Osman Kavala dosyası çoktan bir ceza davasının sınırını aştı. Bugün bu dosya konuşulurken sadece bir kişinin yargılanması konuşulmuyor. Türkiye’de hukukun nasıl işlediği, yargının ne kadar bağımsız olduğu ve uluslararası mahkeme kararlarının ne kadar ciddiye alındığı da tartışılıyor. Bu yüzden Kavala dosyası, artık tek başına bir dava değil, daha büyük bir tablonun parçası.
Kavala 2017’de gözaltına alındı ve ardından tutuklandı. Hakkındaki temel suçlama, 2013’teki Gezi Parkı protestolarını organize ederek hükümeti devirmeye teşebbüs ettiği iddiasıydı. Sonraki süreçte dosyaya başka suçlamalar da eklendi. Ancak kamuoyunda asıl tartışma hep Gezi davası etrafında döndü. Çünkü bu dava başından beri sadece hukuki bir dosya gibi görülmedi. Aynı zamanda siyaset ile yargı arasındaki ilişkinin de bir göstergesi olarak okundu.
Davanın en kritik kırılma noktası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 10 Aralık 2019 tarihli kararı oldu. AİHM, Kavala’nın tutukluluğu için yeterli ve makul şüphe ortaya konulamadığını söyledi. Üstelik bununla da kalmadı. Bu sürecin sadece bir ceza soruşturması amacı taşımadığını, susturma amacı da güttüğünü değerlendirdi. Bu çok ağır bir tespitte. Çünkü burada sadece bir hak ihlali kararı yoktu. Aynı zamanda yargı sürecinin siyasi bir gölge altında ilerlediği yönünde güçlü bir işaret vardı.
Ama bu karara rağmen Kavala tahliye edilmedi. İşte tam burada mesele daha da büyüdü. Artık konu sadece bir kişinin tutukluluğu değildi. Türkiye’nin AİHM kararlarına uyup uymadığı sorusu da gündemin merkezine yerleşti. AİHM Büyük Dairesi de 11 Temmuz 2022’de Türkiye’nin 2019 tarihli karara uygun davranmadığına hükmetti. Böylece dosya, sadece
özgürlük hakkı bakımından değil, uluslararası mahkeme kararlarının bağlayıcılığı açısından da önemli bir örnek haline geldi.
Emre Kongar’ın 2025 yılında belirttiği üzere, bir devletin meşruiyeti sadece iç hukuk düzeniyle ölçülmez. Bağımsız yargı, temel haklar ve anayasal kurallar kadar, taraf olunan uluslararası sözleşmelere uyulması da bu meşruiyetin parçasıdır. Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nin ve Birleşmiş Milletler’in kurucu üyeleri arasında yer alması da bu sorumluluğu daha görünür hale getirir. Bu yüzden AİHM kararlarının uygulanmaması sadece dış politikada tartışma yaratan bir durum değildir. Aynı zamanda içeride hukuk devleti ilkesini de tartışmalı hale getirir.
Sedat Ergin’in Oksijen gazetesinde belirttiği üzere, Osman Kavala dosyası artık yalnızca bir mahkeme dosyası olarak okunamaz. Bu dosya, Ankara ile Strazburg arasında uzun süredir devam eden bir gerilimin simgelerinden biri haline gelmiştir. Çünkü ortada yalnızca bir karar değil, uygulanmayan bir karar vardır. Bu da meseleyi doğal olarak sadece yargı alanında bırakmıyor. Dosyayı aynı zamanda Türkiye ile Avrupa hukuk düzeni arasındaki ilişkinin de bir parçasına dönüştürüyor.
Türkiye’de ise Gezi davası sürdü. Kavala bu davada ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı. Bu mahkumiyet daha sonra da kesinleşti. Böylece dosyada iki ayrı yaklaşım daha açık hale geldi. Türk yargısı, ortada bir suç olduğunu ve verilen kararın hukuka uygun olduğunu söylüyor. Buna karşılık AİHM ve birçok insan hakları çevresi, sürecin hukuki olmaktan çok siyasi nitelik taşıdığını savunuyor. Zaten tartışma da tam burada büyüyor. Çünkü aynı dosya için bu kadar farklı iki sonuca ulaşılması, meselenin sadece hukuk tekniğiyle açıklanamayacağını gösteriyor. Dosya 2026 yılında da kapanmış değil. AİHM Büyük Dairesi, Kavala’nın 2019 kararından sonraki tutukluluk ve mahkumiyet sürecine ilişkin ikinci başvurusunu 25 Mart 2026’da görüştü. Türkiye bu duruşmada bir kez daha tutukluluğun ve mahkumiyetin hukuka uygun olduğunu savundu. Kavala tarafı ise bunun aksine ileri sürdü. Yani dosyanın merkezindeki temel çatışma hâlâ sürüyor.
Bugün Osman Kavala dosyasına bakınca artık sadece bir davayı görmüyoruz. Türkiye’de hukukun nasıl uygulandığını görüyoruz. Yargının ne kadar bağımsız kalabildiğini görüyoruz. Uluslararası mahkeme kararlarının gerçekten ne kadar etkili olduğunu görüyoruz. Bu yüzden Kavala dosyası, çoktan bir mahkeme salonunun sınırlarını aştı. Artık bu dosya, bir ülkenin hukuk düzenine tutulan aynalardan biri.