıkları dışlamadan yönetebilmesi gerekir. Çünkü asıl güç, herkesin aynı düşünmesinde değil; farklılıklara rağmen birlikte kalabilmesindedir.