Devlet Bahçeli’nin İbrahim Hacıosmanoğlu’na desteği, Mustafa Eröğüt etrafında dolaşan adaylık kulisleri ve hakemlik düzenini sarsan tutuklamalar… Birgün'den Eren Tutel'in derlediği habere göre; futbol, AKP iktidarının 24’üncü yılında yine siyasi güç mücadelelerinin ortasında. Stat açılışlarını başarı, taraftarın itirazını tehdit sayan anlayış, bugün kendi kurduğu düzenin krizine yeni bir başkan arıyor.

Devlet Bahçeli, Şubat 2023’te Maraş merkezli depremleri sonrası tribünlerden hükümete protesto sesleri yükseldiğinde maçların seyircisiz oynanmasını gündeme getirmişti.

Ekim 2026’da ise ağır bir yönetim krizi yaşayan Türkiye Futbol Federasyonu’nun Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'na çelenk gönderdi: “Yalnız değilsin.”

Bu iki tutum arasında Türkiye futbolunun son yıllarını anlatan bir yönetim anlayışı var. Taraftar iktidara itiraz ettiğinde tribünlerin kapatılması isteniyor.

İktidar ortağı federasyon başkanına sahip çıktığında ise bu müdahale, TFF’nin resmi sitesinde “anlamlı destek” olarak sunuldu. Hacıosmanoğlu da Bahçeli’ye “ellerinden öpüyorum” diyerek teşekkür etti.

Taraftara susması söylenirken yöneticiler siyasi desteği kamuoyuna bir güvence olarak göstererek ‘çatlak sesleri’ kesme amacında. Oyunun gerçek sahipleri kapının dışında tutuluyor, koltuğun etrafındaki siyasi kalabalık ise kurumsal itibarın yerine geçiriliyor.

TUTUKLAMALAR VE DAHA FAZLASI

Bugünkü kriz, bu anlayışın ulaştığı noktayı net bir biçimde ortaya koydu. Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun da aralarında bulunduğu beş kişinin 3 Ekim’de tutuklanmasını, 5 Ekim’de Yasin Kol ve yardımcı hakem Göktuğ Hazar Erel’in tutuklanması izledi.

İsnatların karşılığı yargılamada belirlenecek. Ancak futbol yönetiminin denetim sorumluluğu, mahkeme sonucunu bekleyerek ertelenemez. Hakemlik sisteminin başındaki isim böylesine ağır iddialarla karşı karşıyaysa federasyon, nasıl bir düzen kurduğunu açıklamak zorunda.

Fakat günün sonunda kamuoyunun önüne bir hesap verme sürecinden daha çok, bir koltuk mücadelesi çıkıyor. Hacıosmanoğlu’nun yerine kim gelecek? Hangi isim hangi çevrenin desteğini alıyor? Yönetim nasıl düşürülebilir?

Futbolun hangi kurallarla yönetileceği sorusu, yine onu kimin yöneteceğinin gölgesinde kaldı.

ERÖĞÜT’ÜN ADAYLIK HAZIRLIĞI

Mustafa Eröğüt’ün adı tam da bu ortamda öne çıkarıldı. Üstelik adaylık hazırlığına ilişkin haberler son tutuklamalarla başlamadı. Türkiye gazetesi, 22 Haziran’da Hacıosmanoğlu’na “yol göründüğünü” duyururken Eröğüt’ün ekibiyle hazırlık yaptığını, Alkın Kalkavan ve Bayram Saral’ın kulüplerle temas kurduğunu yazmıştı.

TGRT Haber de 5 Ekim’de Eröğüt’ü olası değişimin güçlü adayı olarak sundu. Eröğüt’ün Bilal Erdoğan’la Kartal İmam Hatip yıllarına uzanan dostluğu Odatv’deki kulis yazısında aktarıldı.

İkilinin kurumsal birlikteliği ise devam ediyor. Bilal Erdoğan’ın başkanlığındaki Etnospor’un yönetim listesinde Eröğüt de var. Eröğüt ayrıca Mehmet Büyükekşi döneminin TFF Başkan Vekili ve icra kurulu üyesi. Bugün değişim seçeneği olarak konuşulan isim, yakın geçmişte aynı kurumun karar mekanizmasındaydı.

İktidara yakın medyada bir alternatifin hazırlanmasıyla iktidar ortağının mevcut başkana açıkça sahip çıkması, futbol üzerindeki nüfuz mücadelesinin belirgin işaretleri. Görünen tablo, hükümet çevrelerinin futbol yönetimi üzerinde farklı tercihlere sahip olduğunu ortaya koydu.

Burada AKP’nin siyasi sorumluluğu, tek tek hangi adayın desteklendiğinin ötesine uzanıyor. Yaklaşık çeyrek asırlık iktidarın sonunda federasyonun geleceği hâlâ siyasi yakınlıklar, destek mesajları ve kulis dengeleri üzerinden okunuyorsa ortada tesadüflerle açıklanamayacak bir yönetim sorunu vardır. Kurumsal bağımsızlığın yerini ilişkilerin aldığı düzenin siyasi hesabı, o düzeni yıllardır yönetenlerden sorulur.

