İstanbul’un Ümraniye ilçesindeki Şerifali’de bulunan özel okulda, üç yaşındaki bir çocuğun temizlik görevlisi olarak çalışan bir kişi tarafından cinsel istismara uğradığı iddiasıyla başlayan yargı süreci devam ediyor. Dosyaya giren belgeler; çocuğun Çocuk İzlem Merkezi’nde verdiği ifadeyi, okulun olaydan sonra hazırladığı tutanağı, sanığın savunmasını, kamera sistemine ait diskler üzerindeki bilirkişi incelemelerini ve Millî Eğitim Bakanlığı'nın okul hakkında uyguladığı idari yaptırımları içeriyor. Ayrıca, yaşananların bir bölümüne okuldaki diğer çocukların da tanık olduğu, çocukların ve ailelerinin soruşturma kapsamında ifade verdiği belirtildi.
“KIZIM ADAMI GÖRÜNCE ÇOK KORKTU VE BACAĞIMA SARILDI”
Çocuğun annesi, olayların 10 Mayıs 2024 sabahı kızını okula götürmesiyle başladığını söyledi. Anne, okul bahçesinde gördükleri yaşlı hizmetlinin çocukları karşılamak üzere kapıda beklediğini belirterek yaşananları 12punto’ya şöyle anlattı:
“10 Mayıs 2024 sabahı üç yaşındaki kızımla birlikte evden çıkarak okula gittik. Okulun kapısına yaklaştığımızda, çocukları karşılamak üzere bahçede bekleyen yaşlı hizmetliyi gördük. Kızımla okul bahçesine girdiğimiz sırada kızım adamı görünce çok korktu ve hemen bacağıma sarıldı. Bu kişiye “günaydın” dedim ve sonra bana “Kızınızı çok seviyorum, torunuma benziyor” dedi, bu beni rahatsız etti.
Öğretmenlere, ‘Burada bir sorun mu var?’ diye sordum. Kızıma da ne olduğunu sormaya çalıştım ancak yanıt alamadım. Bunun üzerine eğitim koordinatörünün beni aramasını istedim. Daha sonra beni arayarak bu kişinin bir gün yemekhanede çocuklara bağırdığını, kızımın da bu nedenle ondan korktuğunu söylediler. O sırada istismar iddialarından henüz haberim yoktu. Ben de ‘Sınıfta üç öğretmen varken bu kişinin yemekhanede ne işi vardı? Benim kızıma nasıl bağırabilir?’ diye sordum. Eğitim koordinatörü, ‘Haklısınız, özür dileriz. Bir daha olmayacak’ dedi."
Anne, daha sonra kızının konuyla ilgili konuşmak istemediğini ve kendisine “Onunla ilgili konuşma, o kötü bir adam, kötü oyunlar oynuyor, beni dövüyor” diye bağırdığını aktardı:
“Ardından bu kişinin kendisine yaptıklarını anlattı. Duyduklarım karşısında şoke oldum.”
Anne, kızının ilk anlatımı sırasında kayıt alamadığını, ikinci konuşmada ise anlatılanları video kaydına alarak bir pedagoga gönderdiğini söyledi. Pedagogun, anlatımlarda ciddi şiddet ve istismar bulguları bulunduğunu belirterek vakit kaybetmeden savcılığa başvurmalarını önerdiğini aktardı.
KOLEJ, PERSONELİ AİLENİN 18 MAYIS’TAKİ ŞİKÂYETİNDEN SONRA GÖREVDEN UZAKLAŞTIRDI
Anne, kızının yaşadıklarını anlattığı video kaydını kolej yönetimine gönderdiğini ve olayların yaşandığı alanlara ait kamera kayıtlarını izlemek istediklerini bildirdiğini söyledi. Kolej yönetiminin kendilerini 13 Mayıs’ta okula davet ettiğini ancak daha sonra sistemde teknik arıza bulunduğunu ve teknisyenin beklendiğini söylediğini aktardı.
Anne, 13 Mayıs’tan 15 Mayıs’a kadar teknik arıza ve teknisyen gerekçesiyle bekletildiğini belirtti. Üçüncü gün koleje tek başına gittiğinde kendisine kamera görüntülerinin velilere izletilmesinin yasal olarak mümkün olmadığının söylendiğini ifade etti.
Anne ise okul yönetimine haber verdikten sonra bir pedagoga başvurduklarını ve çocuğun terapiye başladığını söyledi:
“Görüştüğümüz pedagoglar durumu vakit kaybetmeden yetkili makamlara bildirmemiz gerektiğini söyledi. Eşimle birlikte karakola giderek şikâyetçi olduk.”
