Ankara’da 7-8 Temmuz’da 36’ncısı düzenlenecek NATO Zirvesi kapsamında güvenlik önlemleri adeta sıkıyönetime dönüşürken, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 23 Haziran’da yaptığı 241 kişiye yönelik operasyon kapsamında 225 kişi gözaltına alınmıştı.
DKÖ TEMSİLCİLERİ TUTUKLANDI
Gözaltına alınan 135 kişiden 6'sı başsavcılıkça serbest bırakılmıştı. Adliye sevk edilen 129 kişiden, aralarında akademisyen Doç. Dr. Emel Memiş, gazeteci Yıldız Tar, TEMA Vakfı Ankara Temsilcisi Nevzat Özer, Umut-Sen Sözcüsü Burcu Arıkan, ÇHD üyesi avukatlar Semra Demir ve Kürşat Bafra’nın da bulunduğu 103 kişi tutuklanmıştı. 26 kişi ise ev hapsi adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmıştı.
TUTUKLAMADA ‘İSTİHBARİ BİLGİ’ ETKİN OLDU
Çevreci Nevzat Özer dahil yaklaşık 30 TEMA gönüllüsü TKP/ML terör örgütü üyeliğinden tutuklandı. Tutuklama kararlarında ise “Şüpheliler hakkında istihbari bilgiler ve tüm dosya kapsamına göre atılı suçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu” ifadesinin kullanılması dikkat çekti.
‘TUTUKLAMANIN DAYANAĞI OLAMAZ’
Söz konusu karara ilişkin Cumhuriyet’e değerlendirmelerde bulunan Özer’in ve bir takım TEMA gönüllüsünün avukatı Cemal Erim; “Bir kişiyi somut delil olmaksızın, yalnızca istihbari bilgiye dayanarak tutuklamak; anayasaya, Ceza Muhakemesi Kanunu’na ve evrensel hukuk ilkelerine açıkça aykırıdır. Tutuklama bir cezalandırma aracı değil; ancak kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin varlığı halinde başvurulabilecek istisnai bir koruma tedbiridir. İstihbari bilgiler soruşturmaya yön verebilir; ancak mahkûmiyetin ve tutuklamanın dayanağı olamaz. Aksi uygulamalar kişi özgürlüğünü ortadan kaldırır, masumiyet karinesini ihlal eder ve yargıya olan güveni ağır biçimde sarsar” dedi.
‘O KORKUNÇ GÜNLERİ HATIRLATAN BİR UYGULAMA’
“Ülkemizde 1980 yılında hukukun askıya alındığı 12 Eylül cunta döneminde, istihbarat bilgisi ile insanlar tutuklanmıştır” diyen Av. Emir; “36 yıllık bir hukukçu olarak üzülerek söylüyorum ki; önceki gün yaş ortalaması 60’ın üzerinde olan bir kısım insanlar ve avukatları; o korkunç günleri hatırlatan bir uygulama ile karşı karşıya kalmıştır. Yukarıda yaşanan olayın münferit bir olay olması düşüncesi ile yargı makamlarını, hukukun emredici hükümlerine uymaya; keyfî uygulamalardan kaçınmaya ve temel hak ile özgürlükleri korumaya davet ediyorum. Hukukun üstünlüğü varsayımlar ile değil, somut delillerle sağlanır. Adaletin olmadığı yerde ne hukuk güvenliği ne de toplumsal barış kalır” ifadelerini kullandı.