Gazeteci ve yazar Uğur Mumcu'nun 24 Ocak 1993'te Ankara’daki evinin önünde aracına yerleştirilen bombanın patlatılması sonucu öldürülmesiyle ilgi davanın avukatları Turgut Kazan ve Yalçın Akbal, son dönemde iktidara yakın gazete ve televizyonlarda, Mumcu suikastının arkasında İsrail'in gizli servis örgütü Mossad'ın olduğu yönünde çıkan haberlerin, adalet kaygısını artırdığını ifade ederek, "Mossad iddiası yeniden gündeme taşınmış, Emekli Hava Pilot Korgeneral Erdoğan Karakuş’un beyanlarına dayanılarak kesinleşmiş yargı kararlarıyla tespit edilmiş sorumlulukların tartışmalı hâle getirilmesine elverişli bir kamuoyu oluşturulmuştur" dedi. Bu gelişmeler üzerine, yeniden inceleme sürecinin amacı, kapsamı ve yöntemi konusunda bilgi almak ve kaygılarını doğrudan iletmek amacıyla, Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu ile birlikte Adalet Bakanı Akın Gürlek'ten randevu talep edildiği ancak talebe henüz yanıt verilmediğini belirten avukatlar, "Yanıt verilmemesi, sürecin sınırlarına ve yönüne ilişkin belirsizliği daha da artırmaktadır. Bu çerçevede talebimiz açıktır: Uğur Mumcu suikastının tüm yönleriyle aydınlatılması, eksik bırakılan bağlantıların araştırılması, azmettirici ve karar vericilerin ortaya çıkarılması, kesinleşmiş yargı kararlarının etkisizleştirilmemesi ve firari Oğuz Demir’in gecikmeksizin yakalanarak adalet önüne çıkarılması için sürecin etkin, şeffaf ve hızlı biçimde işletilmesi" dedi.
Gazeteci ve yazar Uğur Mumcu'nun 24 Ocak 1993'te Ankara’daki evinin önünde aracına yerleştirilen bombanın patlatılması sonucu öldürülmesiyle ilgili dava sürüyor. Mumcu'nun öldürülmesine ilişkin firari sanık Oğuz Demir'in yargılandığı davada son olarak, mahkeme heyeti, sanığın Avustralya'da olma ihtimaline karşı iadesi için gerekli talebin yapılması konusunda Adalet Bakanlığı'na yazı yazılmasına karar verdi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in 25 Temmuz 2026 tarihinde TRT Haber canlı yayınında yaptığı açıklama sonrası gözler yeniden Uğur Mumcu davasına çevirildi. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı tarafından yaklaşık zaman aşımına uğramamış 680 dosyanın incelendiğini belirten Gürlek, "Kısa sürede de az önce söyledim 28 faili meçhul cinayet aydınlatıldı. Burada tabii büroda olan önemli dosyalar da var; Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Bahriye Üçok gibi dosyalar da var. Bunlara da bakılıyor. İnşallah bunlar da çözümlenir" dedi. Ancak Gürlek'in bu açıklamalarının ardından iktidara yakın gazete ve televizyonlarda cinayetin arkasında İsrail'in gizli servis örgütü Mossad'ın olduğu yönünde haberler çıkmaya başladı.
Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu ile çocuklaruı Özgür Mumcu ve Özge Mumcu Aybars'ın avukatları Turgut Kazan ve Yalçın Akbal da bu son gelişmeler ve iddialar üzerine bir açıklama yaparak, "Türkiye gazetesinde yayımlanan 'Mossad öldürdü, dindarlara yıktı! Uğur Mumcu suikastında derin kurgu' başlıklı haber, kaygıyı daha da artırmıştır. Haberde, daha önce de yargılama sürecinde ve televizyon programlarında dile getirilen Mossad iddiası yeniden gündeme taşınmış; emekli Hava Pilot Korgeneral Erdoğan Karakuş’un beyanlarına dayanılarak kesinleşmiş yargı kararlarıyla tespit edilmiş sorumlulukların tartışmalı hâle getirilmesine elverişli bir kamuoyu oluşturulmuştur" dedi.
Adalet Bakanı Gürlek'ten talep ettikleri randevuya henüz bir yanıt verilmediğini de bidliren avukatlar Kazan ve Akbal, "Müvekkillerimiz adına açıkça belirtmek isteriz: Uğur Mumcu cinayetinin daha geniş biçimde araştırılmasına karşı değiliz. Beklentimiz, dosyanın tetikçilerle sınırlı kalmaması; azmettirici, karar verici, yönlendirici ve varsa dış bağlantıların somut delillerle ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu araştırma, kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla belirlenmiş sorumlulukları ortadan kaldıracak, mahkûm failleri aklayacak ya da kaçak sanığın yakalanması görevini perdeleyecek biçimde yürütülemez" ifadelerini kullandı.