Annenin şikâyetçi ifade tutanağı 18 Mayıs 2024’te düzenlendi. Anne bu ifadede, çocuğunun anlatımlarını kayda aldığını, kayıtları okulun anaokulu koordinatörüne gönderdiğini ve 13 Mayıs’ta kamera görüntülerini izlemek üzere okula gittiğini anlattı. Anne, toplantıda kendisine yemekhaneden seçilmiş yaklaşık iki dakikalık bir görüntünün izletilmek istendiğini ancak bunu kabul etmediğini ve koleje ait hiçbir kamera kaydını izlemediğini özellikle vurguladı. Anne, aynı toplantıda okul müdürü ve bir avukat tarafından, kızının anlatımlarını içeren videoyu paylaşması hâlinde hakkında yaptırım uygulanacağı söylenerek tehdit edildiğini ileri sürdü.
Anne, tutanakta yazan tarih ile fiilen yaşanan süreç arasında çelişki bulunduğunu savundu. Personelin ancak ailenin 18 Mayıs’taki şikâyetinin ardından görevden uzaklaştırıldığını ve kolej yönetiminin de bu başvurudan sonra adli makamlara şikâyette bulunduğunu söyledi.
ÇOCUK, ÇOCUK İZLEM MERKEZİ’NDE DİNLENDİ
Üç yaşındaki çocuk, Mayıs 2024’te Çocuk İzlem Merkezi’nde savcı, adli görüşmeci ve avukatın bulunduğu ortamda dinlendi.
Çocuk, görüşmede yaşlı bir okul çalışanının kendisini istismar ettiğini ve bu davranışların birden fazla kez yaşandığı yönünde beyanda bulundu. Çocuğun mahremiyetini ve üstün yararını korumak amacıyla ifadesindeki ayrıntılara haberde yer verilmiyor.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 24 Mayıs 2024 tarihli yazısında, çocuğun ifadesinde adı geçen başka bir çocuğun pedagog eşliğinde dinlenmesi ve okulda çalışan üç öğretmenin tanık sıfatıyla ifadelerinin alınması istendi.
Anne, “Kızımız bize yaşadıklarının tamamını anlatamadı. Kendisine yapılan birçok şeyi Çocuk İzlem Merkezi’nde görevlendirilen pedagoga anlattı. Görüşme yaklaşık 45 dakika sürdü. İfade tamamlandıktan sonra savcılığın tutuklama talebi üzerine şüpheli aynı gün tutuklandı” dedi. Hâkimlik tarafından tutuklanan şüpheli yaklaşık altı ay tutuklu kaldı. Anne, dosyanın başlangıçta ağır ceza mahkemesinde görüldüğünü ve ilk duruşma sırasında sanığın tutuklu olduğunu söyledi.
“ÇOCUKLARLA TEMASIM OLMADI” DEDİ, YEMEKHANEDE ÇOCUĞA BAĞIRDIĞINI TUTANAKTA KABUL ETTİ
Sanık, 22 Mayıs’taki kolluk ifadesinde okulda yaklaşık bir yıldır, yönetim tarafından çağrıldığında haftanın birkaç günü temizlik, tadilat ve bahçe işleri yaptığını söyledi. Çocuklarla herhangi bir diyaloğu veya teması bulunmadığını savunarak hakkındaki suçlamaları reddetti ve kamera kayıtlarının incelenmesini istedi. Sanık ayrıca çocuğu tanımadığını ve yemekhanede hiç bulunmadığını savundu. Ancak kolej yönetimi tarafından hazırlanan resmî tutanakta sanığın yemekhanede bulunduğu, çocuğa bağırdığını kabul ettiği ve aileden özür dilemek istediği kayıt altına alındı.
Sanık, ailenin okul ücretini ödemek istememesi nedeniyle okulla tartıştığını öne sürerek suçlamanın bu nedenle ortaya atıldığını iddia etti. Anne ise bu iddiayı reddetti. Anne, okul ücretlerinin tamamının banka yoluyla ödendiğini ve ödenmemiş ücret nedeniyle okul yönetimiyle herhangi bir tartışma yaşanmadığını söyledi.
Anne, sanığın kendisini yargılama sırasında “Ben namazında niyazında bir adamım, abdestsiz gezmem” sözleriyle savunduğunu belirterek, “İnançlı olduğunu söylemesi, hakkındaki iddialara cevap değildir” dedi.
CİMER BAŞVURUSU, PERSONELİN MEB KAYITLARINDA BULUNMADIĞINI ORTAYA ÇIKARDI
Ümraniye İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünün 20 Aralık 2024 tarihli CİMER yanıtında, aile tarafından yapılan başvurunun incelendiği ve soruşturma sonucunda kurum yöneticilerine disiplin cezası, okula ise idari para cezası uygulandığı bildirildi.