İŞİNE GELENİ SAHİPLENME POLİTİKASI

AKP, futbolun başarılarından pay isterken krizlerini federasyonların üzerine bırakarak bu hesaptan kaçamaz. Açılışlarda, şampiyonluk kutlamalarında ve milli takım fotoğraflarında iktidarın varlığı hissedilecek, denetim çöktüğünde bütün sorumluluk birkaç spor yöneticisine yüklenecek. Bu, siyasi sorumluluğun işine gelen kısmını sahiplenmek.

Bugün Hacıosmanoğlu’nun tartışılması elbette gerekli. Fakat bütün meseleyi onun kişiliğine ve yönetimine indirgemek, kendisinden önce de işleyen bağımlılık ilişkilerini görünmez kılıyor. Aynı çevrelerden yeni bir isim bulup onu kurtarıcı diye sunmak, eski yönetim anlayışına yeni bir yüz kazandırabilir. Futbolun buna reform diye ikna edilmesi beklenmemeli.

Son 24 yılın hesabını bu nedenle yalnızca değişen federasyon başkanlarıyla tutamayız. Asıl bakılması gereken, futbolun neden sürekli siyasi desteğe, mali kurtarma arayışına ve kişisel ilişkilere ihtiyaç duyduğu.

AKP’nin spor anlatısında statların özel bir yeri var. Erdoğan, 2024’te tamamlanan 38 yeni stadyumu yatırımların göstergesi olarak sıralıyordu. Kamu kaynaklarıyla yapılan bir stadı siyasi iktidarın topluma bağışı gibi sunmak, daha başlangıçta hesap verme ilişkisini tersine çeviriyor. O tesisler yurttaşın parasıyla yapıldı, karşılığında beklenen şey minnet duygusu değil, erişilebilir ve iyi yönetilen bir spor düzeni.

BETONUN YENİLENMESİ HİÇBİR ANLAM İFADE ETMEZ

Bir stadı tamamlamakla futbolun altyapısını kurmak arasında büyük fark var. İlki açılış törenine yetiştirilebilir. İkincisi çocukların yıllar boyunca düzenli spor yapmasını, antrenörlerin eğitimini, okul-kulüp ilişkisinin kurulmasını, sporcu sağlığının korunmasını gerektirir. Kurdele kesmek için kamera bulunur bir mahallede çocukların her hafta güvenle antrenmana çıkmasını sağlamak için sürekli emek ve bütçe gerekir.

AKP’nin gösteriye dayalı siyasetinin zaafı burada açığa çıkıyor. Görünür yatırımı, işleyen sistemin kanıtı gibi sunuyor. Oysa en modern stadyumun içinde de kötü yönetilen, borçla yaşayan ve hakem kararına güvenmeyen bir futbol oynanabilir. Betonun yenilenmesi, kurumların içinin boşalmasını kendiliğinden durdurmaz.

Sporda gelişmişliğin ölçüsü, protokol locasının konforundan önce bir çocuğun oyuna erişimi.

Ailesinin gelir seviyesi düşük olan bir çocuk düzenli spor yapabiliyor mu?
Kız çocukları için sürdürülebilir olanaklar var mı?
Altyapı antrenörü geçimini sağlayabiliyor mu?
Amatör kulüp, yerel bir siyasi ilişkinin yardımına ihtiyaç duymadan ayakta kalabiliyor mu?
Bakanlığın ve federasyonların başarı hesabı bu sorular üzerinden tutulmalı.

MALİ YAPI VE KULÜPLER

Futbolun mali yapısı da aynı siyasi düzenin başka bir yüzünü gösteriyor. Kulüp yöneticileri harcamalarının sorumluluğunu taşımalı. Bununla birlikte kamu bankalarının yer aldığı bir sistemde siyasi iktidarın da kaynakların hangi ilkelerle kullanıldığını açıklama sorumluluğu var. Taraftarın sevgisi sınırsız olabilir kamu kaynağının hesabı sınırsız bir takdir yetkisine bırakılamaz.

Kaynağa erişimin kuralları yeterince açık ve eşit olmadığında futbol yöneticiliğinde başka beceriler öne çıkar: Doğru kişiye ulaşmak, doğru kapıyı çalmak, güçlü bir destek bulmak.

Böylece kulübünü bağımsız biçimde yönetmesi gereken başkan, sürekli birilerinin yardımına ihtiyaç duyan aracıya dönüşür. Borç yalnızca bilançoyu bozmaz karar alma özgürlüğünü de daraltır.

FUTBOLUN BAĞIMSIZLIK SORUNU

Bu ortamda siyasi iktidara yakınlık, futbol kamuoyunun gözünde başlı başına bir yönetim avantajı haline gelir. Eröğüt tartışmasının merkezinde Bilal Erdoğan’la ilişkisinin, Hacıosmanoğlu tartışmasının merkezinde Bahçeli’nin desteğinin bulunması bu nedenle önemli. Futbolun geleceği hakkında konuşurken sürekli siyasetçilerin isimlerine dönmemiz, bağımsızlık sorununun kendisi.

