Cemal Süreya, "Öyle güzel ki ölürüm artık..." diye başlamıştı Kars'a yazdığı şiire.

Aradan yıllar geçti.

Ani'nin görkemli yapıları hâlâ ayakta.

Boğatepe'nin meraları hâlâ aynı bereketi taşıyor.

Gravyer peyniri, kazı, hikâyeleri, Baltık mimarisi, Rus yapıları, Çarlık döneminden kalan izleriyle Kars, Türkiye'nin en zengin kültür kentlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Belki de Kars'ın en büyük şansı, büyük kentlerin rant baskısından uzak kalabilmiş olması.

Çünkü bu tarihi yapılar, başka bir şehirde olsaydı bugün özgün kimliklerini koruyabilirler miydi, emin değilim. Kars'ta ise pek çoğu hâlâ kamusal işlevini sürdürüyor; müze, kütüphane, kültür merkezi ya da kamu hizmeti veren yapılar olarak yaşamaya devam ediyor.

İşte Kars'ı farklı kılan da bu...

Geçmişi yalnızca sergilemiyor, onunla yaşamayı sürdürüyor.

Ama bütün bu zenginliğe rağmen insanın aklına şu soru geliyor:

Kars, gerçekten hak ettiği ilgiyi görüyor mu?

Uluslararası Gastronomi Film Festivali bu yıl kente farklı bir heyecan getirdi. Üç gün boyunca Ani'den Boğatepe'ye uzanan etkinliklerde sinema, gastronomi ve kültürel miras bir araya geldi.

Festivalin en unutulmaz cümlesi ise Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği Başkanı İlhan Koçulu'ndan geldi:

"Ben bu yaşa geldim, bu köyde hâlâ bir kilo kimyasal gübre, bir kilo pestisit kullanılmadı."

Aslında bu cümle yalnızca Boğatepe'yi değil, Kars'ı anlatıyordu.

Doğasını koruyan...

Üretimini koruyan...

Hafızasını koruyan bir kenti...

Ancak festival boyunca dikkatimi çeken başka bir ayrıntı daha vardı.

Üç gün süren festivalde ne valiyi ne de belediye başkanını gördüm. Buna karşılık salonlar doluydu, etkinlik alanlarında Karslılar vardı. Kente gelen konuklarla birlikte festivale sahip çıkan da onlardı.

Oysa kültür, turizm ve gastronomi bugün şehirlerin kalkınmasında en güçlü araçlardan biri. Bir şehrin değeri yalnızca sahip olduğu mirasla değil, o mirasa nasıl sahip çıktığıyla da ölçülüyor.

Kars'ın buna fazlasıyla ihtiyacı var.

Bu festivalin gerçekleşmesinde en büyük emeği veren isimlerden biri İlhan Koçulu'ydu. Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği öncülüğünde yıllardır sürdürülen doğal üretim anlayışı, bu kez dünyanın farklı ülkelerinden gelen konuklarla buluştu. Koçulu ve ekibi yalnızca Kars'ı anlatmadı; Kars'ın nasıl yaşadığını gösterdi.

Aynı anlayışın kent merkezindeki en dikkat çekici örneklerinden biri ise 1924 Oteli. Gürbüz Çapan'ın girişimiyle hayata geçirilen otel, adını Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1924 yılında Kars'a yaptığı ziyaretten alıyor. Baltık mimarisinden esinlenen yapısıyla yalnızca bir konaklama mekânı değil, kentin tarihine ve kimliğine sahip çıkma iradesinin de simgesi.

İşte Kars'ın en büyük gücü de burada yatıyor.

Geçmişini sadece anlatmıyor; yaşatıyor.

Toprağında, sofrasında, mimarisinde ve insanında...

Belki de Kars'ın ihtiyacı olan şey daha fazla vaat değil, daha fazla sahiplenme.

Çünkü şehirleri geleceğe taşıyanlar, kürsülerden konuşanlar değil; taş üstüne taş koyanlar oluyor.

Ani'nin bin yıllık görkemli yapıları da bize bunu hatırlatıyor.

Medeniyetler söyledikleriyle değil, geride bıraktıkları izlerle hatırlanır.

Kars'ın hikâyesi ise çok daha güçlü anlatılmayı hak ediyor