Uzmanların dikkat çektiği risklerden biri, süt sığırlarında görülen H5N1 kuş gribi virüsü. Enfekte hayvanların sütünde yüksek miktarda bulunabilen virüs, çiğ sütte haftalarca canlı kalabiliyor.
Pastörizasyon işlemi ise virüsü etkisiz hale getiriyor. Bu nedenle uygun şekilde pastörize edilmiş süt, çiğ sütün taşıdığı bilinen H5N1 riskini barındırmıyor.
Uzmanlar, çiğ süt tükettikten sonra grip benzeri belirtiler veya gözde kızarıklık gelişen kişilerin sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini belirtiyor.
ÇİĞ SÜT KAYNAKLI ENFEKSİYONLAR ÇOCUKLARI ETKİLİYOR
Amerikan Pediatri Akademisi'nin incelediği verilere göre, ABD'de 2013-2018 yılları arasında çiğ süt tüketimiyle bağlantılı 75 salgın yaşandı. Bu salgınlarda 675 kişi hastalandı, 98 kişi hastaneye kaldırıldı ve iki kişi hayatını kaybetti.
Vakaların önemli bir bölümünde Campylobacter, Salmonella ve hastalığa neden olan E. coli bakterileri etkili oldu. Hastalananların yüzde 48'inin 20 yaşın altında, yüzde 14'ünün ise 5 yaşından küçük olduğu bildirildi.
Bazı E. coli enfeksiyonları çocuklarda böbrek yetmezliğine yol açabilen ciddi komplikasyonlara da neden olabiliyor.
HAMİLELİKTE RİSK DAHA CİDDİ
Çiğ süt ve çiğ sütten üretilen peynirler, hamileler açısından da tehlike oluşturabiliyor. Özellikle Listeria bakterisinin neden olduğu enfeksiyon, anne karnındaki bebeği etkileyerek düşük, ölü doğum veya yenidoğanda ciddi enfeksiyonlara yol açabiliyor.
Uzmanlar, hamilelik döneminde çiğ süt ve pastörize edilmemiş süt ürünlerinden uzak durulmasını öneriyor.
PASTÖRİZASYON BESİN DEĞERİNİ ORTADAN KALDIRMIYOR
Çiğ sütü tercih edenler, ısıtma işleminin besin değerini düşürdüğünü savunabiliyor. Ancak Amerikan Pediatri Akademisi'nin değerlendirmesine göre, pastörizasyon sütün temel besin öğelerinin büyük bölümünü koruyor.
İşlem, sütteki yağları, laktozu ve kalsiyum, magnezyum gibi mineralleri önemli ölçüde değiştirmiyor. Bazı vitaminlerde sınırlı kayıplar yaşanabilse de uzmanlar, pastörizasyonun besin değerini büyük ölçüde korurken enfeksiyon riskini azalttığını vurguluyor.





