Dünya Kredi Derecelendirme (World Rating) Başkanı Orhan Ökmen, fon krizini ve SPK'nın sürece yaklaşımını Nefes'e değerlendirdi.

- Geçen hafta patlak veren fon krizini nasıl okumak gerekiyor?

2012’de fonlar bankalardaki toplam mevduatın sadece yüzde 3’ü kadardı. Şu an Türkiye’de 42 trilyonluk mevduat, 15 trilyonluk fon var. Yani fonlar toplam mevduatın yüzde 35’ine tekabül ediyor. Bu ciddi bir büyüklük. Bunun zarar görmesi Türkiye finansal piyasaları açısından önemli. Son yıllarda portföy yönetim şirketleri (PYŞ) fonların içine risk ilkelerini de gözetmeden istedikleri hisse senetlerini istedikleri oranda alıp koydu. Bu haksız kazançları peşinden getirdi. Fiyatlar suni şekilde şişirildi. Şu anda TEFAS’ta işlem gören 7 PYŞ’ye yasak getirildi ama bu anlamda daha fazla sorunlu şirket var. Türkiye’de yaklaşık 93 tane PYŞ var. Bunların kurduğu 2 bini aşkın fon var. Bunların yüzde 85’i TEFAS’ta işlem görüyor. Tasfiye edilen şirketler toplam fonların yüzde 8’ine denk geliyor. Bu önemli bir orandır. Bu fonların toplam değeri 1.1 trilyon TL. 617 bini aşkın yatırımcıyı etkileyen bir durum söz konusu.

- Fiyatların suni şekilde şişirildiği bilinmiyor muydu, neden müdahale edilmedi?

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) düzenleme yapmakta geç kaldı. Son 2-3 yıldır fonların ciddi risk içeridiğini fiyatların suni oluşturulduğunu, haksız kazançlar elde edildiğini ve bunun günün birinde son yatırımcı kimse onların üzerinde patlayacağını herkes konuşuyordu. Bu tedbir en az 1.5-2 yıl önce alınabilirdi.

- Mesela Tera’nın ya da diğer bazı şirketlerin şaibeli olduğu söyleniyordu. Bu şirketler piyasaya girerken araştırılmıyor mu?

Fonun içine konulan hisselerden, o hisselerin sahibi olan firmaların mutlaka haberi vardır. Mesela bir fon kuruluyor onun içine filanca hisse konuluyor. Riski aşacak şekilde artıyorsa ya da tek bir hisse konulan fonlar var...Bu durumu şirketin bilmeme imkanı yok, o hisseden haberdardır. Belki SPK, sermaye piyasaları zarar görmesin diye önlem almadı. Ancak en başta müdahale etseydi zarar daha küçük olabilirdi.

- Fon krizi Türkiye’nin not görünümü açısından bir risk yarattı mı?

Sadece sermaye piyasasını düşünürseniz önemli. İşlemlerin toplam boyutunu düşününce bir risk yaratmaz. Fonlarda yaklaşık 952 milyar liralık bir tasfiye sözkonusu olacak. Yatırımcıların gelirlerinde bir düşüş olacak. Ama fon krizi Türkiye’nin sermaye piyasalarında büyüme hedefine bir darbedir. Etkilenen 600 bini aşkın yatırımcının tekrar sermaye piyasasına gelmeleri zaman alacak. SPK’nın bunun yerine koyacak yeni ilave önlemeleri de alması gerekiyor.

OVP fal değildir

- Yeni Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Hedeflerin sürekli revize edilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yavuz Ağıralioğlu: Borsaya girmemiş insanlara bu zararları ödetemezsiniz
Yavuz Ağıralioğlu: Borsaya girmemiş insanlara bu zararları ödetemezsiniz
İçeriği Görüntüle

Aslında OVP bir fal olmayıp, geleceğe hangi kurallarla hazırlanılacağının cevabını verir. Aynı yıl için farklı yıllarda yapılan tahminlerin sürekli değişmesi, hazırlanan OVP’lerin güvenirliliğinin sorgulanmasına yol açıyor. Her yıl enflasyon ve büyümede farklı farklı oranlarının hedeflenmesi önemli bir güvensizlik kaynağıdır. Revizyonlar, bugüne kadar son yıllarda yapılan makroekonomik planlamaların öngörülebilirlik ve güvenilirlik seviyelerinin de çok düşük olduğunu gözler önüne açıkça seriyor. Kuşkusuz bir programın yalnızca hedefleri ortaya koyması yeterli değil. Bu hedeflere nasıl ulaşılacağına ilişkin somut bir yol haritası ve takvim de gerekiyor. Ne yazık ki bu eksiklik OVP’ de de devam ediyor. OVP’lerdeki revizyonlar yatırımcı nezdinde, güven ve öngörülebilir olma seviyesini zayıflatıyor.

- Peki şirketler açısından gelecek nasıl olacak?

İş gücü, enerji ve hammadde maliyetlerinin artışı karşısında şirketlerin kâr marjları baskı altında kalmaya devam edecek. Yüksek faiz ortamında yabancı kaynakla büyümek zorlaşacağı için şirketlerin kendi özkaynaklarını doğru yönetmesi ve işletme sermayesini güçlü tutması gerekecek. Nakit akışı yönetimi zayıf olan, sadece ucuz krediyle ayakta kalan firmalar için önümüzdeki dönem daha zorlu geçecek. Sektörlerde birleşmeler, satın almalar ya da iflas süreçleri daha çok gözlemlenecek.