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
"Gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun 24 Ocak 1993’te Ankara’da uğradığı bombalı suikast, Türkiye’nin hâlâ bütün yönleriyle aydınlatılmayı bekleyen en ağır siyasal cinayetlerinden biridir. Müvekkillerimiz Şükran Güldal Mumcu, Şinasi Özgür Mumcu ve Özge Mumcu Aybars’ın değişmeyen talebi, cinayetin yalnızca uygulayıcılarıyla değil; karar veren, azmettiren, yönlendiren, koruyan ve varsa uluslararası bağlantılarıyla birlikte tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasıdır.
Bilindiği üzere Uğur Mumcu cinayeti; Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetleriyle birlikte Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüş; suçlama konusu eylemlerin Tevhid-Selam/Kudüs Ordusu’nun İran bağlantılı örgütsel yapısı içinde planlanıp işlendiği kabul edilmiştir. Bu kapsamda Uğur Mumcu cinayeti özelinde, bombayı hazırlayan Ferhan Özmen ile gözcülük yapan Necdet Yüksel hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş, bu kararlar Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiş ve infaz süreci devam etmektedir.
Bombayı Uğur Mumcu’nun aracına yerleştirmekle suçlanan Oğuz Demir ise yakalanamadığı için dosyası tefrik edilmiş; Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2020/265 Esas sayılı dosyasında yargılama hâlen derdesttir. Bu nedenle Uğur Mumcu davası, Oğuz Demir yönünden devam eden bir yargılamadır.
Bu süreçte yargılamada Oğuz Demir’in yakalanması ve Türkiye’ye iadesinin sağlanması amacıyla Adalet Bakanlığı nezdinde de girişimlerde bulunulmuş; dosyaya yansıyan bilgiler doğrultusunda ilgili ülke makamlarıyla gerekli adli yardımlaşma ve iade süreçlerinin işletilmesi talep edilmiştir. Buna karşın, bugüne kadar kaçak sanığın yakalanarak yargı önüne çıkarılmasını sağlayacak somut bir ilerleme kaydedilememiştir.
Bu aşamada Adalet Bakanı’nın, zamanaşımına uğramamış yaklaşık 680 faili meçhul dosyanın incelendiğini ve Uğur Mumcu dosyasının da bu kapsamda ele alındığını açıklaması kamuoyuna yansımıştır. Yargılaması mahkeme önünde sürmekte olan bir dosyanın hangi amaçla, hangi kapsamda ve hangi usulle Bakanlık masasında ayrıca incelemeye alındığı müvekkillerimiz bakımından ciddi bir belirsizlik ve kaygı yaratmıştır.
Bu açıklamanın hemen ardından Türkiye gazetesinde yayımlanan “Mossad öldürdü, dindarlara yıktı! Uğur Mumcu suikastında derin kurgu” başlıklı haber, bu kaygıyı daha da artırmıştır. Haberde, daha önce de yargılama sürecinde ve televizyon programlarında dile getirilen Mossad iddiası yeniden gündeme taşınmış; emekli Hava Pilot Korgeneral Erdoğan Karakuş’un beyanlarına dayanılarak kesinleşmiş yargı kararlarıyla tespit edilmiş sorumlulukların tartışmalı hâle getirilmesine elverişli bir kamuoyu oluşturulmuştur.
Müvekkillerimiz adına açıkça belirtmek isteriz: Uğur Mumcu cinayetinin daha geniş biçimde araştırılmasına karşı değiliz. Beklentimiz, dosyanın tetikçilerle sınırlı kalmaması; azmettirici, karar verici, yönlendirici ve varsa dış bağlantıların somut delillerle ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu araştırma, kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla belirlenmiş sorumlulukları ortadan kaldıracak, mahkûm failleri aklayacak ya da kaçak sanığın yakalanması görevini perdeleyecek biçimde yürütülemez.
Nitekim aynı Mossad iddiası, bombayı hazırladığı kesinleşmiş yargı kararıyla kabul edilen Ferhan Özmen tarafından da yargılamanın yenilenmesi gerekçesi yapılmıştır. Ferhan Özmen müdafii, Erdoğan Karakuş’un açıklamalarını “yeni delil” sayarak yargılamanın yenilenmesini ve infazın durdurulmasını istemiş; Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 12.03.2025 tarihli ek kararıyla bu talebi reddetmiştir. İtiraz üzerine dosyayı inceleyen Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi de 06.05.2025 tarihli kesin kararıyla, Erdoğan Karakuş’un Uğur Mumcu suikastına ilişkin soruşturmada görevli olmadığını, bu nedenle beyanlarının soruşturma dosyasına dayalı doğrudan bilgi niteliği taşımadığını özellikle vurgulamıştır. Mahkeme ayrıca, bu açıklamaların dosya kapsamındaki maddi olgularla desteklenmediğini, kişisel kanaat ve değerlendirme niteliğinde kaldığını, bu nedenle yargılamanın yenilenmesini gerektiren yeni ve ciddi bir delil olarak kabul edilemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur.
