Özellikle gençler arasında yaygınlaşan ince görünme baskısı, sosyal medyada öne çıkan güzellik standartları ve kısıtlayıcı beslenme akımları yeme bozuklukları açısından önemli riskler arasında gösteriliyor.
SOSYAL MEDYADAKİ ZAYIFLIK AKIMLARI ENDİŞE YARATIYOR
"Skinny girl dinner" ve "thinspiration" gibi sosyal medya akımları, zayıflığı ideal görünüm olarak öne çıkaran içeriklerin milyonlarca kişiye ulaşmasına neden oluyor. Özellikle gençler, bu içeriklerin etkisiyle aşırı kısıtlayıcı beslenme alışkanlıklarına yönelebiliyor.
İnce kalma arzusunun artması, Tip 2 diyabet ve obezite tedavisinde kullanılan GLP-1 grubu ilaçların da gündeme gelmesine yol açıyor. Kamuoyunda "zayıflama iğnesi" olarak bilinen bu ilaçların, yeme bozukluğu yaşayan bazı kişiler tarafından amacı dışında kullanılabildiğine dikkat çekiliyor.
ANOREKSİYA VE BULİMİA NASIL ORTAYA ÇIKIYOR?
Anoreksiya nervoza, kişinin kilo alma korkusu nedeniyle besin tüketimini aşırı derecede kısıtlamasıyla karakterize ediliyor. Hastalar, ciddi kilo kaybına ve hayati sağlık sorunlarına yol açabilecek düzeyde aç kalabiliyor.
Bulimia nervoza ise tekrarlayan aşırı yeme ataklarının ardından kusma gibi telafi edici davranışlarla kendini gösteriyor. Kilo alma korkusu, kişiyi aşırı yeme ve ardından telafi etme davranışlarının tekrarlandığı bir döngüye sürükleyebiliyor.
Uzmanlar, bu rahatsızlıkların geçici bir dönem veya kişinin kendi tercihiyle oluşturduğu beslenme düzeni olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğuna dikkat çekiyor. Genetik ve çevresel faktörlerin birlikte etkili olduğu yeme bozukluklarında özellikle ergenler ve genç yetişkinler risk altında bulunuyor.
33 YILDA VAKA SAYISI YÜZDE 71 ARTTI
Global Burden of Disease 2023 çalışması kapsamında araştırmacılar, 1990-2023 dönemine ait küresel sağlık verilerini inceledi. 204 ülke ve bölgeden elde edilen veriler doğrultusunda hastalıkların yaş ve cinsiyete göre dağılımı, sağlık üzerindeki etkileri ve gelecekteki olası seyri değerlendirildi.
Araştırmanın sonuçlarına göre anoreksiya ve bulimia vakalarının toplam sayısı 1990'dan 2023'e kadar yüzde 71 yükseldi. Araştırmacılar, mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde 2050 yılında vaka sayısının yaklaşık 21,8 milyona çıkabileceğini öngörüyor.
2023'TE 14,2 MİLYON KİŞİ BULİMİADAN ETKİLENDİ
Araştırmada yer alan tahminlere göre 2023 yılında bulimia nervoza yaklaşık 14,2 milyon kişiyi, anoreksiya nervoza ise 3,92 milyon kişiyi etkiledi.
Hastalıkların sağlık üzerindeki toplam etkisini ölçen DALY göstergesine göre anoreksiya ve bulimia, 2023 yılında dünya genelinde yaklaşık 3,83 milyon yıllık sağlıklı yaşam kaybına neden oldu. Bu gösterge, erken ölümler ve hastalık nedeniyle sağlıklı geçirilen yaşam süresindeki kayıpları birlikte değerlendiriyor.
EN ÇOK ETKİLENEN GRUPLAR YAŞ VE CİNSİYETE GÖRE DEĞİŞİYOR
Araştırmada yeme bozukluklarının yaş gruplarına göre farklılık gösterdiği belirlendi. Anoreksiya vakalarının en yüksek seviyeye 15-19 yaş grubunda ulaştığı, bulimianın ise 30 yaş ve üzerindeki kişilerde daha yaygın olduğu kaydedildi.
Cinsiyet dağılımında kadınların daha fazla etkilendiği görülürken erkeklerdeki vakaların da önemli bir sağlık sorunu oluşturduğu vurgulandı.
DOĞU VE GÜNEY ASYA'DA ARTIŞ DİKKAT ÇEKTİ
Ülke ve bölge bazındaki değerlendirmelerde kişi başına düşen en yüksek oranlar Avustralya ve Batı Avrupa gibi yüksek gelirli bölgelerde kaydedildi.
Bununla birlikte 1990-2023 dönemindeki artış oranlarında Doğu Asya yüzde 61,5 ile öne çıkarken Güney Asya'da da yüzde 48,5'lik yükseliş hesaplandı. En düşük oranlar ise Sahra Altı Afrika'da gözlemlendi.
ERKEN TEŞHİS VE RUH SAĞLIĞI DESTEĞİ ÖNEM TAŞIYOR
Yeme bozuklukları yalnızca beslenme alışkanlıklarını değil, kişinin fiziksel sağlığını, ruhsal durumunu ve sosyal yaşamını da etkiliyor. Buna rağmen hastalıkların küresel yaygınlığı ve uzun vadeli sonuçları konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyuluyor.
Araştırmacılar, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde yeme bozukluklarının daha kapsamlı incelenmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca bu rahatsızlıkların erkeklerde yeterince tespit edilememesi nedeniyle erkek nüfusa yönelik araştırmaların artırılması çağrısında bulunuyor.
2050 yılına ilişkin tahminler, anoreksiya ve bulimia konusunda erken teşhis, doğru tedavi ve ruh sağlığı hizmetlerine erişimin önemini bir kez daha gündeme getiriyor.