- Şu anda Türkiye ekonomisinin en can yakıcı sorunları nelerdir?

Türkiye ekonomisinin şu andaki en can yakıcı sorunları yüksek enflasyon, reel sektörde yaşanan nakit akışı krizi. TL’nin son 5 yıldaki yüksek değersizleşme oranındaki kalıcılık. Geniş toplumsal kesimlerin alım gücü kaybı, gelir dağılımındaki olağanüstü bozulma ve ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü, hesap verebilirlik şeklinde sıralanabilir.

Yüksek enflasyon notu zayıflatıyor

- Türkiye’nin notunu, en fazla neler etkiliyor?

Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve finansal pozisyonları ile önümüzdeki bir yıla ilişkin riskleri dikkate alındığında, uzun vadeli yabancı para cinsinden kredi notu yatırım yapılabilir seviyenin altında bulunuyor. En düşük notu ise BB- olarak transfer ve konvertibilite riskleri için belirlemiş durumdayız.

Türkiye’nin ülke notunu olumsuz etkileyen siyasi, ekonomik faktörlerin arasında, yüksek enflasyon olgusu ve buna bağlı TL’nin düşük ve istikrarsız dış değeri, para ve maliye politikalarında siyasi müdahale geçmişi var. Ayrıca cari açığa yol açan büyüme, faiz ve kur çıkmazı, toplumun yaşadığı satın alma gücü kayıpları da ülke notunu olumsuz etkiliyor. Toplumsal, sosyal, hukuksal alanlarda yapısal dönüşümün de başlatılmaması gibi zayıflıklar sonucunda Türkiye yatırım yapılabilir kategorinin altına kalıyor.

- Demokrasi ve TL’yi korumak gerçekten mümkün mü?

Demokrasiyi güçlendirmek, TL’yi korumanın en etkili yollarından biridir. Hukukun üstünlüğünün ve yargı bağımsızlığının tam olarak sağlanması hem vatandaşların haklarını korur hem de yabancı yatırımcıya güven verir. Merkez Bankası, TÜİK ve denetleyici kurulların (BDDK, SPK vb.) siyasi müdahalelerden uzak, liyakat esaslı çalışması gerekir. Enflasyonla mücadelede bilimin ve ekonomi kurallarının gerektirdiği sıkı para politikalarının kararlılıkla uygulanması şart.

Vatandaş zorunlu tasarrufa yöneliyor

- Önümüzdeki dönemde vatandaşı neler bekliyor?

Türkiye, enflasyon hedeflerinin yüzde 28.4 seviyesine revize edildiği ve sıkı para politikası ile dezenflasyon sürecinin bir arada yürütülmeye çalışıldığı kritik bir dönemeçten geçiyor. Enflasyonda aylık fiyat artış hızının belirli bir seviyede katılık göstermesi, ücret artışlarının fiyat değişimlerinin gerisinde kalmasına yol açıyor. Bu durum, hane halkı harcamalarında ciddi bir daralmaya ve zorunlu tasarruf eğilimine neden oluyor.

Büyümenin düşmesi nedeniyle işsizlik oranlarında yukarı yönlü bir hareket olacak. Bireysel kredi ve kredi kartı faiz oranları bir süre daha yüksek seyredebilir. Bu durum nakit yönetimini daha kritik hale getirecek. Yüksek yaşam maliyetleri, bütçesinin büyük kısmını gıda ve barınmaya ayıran alt ve orta gelir grubunu orantısız biçimde baskılıyor.

Ölçümler anlık değişiyor

- Dünyada ve Türkiye’de ciddi bir belirsizlik var. Bu dönemde siz ölçüm modellerinizi nasıl şekillendiriyorsunuz?

Türkiye’de belirsizlik, öngörülemezlik hali son yıllarda daha da artmakta. İşletmeler uzun vadeli bütçe yapamamakta, kısa vadeli bütçe varsayımlarını dahi güven duygusu içerisinde oluşturamıyorlar. Rating verdiğimiz kurumlar artık 5 yıllık gibi uzun vadeli bütçe veremiyor. En fazla bir yıllık bütçe verebilmekte. Bir yıllık olmasına rağmen bile gerçekleşme oranları giderek düşüyor ve hedefler şaşıyor. Hane halkları her geçen gün azalan satın alma güçlerini korumak için güvenli ve stabil kararlar alamıyor. Hedeflerde bile netlik öngörülememekte. Enflasyon beklentilerinin bozulmasının ve doğrudan yatırımların azalmasının en önemli nedeni gelecek belirsizliği ve öngörülemezliğidir. Türkiye’de toplumun farklı kesimleri arasında oluşan mevcut sert kutuplaşma, güven duygusunu oluşturan sosyal sermaye algısını da zayıflattı. Biz artık tek bir tahmine tek bir öngörüye dayanmak ya da güvenmek yerine, olasılıkları “En Kötüsü”, “En İyisi” ve “Beklenen ya da Ortası” şekilde birbirinden farklı makro ve mikro senaryolar kurguluyoruz. Ölçüm modellerimizin anlık değişimleri yakalayabilmesi için, saatlik ve hatta anlık akan yüksek frekanslı veri kaynaklarını/dataları sistemlerimize entegre ediyoruz.