Ekonomi

Fonlardaki zararlar kamu kaynaklarıyla mı kapatılacak?

Borsada manipülasyon soruşturması kapsamında son olarak MASAK’tan fon şirketlerinin ve alt şirketlerinin yöneticilerinin hesap hareketleri istendi. Fonlarda oluşan milyarlarca liralık zararın kamu kaynaklarından kapatılması gündeme geldi. Ekonomistler fonlarla risk alanın zararının kamu kaynaklarıyla kapatılmasına karşı çıktı. İşte detaylar...

Sermaye piyasalarındaki manipülasyon soruşturması ile tasfiye süreci devam eden 131 yatırım fonu, ekonomi gündeminin önemli başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Tartışmaların odağında ise sürecin makroekonomiye olası etkileri, yatırımcı davranışlarındaki değişim ve ortaya çıkabilecek maliyetin kamuya yansıyıp yansımayacağı bulunuyor.

Cumhuriyet'te yer alan habere göre; ekonomistler, kamu bankalarının tasfiye sürecinde görevlendirilmesinin tek başına zararların kamuya devredildiği anlamına gelmediğine dikkat çekiyor. Ancak sürecin nasıl yürütüleceği, varlıkların hangi değerlerden tasfiye edileceği ve olası zararların kim tarafından karşılanacağı konusunda şeffaflığın kritik olduğu vurgulanıyor.

TARTIŞMALAR KAMU MALİYETİNE ODAKLANDI

SPK'nın müdahale ettiği 7 portföy şirketinin tasfiye edilen fonlarına doğrudan yatırımı bulunan 353 bin yatırımcının varlıklarında ne ölçüde değer kaybı yaşanacağı ve tasfiye sonunda ne kadar ödeme alabilecekleri henüz netlik kazanmış değil.

Emlak Katılım Bankası'nın Katılımevim ve Birevim'i satın alacağına yönelik gelişmeler de kamu kaynaklarının süreçteki rolüne ilişkin tartışmaları beraberinde getirdi. Kamu enstrümanlarının devreye girmesi halinde ortaya çıkabilecek maliyetin toplumun geneline yayılabileceği değerlendirmeleri yapılıyor.

Ekonomist Prof. Mahfi Eğilmez de konuya ilişkin değerlendirmesinde, yüksek getiri beklentisiyle risk alan yatırımcıların zararlarının kamu kaynakları veya finansal sistem üzerinden topluma yayılmasının adalet açısından tartışmalı sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.

UZMANLARDAN ŞEFFAFLIK VURGUSU

Prof. Hayri Kozanoğlu, süreçte hassas bir dengenin gözetilmesi gerektiğini belirtti. Kozanoğlu, Emlak Katılım ve Türkiye Varlık Fonu'nun olası adımlarının yanı sıra rezerv satışları ve piyasaya yüksek miktarda likidite sağlanmasının da ekonomik bir maliyet oluşturabileceğini ifade etti.

Arda Tunca ise kamu kaynaklarının devreye girmesi durumunda sürecin şeffaf biçimde yürütülmesinin önemine dikkat çekti. Tunca, varlıkların gerçek değerlerinin üzerinde satın alınması, şirket zararlarının kamu bankalarının bilançolarına aktarılması ya da ilerleyen dönemde bu bankalara bütçeden sermaye aktarılması halinde maliyetin vergi mükelleflerine yansıyabileceğini söyledi.

Tunca ayrıca, normal piyasa riskleri ile usulsüzlüklerden veya denetim eksikliklerinden kaynaklanan zararların birbirinden ayrılması gerektiğini belirtti. Sorumluların mal varlıklarına başvurulmadan kamu kaynaklarının kullanılmasının yeni bir adalet tartışması yaratabileceğini ifade etti.

PİYASAYA GÜVEN KAYBI RİSKİ

Tunca, sermaye piyasalarına duyulan güvenin azalmasının yatırımcı davranışlarını da değiştirebileceğine işaret etti. Böyle bir durumda döviz ve altına yönelimin artabileceğini belirten Tunca, bunun kur üzerindeki baskıyı artırabileceğini ve rezerv kaybı riskinin enflasyon üzerinde olumsuz etki yaratabileceğini dile getirdi.

Dr. Levent Dölek ise yaşanan gelişmelerin yalnızca yatırımcıların uğradığı zarar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini savundu. Dölek, finansal sistemde daha büyük bir dalgalanmanın ortaya çıkabileceğine dikkat çekerek, devlet tarafından üstlenilecek zararların vergiler yoluyla finanse edilmesi halinde toplum açısından ilave bir maliyet oluşacağını söyledi.

EKONOMİDE SERT ETKİ BEKLENMİYOR

Dr. Murat Kubilay ise gelişmelerin ekonominin geneline etkisinin sınırlı kalabileceğini değerlendirdi. Kubilay, küçük yatırımcıların uğrayacağı kayıpların tüketimde bir miktar daralmaya yol açabileceğini, söz konusu fonlara yatırım yapan ticari işletmeler açısından da sermaye kaybı yaşanabileceğini belirtti.

Buna karşın Kubilay, finansal sistemin tamamına yayılan keskin bir ekonomik etki beklemediğini ifade etti. Finansal piyasalarda yaşanan sorunların bir süredir bazı aktörler tarafından bilindiğini belirten Kubilay, bankalar ve diğer fonların bu tür yapılardan uzak durmaya çalışmasının olası yayılma etkisini sınırladığını söyledi.

Kubilay, gelişmelerin kamuoyuna geç yansımasının ise hem yatırımcılar hem de piyasa açısından bir maliyet oluşturduğunu dile getirdi.

GÖZLER TASFİYE SÜRECİNDE

Soruşturmanın mali boyutunda da incelemeler sürüyor. MASAK'tan Pusula Finans, Tera Yatırım, Hedef Holding ve Bulls Yatırım ile alt şirketlerinin yöneticilerinin son iki yıldaki hesap hareketleri ile yurt dışına gerçekleştirdikleri kripto varlık ve para transferlerine ilişkin bilgilerin başsavcılığa gönderilmesi istendi.

Önümüzdeki dönemde soruşturmanın hukuki sonuçlarının yanı sıra tasfiye edilen fonlardaki varlıkların hangi değerlerden nakde çevrileceği, yatırımcıların ne ölçüde kayıp yaşayacağı ve kamu kurumlarının süreçte üstleneceği rol yakından takip edilecek.