Ancak aileye gönderilen kısa yanıtta cezaların gerekçeleri ve okul çalışanının MEB kayıtlarında bulunup bulunmadığına ilişkin ayrıntı yer almadı. Anne, Millî Eğitim müfettişleriyle yaptıkları ilk görüşmede de, hakkında şikâyette bulunulan personelin MEB kayıtlarında yer almadığının kendilerine bildirildiğini söyledi.
Anne, söz konusu kişinin yalnızca temizlik işi yapmadığını; yemekhanede çalıştığını, yemek dağıttığını ve çocuklarla temas gerektiren alanlarda görevlendirildiğini savundu. Personelin MEB kaydının bulunmadığını söyleyen anne, “Millî Eğitim kayıtlarında bulunmayan bir personel bu kolejde çalıştırılmasaydı ve çocuklarla temas ettirilmeseydi bunlar yaşanmayacaktı.” dedi.
BİLİRKİŞİ: ÇOCUĞUN TEKRAR DİNLENMESİ UYGUN DEĞİL
İstanbul Anadolu 8. Asliye Ceza Mahkemesine sunulan 23 Ocak 2025 tarihli psikolojik değerlendirme raporunda, çocuğun Mayıs 2024’ten beri pedagog desteği aldığı belirtildi. Anne, mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişinin değerlendirme yapmak üzere aile evine geldiğini ve çocukla görüştüğünü söyledi.
Raporda, çocukla yapılan görüşmede iletişim kurulabildiği ancak dava konusu iddialar gündeme geldiğinde çocuğun rahatsızlık ve kaçınma tepkileri gösterdiği aktarıldı. İddiaların tekrar tekrar sorulmasının mevcut travmayı tetikleyebileceği ve terapi sürecini olumsuz etkileyebileceği kaydedildi.
Bilirkişi, çocuğun Çocuk İzlem Merkezi’nde uzmanlar eşliğinde ve olaylara daha yakın bir tarihte ayrıntılı şekilde dinlenmiş olmasını da dikkate alarak yeniden ifade vermesinin duygusal ve psikososyal gelişimi açısından uygun olmadığı sonucuna vardı. Mahkemenin yeniden dinlenmesini zorunlu görmesi halinde ise ifadenin Adli Görüşme Odası’nda uzman eşliğinde alınması önerildi.
“OLAYI GÖREN ÇOCUKLARIN AİLELERİ DİNLENMEDİ”
Anne, 17 Haziran 2025 tarihli duruşmadan önceki celsede, kızının kolejde yaşadıklarına tanık olduğu belirtilen çocukların ailelerinin dinleneceğinin söylendiğini belirtti. Duruşma günü çocukların da aileleriyle birlikte adliyede bulunduğunu ancak tanık ailelerin beyanlarının alınmadığını söyledi.
Anne, “Çocuklar da oradaydı ancak mahkemede dinlenmesini istediğimiz kişiler onların aileleriydi. Buna rağmen hâkim, ‘Bugün başım ağrıyor, tanıkları dinlemeyeceğim. Ben zaten kararımı verdim’ dedi ve tanık ailelerin beyanlarını almadı” ifadelerini kullandı.
DOSYANIN İLK SAVCISI DEĞİŞTİ
Ailenin 12punto’ya verdiği bilgiye göre soruşturmanın ilk aşamasında dosyada görev yapan savcı, Muhammed Çağatay Kılıçarslan’dı. Daha sonra dosyanın savcısı değişti.
Kılıçarslan, 13 Ocak 2026’da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesinde görev yapan hâkim Aslı Kahraman’ı silahla yaraladığı gerekçesiyle gözaltına alındı ve ardından tutuklandı. Basına yansıyan bilgilere göre Kılıçarslan, 2022-2024 yılları arasında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesindeki Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Bürosunda da görev yapmıştı.
Anne, 17 Haziran 2025 tarihli duruşmaya başkanlık eden hâkimin de artık dosyada görev yapmadığını ve başka bir şehirde görevlendirildiğini belirtti.
KAMERA DİSKLERİNDEN GÖRÜNTÜLER ELDE EDİLEMEDİ
Dosyada en çok tartışılan başlıklardan biri okulun kamera kayıtları oldu. Aile, bilirkişi incelemesinin sonucunu “Disklerden biri kırık, diğeri boş çıktı” sözleriyle özetledi. Rapora göre görüntülerin bulunması veya kurtarılması amacıyla analizler yapıldı ancak istenen görüntüler elde edilemedi. Kayıtlarda ses bulunmadığı için ses incelemesi de yapılamadı.
