Her sene olduğu gibi bu sene de evimin birkaç sokak arkasındaki Uğur Mumcu Sokağı’ndaydım. Evime yakın olmasına rağmen yürüyüş yaparken geçmem o sokaktan; çünkü bilirim, hesabı sorulmamış bir dava var o sokakta. Bizlerin hesabını soramadığı, faillerinin alnını karışlayamadığı bir dava…
Uğur Mumcu sadece bir gazeteci değildi; politik olan her yerde o vardı. Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Sakıncalı Piyade oyunuyla ve daha nicesinde… Çünkü o gerçekten bir gazeteciydi. O da bilirdi gündelik haberler yapıp etliye sütlüye dokunmamayı ama o araştırdı, haberin peşinden koştu. Nerede haksızlığa uğrayan varsa karşısında Uğur ağabey vardı.
Onun aziz hatırası sadece hayatını kaybettiği o sokakta değil, bu yurdun dört bir yanında yaşamaya devam edecek.
Çocuklar doğacak, isimleri Uğur olacak. O çocuklar büyüyecek, fırsatçının, fesatçının, hainin üstüne üstüne yürüyecek, tükürecek yüzüne. “Nasıl kıydınız, kalemiyle bir milleti aydınlatan Uğur ağabeye?” diyecekler.
Bu memlekette Uğurlar bitmez, her yeni günde bir Uğur çıkar ortaya ve bozar bütün oyunları.