“Duvara gömülen hafıza: Bir mezar taşının postmodern hayatı” diye bir "event" düzenlesek bolca ziyaretçi toplarız muhtemelen...
Fotoğrafı Avrasya Gösteri Sanatları / Kültürel Miras sayfası, “medeniyet buhranımız” notuyla paylaştı.
Sosyal medyada çokça paylaşılan fotoğrafın kim tarafından çekildiğini internette yaptığım aramalarda bulamadım. 1830'lara tarihlenen mezar taşının da kime ait olduğu belirsiz...
Geçen yıl yapılan bir paylaşımın altında mezar taşı sahibi için, "şapka kanununa muhalefetten hüküm giymiş" yazılmış. 1830'larda hangi şapka, hangi kanun? Bilemiyoruz, şaka yapılmış herhalde...
2019 yılında yapılan bir paylaşımda "Hacı Bestan oğlu Hacı Mehmet... Mezar taşını mezarından ayırıp, duvar inşaatında kullandık(!) Bizi affet..." denilmiş.
Prof. İhsan Fazlıoğlu ise 2020 yılında, "hikâyelerini kaybeden milletler önce kendi tarihlerini boğazlar" sözleriyle fotoğrafı paylaşmış.
* * *

Birden çok hissi aynı anda uyandıran fotoğrafa, “güzel bakan güzel görür” nasihatına uyarak, güzel yönünden bakalım:
O eski mezar taşını kırıp atmaları da gayet mümkündü… “Bunu yapan onu da yapar” diyebiliriz ama yapmamışlar sonuç olarak…
Hatta mezar taşını koruma altına almışlar bile diyebiliriz...
Kötü mü görünüyor? Belki biraz...
Mezar taşının etrafını kuşatan duvar da pek yeni örülmüş gibi durmuyor... Kim, ne zaman ve neden yapmış insan hikayesini merak ediyor.
Birileri çıkıp bunun sanat olduğunu iddia edebilir mi?
Neden olmasın:
Marcel Duchamp, gündelik bir nesneyi bağlamından koparıp sanat mekânına taşıyarak anlamını dönüştürmüyor muydu?
I. Dünya Savaşı yıllarında Avrupa'da başlayan "dadaizm" akımı, dünyanın ve insanlığın yıkılışından umutsuzluğa düşen sanatçı ve yazarların, toplumu şaşkınlığa düşürmek ve sarsmak için kullandığı bir protesto biçimiydi.
Şimdi bu fotoğraftan ilhamla bu duvarı bir sanat galerisinde yeniden inşa etsek, “Duvara gömülen hafıza: Bir mezar taşının postmodern hayatı” diye bir "event" düzenlesek bolca ziyaretçi toplarız muhtemelen...
Olur mu olur...
* * *

Bu fotoğraf ise 2015 yılına ait.
Denizli- Çivril duble yolu için Karayolları, Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’nden izin de alarak tarihi mezarlıktan yol geçiriyor.
Tarihi mezar taşlarının akıbeti ise fotoğraftaki gibi... Bu ne "dadaizm" ne yeniden konumlandırma ne de postmodern sanatla ilişkisi kurulamayacak bir hoyratlık.
Dedesinin babasına ait mezar taşını görünce gözyaşlarını tutamayan 80 yaşındaki Hüseyin Şahan, "Mezarın üzerinden asfalt geçer mi? Buraya bir de SİT alanı diyorlar. Dedemin babasının mezarı, atalarımın mezarı parçalanmış. Buna sebep olanlar kahrolsun" diyerek tepki gösteriyor.
Peki kültürel mirasımızın bu mezar taşlarından farksız hale düşürülen durumuna ne demeli?
Bu bir "tarihinden kopmak" hali midir yoksa "tarihiyle barışık olmayı bırakmak" mı?
Belki de tarihle tanışıklığı, yakınlığı bırakmaktır...
* * *
Ünlü fıkrayı biraz kısaltarak bitirelim:
Bir araştırma için arazide bulunan bilim adamları yağmura yakalanır ve bir eve sığnırlar. Evin salonundaki soba bilim adamlarının hemen dikkatini çeker. Soba yerden bir metre kadar yukarıda, altına dizilen taşların üzerine kurulmuştur.
Jeolog, “Burası tektonik hareketlilik bölgesi, bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın ihtimalini azaltmak amaçlanmış” der.
Antropolog, “Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş” diye yorumlar.
Matematikçi ise “Sobayı Altın Oran'ın geometrik merkezine kadar yükseltmiş, böylece odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış” yorumunu yapar.
Bu sırada ev sahibi içeri girer. Sobanın yukarıda olmasının nedenini adama sorarlar.
Adam cevap verir: "Boru yetmedi gurban!"
* * *
Belki de örme duvara taş yetmedi ve mezar taşını kullandılar?
Olur mu olur...
Hayırlı Ramazanlar...
Sinan Acıoğlu
babaocagi.com.tr