Bugün takım elbisemin birkaç düzeltme işi vardı. “Nerede terzi var?” diye düşünürken aklıma evimin altındaki, Ankara’nın ilk AVM’lerinden Karum geldi. Yolu oraya düşürdüm.

30 yıldır Karum’da terzilik yapan Demir ağabey karşıladı beni. Daha pantolonu prova mankenine yerleştirirken başladı anlatmaya.

“Karum eskiden böyle değildi,” dedi. “Bütün dünya markaları buradaydı. Biz de onlarla çalışırdık. Diplomatlar gelirdi, iş insanları gelirdi. Vitrinlerin önünde durup koleksiyon bekleyenler olurdu.”

Dükkânın küçük aynasından dışarı bakarken gözlerinde eski günlerin kalabalığı vardı. Bugünkü sessizlikle geçmişi yan yana koyunca aradaki fark insanın yüzüne çarpıyor. Şimdi ise Demir ağabeyin ifadesiyle “eski Karum’dan eser yok.”

Bir ara sesi değişti.

“Biliyor musun,” dedi, “bu AVM’nin yatırımcıları arasında Osman Kavala da vardı. Açılışta devlet erkânı vardı, başbakan vardı. O zamanlar herkes birbirini tanırdı.”

Demir ağabey anlatırken ben sadece dinledim. Biz bugün bazı isimleri belli davalarla hatırlıyoruz. O ise 90’ların iş dünyasını, açılış günlerini, protokol kalabalığını hatırlıyor. Şehir hafızası bazen resmî kayıtlardan değil, esnafın hafızasından akıyor.

Tam çıkacakken bir cümle daha bıraktı ortaya:

“Karum aslında gemidir,” dedi.

Önce gülümsedim.

“Yuvarlak pencereleri, terası… Yanındaki Sheraton yelken gibi düşünülmüştü. Ortadaki yeşillik de dalga.”

Bunun bir mimari konsept mi, yoksa yıllar içinde doğmuş bir şehir efsanesi mi olduğunu bilmiyorum. Ama Ankara gibi denizi olmayan bir şehirde, birilerinin hayalinde bir gemi yüzdürmüş olması fikri hoşuma gitti.

Belki Karum gerçekten bir gemi değildi.
Ama belli ki bir dönem Ankara’nın rotasını belirleyen yerlerden biriydi.

Bugün o geminin güvertesinde kalabalıklar yok. Ama Demir ağabey hâlâ orada. Makasının sesi, belki de Karum’un son hatıra sesi.

Umarım bir gün Karum yeniden rotasını bulur. İşini layıkıyla yapan esnafıyla, markalarıyla, Ankaralıların değer verdiği bir mekân hâline gelir.

Haftaya görüşmek dileğiyle…