Bu durumda, soruşturmada görev almamış bir kişinin dosyaya dayalı doğrudan bilgi niteliği taşımayan ve kesinleşmiş merci kararında yeni delil olmadığı saptanan açıklamalarının yeniden kamuoyuna sunulması; gerçeğin ortaya çıkarılmasına değil, mahkûmiyetleri kesinleşmiş faillerin sorumluluğunu belirsizleştirmeye ve süren Oğuz Demir yargılamasını gölgelemeye hizmet edebilir.
Öte yandan iştirak hâlindeki suçlarda, zamanaşımını kesen usul işlemleri suça herhangi bir şekilde katılmış olup haklarında henüz soruşturma veya kovuşturma yürütülmemiş kişiler bakımından da sonuç doğurur. Oğuz Demir hakkında yakalama kararı bulunmakta, dosya Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde derdest olarak sürmektedir. Bu yönüyle Uğur Mumcu dosyası, Oğuz Demir bakımından zamanaşımına uğramamıştır.
Buna karşılık, kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla belirlenmiş örgütsel yapı ve failler bir yana bırakılarak, başka yapılar üzerine kurulacak yeni ve soyut her araştırmanın zamanaşımı engeliyle karşı karşıya kalabileceği açıktır.
Devletin öncelikli görevi, dosyanın zamanaşımı riski doğuracak biçimde yön değiştirmesine izin vermeden, derdest yargılamanın gereği olarak kaçak sanık Oğuz Demir’in bulunduğu yerin tespit edilmesini, yakalanmasını, yargı önüne çıkarılmasını ve mevcut delillerle ortaya konmuş bağlantıların tamamlanmasını sağlamaktır.
Bu gelişmeler üzerine, yeniden inceleme sürecinin amacı, kapsamı ve yöntemi konusunda bilgi almak ve müvekkillerimizin kaygılarını doğrudan iletmek amacıyla, Uğur Mumcu’nun eşi Sayın Güldal Mumcu ile vekilleri Av. Turgut Kazan ve Av. Yalçın Akbal adına 27.07.2026 tarihinde Adalet Bakanı’ndan randevu talep edilmiştir. Ancak bugüne kadar bu talebe yanıt verilmemiştir. Yanıt verilmemesi, sürecin sınırlarına ve yönüne ilişkin belirsizliği daha da artırmaktadır.
Ayrıca Hizbullah ana davası başta olmak üzere benzer nitelikteki örgütsel yapılarla ilgili bazı dosyalarda, örgüt yöneticileri hakkında verilmiş ve kesinleşmiş ağır mahkûmiyet kararlarının, mağdur ailelere usulüne uygun bildirim yapılmadan yürütülen yeniden yargılama süreçleriyle etkisizleştirildiğine; yıllarca aranmasına karşın yurt içinde bulunduğu ortaya çıkan kimi sanıkların serbest bırakıldığına ilişkin kamuoyuna yansıyan bilgiler, müvekkillerimizin kaygılarını daha da artırmaktadır.
Bu sebeple Uğur Mumcu dosyasında atılacak her adım, kesinleşmiş yargı kararlarını zayıflatmadan; maddi gerçeği tamamlayacak, eksik bağlantıları ortaya çıkaracak ve kaçak sanığın yakalanmasına hizmet edecek biçimde yürütülmelidir.
Bu çerçevede talebimiz açıktır: Uğur Mumcu suikastının tüm yönleriyle aydınlatılması, eksik bırakılan bağlantıların araştırılması, azmettirici ve karar vericilerin ortaya çıkarılması, kesinleşmiş yargı kararlarının etkisizleştirilmemesi ve Oğuz Demir’in gecikmeksizin yakalanarak adalet önüne çıkarılması için sürecin etkin, şeffaf ve hızlı biçimde işletilmesi.
Bu beklentinin gereği olarak, yargılaması süren bir dosyanın mahkeme dışında hangi gerekçeyle incelendiğinin açıklanmasını, Adalet Bakanı’ndan talep edilen randevunun gecikmeden verilmesini ve müvekkillerimizin endişelerinin doğrudan dinlenerek giderilmesini bekliyoruz. Adalet Bakanlığı’nı ve İçişleri Bakanlığı’nı, Oğuz Demir’in yakalanması için gerekli tüm adımları atmaya çağırıyoruz."
YENİ GELİŞME
Yaşanan gelişmelerin ardından Adalet Bakanı Akın Gürlek'in, randevu talepleri üzerine gazeteci Uğur Mumcu’nun ailesiyle 6 Ağustos Perşembe günü görüşeceği bildirildi. Görüşmede, Uğur Mumcu suikastına ilişkin dosyadaki son durum ve yürütülen yeni çalışmaların ele alınması bekleniyor.