TARAFTARA FARKLI MUAMELE

Taraftara gelince aynı siyaset bambaşka bir dil kullanıyor. 2023 depremlerinden sonra Fenerbahçe ve Beşiktaş tribünlerinde yükselen istifa çağrıları karşısında Bahçeli, seyircisiz maç seçeneğini gündeme getirdi.

Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da spor alanlarının siyaset meydanına çevrilmek istendiğini söyleyerek “hodri meydan” çıkışı yaptı. İktidarın futbol içindeki varlığı olağan sayılırken yurttaşın itirazı güvenlik diliyle karşılandı.

Aynı dönemde Kayseri İl Güvenlik Kurulu, Fenerbahçe taraftarının deplasman maçına alınmamasına karar verdi. Taraftarın sesi, duyulması gereken bir toplumsal tepki olarak ele alınacağı yerde kapıların kapatılmasıyla karşılandı.

Çarşı davası, tribünlerin bağımsız toplumsal varlığına nasıl yaklaşıldığının daha ağır bir örneğiydi. Gezi’ye katılan taraftarların da aralarında bulunduğu 35 kişi, hükümeti devirmeye teşebbüs suçlamasıyla yargılandı.

2015’te verilen beraat kararının bozulmasının ardından uzayan süreçte, Aralık 2024’te yeniden beraat kararı çıktı. Yıllara yayılan bu yargılama, bir taraftar topluluğunun muhalif kimliğinin ne ölçüde kriminalize edilebildiğini gösterdi.

Taraftarı denetlemeye dönük düzenlemeler ise aynı dönemde hız kazandı. 2014’te başlayan Passolig uygulaması, Çalık Holding’e ait Aktif Bank üzerinden yürütüldü. Taraftar grupları kişisel veriler, gözetim ve ticarileşme konusunda itiraz etti. Nisan 2014’te İstanbul’da uygulamayı protesto eden taraftarlara polis gaz ve tazyikli suyla müdahale etti.

DENETLENEBİLİR KALABALIK

Futbolun etrafındaki bu düzen, taraftarı hem müşteri hem denetlenecek kalabalık olarak görüyor. Biletini alması, kartını çıkarması, ürün satın alması bekleniyor. Yönetimin nasıl işleyeceği hakkında söz istediğinde ise aynı ilgi gösterilmiyor. Tribünün rengi ve sesi pazarlanabilir siyasi itirazı tahammül sınırını aşıyor.

Bugün Riva’daki koltuk tartışmasını bu geçmişten koparamayız. Taraftarın itirazına yasakla, mali krize yeni vadeyle, yönetim krizine yeni isimle cevap veren anlayış, futbolun sorunlarını yeniden üretti. Her defasında gündem değişti bağımlılık ilişkileri yerinde kaldı.

Kosova’da Thaçi gerilimi sokağa taştı: Göstericilerle polis çatıştı!
Kosova’da Thaçi gerilimi sokağa taştı: Göstericilerle polis çatıştı!
İçeriği Görüntüle

SİYASİ SORUMLULUK

AKP’nin spor politikasının esas başarısızlığı da burada. Yaklaşık çeyrek asırlık iktidar, futbolun kendi kurallarına güvenerek yaşayabildiği bir düzen kuramadı. Buna karşılık futbolun görünürlüğünden, duygusal gücünden ve başarılarından siyasi yarar sağlamayı sürekli gündemde tuttu.

Bugün ortaya çıkan tablo için yalnızca hakemleri, federasyon başkanlarını ya da kulüpleri suçlamak, bu uzun siyasi sorumluluğu silmeye yetmez.

Sporcuların, antrenörlerin ve kulüplerin kazandığı başarılar da iktidara böyle bir muafiyet sağlamaz. Bir sporcunun madalyası, federasyonun hesaplarını denetleme ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Milli takımın galibiyeti, taraftarın söz hakkını askıya almaz. Şampiyonluk fotoğrafı, spor politikasının bilançosu yerine geçmez.

Bu nedenle Hacıosmanoğlu’na gönderilen çelenkle Eröğüt için yapılan hazırlıklar arasında taraf seçmek, futbol adına yeterli bir tutum olamaz. Hacıosmanoğlu yönetimi hesap vermeli. Onun yerine talip olanlar da yalnızca kimlerden destek aldıklarını değil, o destek sahiplerinin müdahalelerini nasıl engelleyeceklerini açıklamalı.

Hakem atamalarının denetlenebilirliği, federasyon kaynaklarının şeffaflığı, kulüplere eşit uygulanan mali kurallar, altyapıya sürekli yatırım ve taraftarın temsili somut güvencelere kavuşmadıkça değişim, makam odasındaki isimliğin yenilenmesiyle sınırlı kalır.

Futbolun geleceği o çelengin üzerinde yazmıyor. Gelecek, susturulmak istenen tribünün söz hakkını, çocuğun sahasını ve oyunun adaletini birlikte savunabilmekte yatıyor. AKP’nin yıllardır hesabını vermediği spor politikasını tartışmaya da tam buradan başlamak gerek.