İstanbul Anadolu 8. Asliye Ceza Mahkemesi, 29 Nisan 2025’te disklerin daha ayrıntılı şekilde incelenmesi ve içlerindeki verilerin aktarılması amacıyla Jandarma Kriminal Daire Başkanlığına gönderilmesine karar verdi. Mevcut bilirkişi raporu, görüntülerin elde edilemediğini ortaya koyuyor; ancak kayıtların kim tarafından ve hangi yöntemle silindiğine veya disklerin kasıtlı biçimde bozulduğuna ilişkin kesin bir tespit içermiyor.
Aile, olay gününe ait kamera görüntülerinin nerede olduğunun ve neden hâlâ elde edilemediğinin açıklanmasını istiyor.
KAMERA KAYITLARI SAVCILIK TALİMATINA RAĞMEN DÖRT GÜN SONRA TESLİM EDİLDİ
Anne, şüphelinin tutuklanmasının ardından savcılık tarafından kamera kayıtlarının alınması için polise talimat verildiğini söyledi. Polislerin perşembe günü koleje gittiğini ancak şube yönetiminin teknik ekibin bulunmadığını söylemesi üzerine diskleri teslim almadan ayrıldığını ileri sürdü.
Anne, iki hard diskin dört gün sonra, pazartesi günü kolejin muhasebecisi tarafından karakola getirildiğini belirtti. Disklerin bu süre boyunca nerede tutulduğunun, kimlerin elinde bulunduğunun ve herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının açıklanmasını istedi.
SANIK, HAZİRAN 2025’TE ADLİ KONTROL ŞARTIYLA TAHLİYE EDİLDİ
Anne, Haziran 2025’te görülen ikinci duruşmada sanığın tahliyesine ve tutuksuz yargılanmasına karar verildiğini söyledi. Sanık hakkında uzaklaştırma kararı, her gün imza verme yükümlülüğü ve yurt dışına çıkış yasağını içeren adli kontrol tedbirlerinin uygulandığını belirtti. Sonraki duruşmada da tutuksuz yargılamanın devamına karar verildi.
Anne, dava sürecinin kamera görüntüleriyle ilgili incelemeler nedeniyle uzadığını ifade etti:
“Duruşmalar, kamera görüntülerinin çözümlenememesi nedeniyle sürekli ertelendi. Tanıklar dinlendi ancak kamera kayıtları hâlâ ortada yok. Bu kişi hâlâ sokakta. Yargılama sonunda hakkındaki iddialar sabit görülürse gereken cezayı almasını istiyoruz.”
“ŞERİFALİ ŞUBE YÖNETİMİ TARAFINDAN TEHDİT EDİLDİM”
Anne, olayın ardından okul yönetimi tarafından tehdit edildiğini ve görüntüleri kamuoyuyla paylaşmaması konusunda baskı gördüğünü ileri sürdü:
“Bütün bu süreçte okul yönetimi tarafından tehdit edildim. Bana, ‘Videoyu bir yerde yayımlarsanız size neler yaparız’, ‘Sana kayıt mayıt yok’, ‘İsterseniz gidin bizi şikâyet edin’ gibi sözler söylediler.”
Diğer velileri bilgilendirmesinin ardından kendisi hakkında çeşitli ifadeler kullanıldığını öğrendiğini belirten anne, sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘Annenin psikolojisi bozuk’, ‘Onun bir çocuğu öldü, zaten sorunlu bir kadın’, ‘Bunu başkaları yapmış olabilir’ ve ‘Bunu para için yapıyor olabilirler’ gibi sözler söylendiğini duydum. İftira attığımı söylüyorlarsa bunu kanıtlasınlar. Söylediğim her cümlenin resmî belgelerde karşılığı var.”
“BİR KEZ BİLE ÇOCUĞUMUZUN DURUMUNU SORMADILAR”
Anne, özel okulun kızının terapi masrafları ile iki çocuğunun üniversite dâhil eğitim giderlerini karşılamayı teklif ettiğini; ancak bu tekliflerin karşılığında kamuoyuna yapılan açıklamalarda kolejin adının kullanılmamasının istendiğini ileri sürdü.
Anne, ailesinin para, eğitim desteği, terapi gideri veya başka bir maddi menfaat talep etmediğini ve yapılan teklifleri kabul etmediğini söyledi.
Anne, kızının durumunun genel müdürlük tarafından bir kez dahi sorulmadığını, buna karşın kendisinin genel müdürlüğe defalarca ulaşarak “bizim tek talebimiz görüntü kayıtları” dediğini belirtti.





