CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, partisinin Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında tarım sektöründe yaşanan sorunlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Sarıbal, Türkiye’de insanların yalnızca karınlarını doyurarak yaşamlarını sürdürdüğünü belirterek, sahip olunan geniş tarım alanlarına, dört mevsime, yedi bölgeye ve doğal kaynaklara rağmen insanların neden bu şekilde beslendiğini sorguladı.
Gıdanın milli güvenlik meselesi olduğunun siyasetçiler ve hükümetler tarafından dile getirildiğini hatırlatan Sarıbal, bunun gereğinin yerine getirilmesi gerektiğini söyledi. Anayasa ve tarım hukukunda üretimin ve üreticinin korunmasına yönelik hükümler bulunduğunu ifade eden Sarıbal, toprağa düşen tohumdan ekilen fide ve fidana kadar tarımsal üretimin kamu açısından da önem taşıdığını belirtti.
“ÇİFTÇİ PERİŞAN, HEM DE ÜRETEREK PERİŞAN”
Devletin tarım toprakları, su ve üretim değerlerinin yanı sıra çiftçiyi de koruması gerektiğini belirten Sarıbal, üreticinin korunmaması halinde ithalat ve sözleşmeli tarım merkezli politikaların ağır sonuçlar doğuracağını savundu.
Sarıbal, tarım alanındaki sorunların yalnızca kürsülerde konuşulmak yerine çözüm üretilerek bir başarı hikayesine dönüştürülmesi gerektiğini belirterek, “Ama olmuyor. Çiftçi perişan, hem de üreterek perişan” dedi.
Çiftçinin bankalara olan tarımsal kredi borcunun 2002’den bu yılın haziran ayı sonuna kadar 607 kat arttığını belirten Sarıbal, 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde çiftçinin bankalara tarımsal amaçlı kredi borcunun 2,4 milyar lira olduğunu, bugün ise bu rakamın 1 trilyon 459 milyar liraya ulaştığını söyledi.
Sarıbal, 2002 yılında çiftçinin tarımsal kredi borcunun verilen desteğin 1,7 katı olduğunu, bugün ise çiftçinin borcu ile verilen destek arasındaki farkın 8 kata çıktığını ifade etti.
“MALIYLA, MÜLKÜYLE REZİL OLMAK BÖYLE BİR ŞEY”
Çiftçinin takipteki borçlarına da değinen Sarıbal, 2025 yılında 7,7 milyar lira olan takipteki borcun bir yıl içerisinde 25,5 milyar liraya yükseldiğini belirtti.
Sarıbal, bunun çiftçinin giderek derinleşen bir borç batağına sürüklendiğini savunarak, bankaların çiftçinin traktörüne, tarlasına ve diğer varlıklarına el koyabildiğini söyledi.
Kredi kullanmak isteyen çiftçiden yüksek miktarda teminat istendiğini belirten Sarıbal, üretim yapmak için mücadele eden çiftçinin bankalar ve kamu karşısında zor durumda bırakıldığını ifade etti.
Sarıbal, “Malıyla, mülküyle rezil olmak böyle bir şey” dedi.
“ÇİFTÇİ ONURLUCA ÜRETİMİNİ YAPMALIDIR”
Bankaların kullandırdıkları kredi miktarıyla övündüğünü belirten Sarıbal, serbest piyasa kapsamında bankalara yönelik bir değerlendirme yapmadığını ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı’nın mevcut tablodan sorumlu olduğunu savundu.
Kredilerin bir bölümünün faiz indirimli ve sübvansiyonlu olduğunu belirten Sarıbal, kredilerin tarımsal finansmanın tek merkezi haline gelmemesi gerektiğini söyledi.
Sarıbal, çiftçinin faiz yükü altında ezilmemesi, sermaye sağlamak için muhasebecilik yapmak zorunda kalmaması ve üretimini sürdürebilmesi gerektiğini ifade etti.
Üretimin planlama dahilinde yapılmasını ve ürünlere taban fiyat verilmesini önerdiklerini anlatan Sarıbal, çiftçinin aynı anda mühendis, muhasebeci, finansör ve üretici olmak zorunda bırakılmaması gerektiğini belirtti.
Çiftçinin örgütleri aracılığıyla üretimin her aşamasında söz sahibi olması gerektiğini ifade eden Sarıbal, tarımda yaşanan sorunların plansızlığın sonucu olduğunu savundu.
Sarıbal, mevcut tablonun temel nedeninin iktidarın tarım ve ekonomi politikaları olduğunu öne sürerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in politikalarının yalnızca bugünün değil, 2002’den bu yana devam eden tarihsel sürecin sonucu olduğunu söyledi.
ŞEFTALİDE MALİYET 25 LİRA, ÜRETİCİYE 5 LİRA
Tarım ürünlerinde üreticinin karşılaştığı fiyat sorununa da değinen Sarıbal, Bursa’da şeftalinin dalındaki maliyetinin 20 ila 25 lira arasında olduğunu, buna karşın gıda sanayisinde işlenmek üzere alınan şeftaliye 5 lira ödendiğini belirtti.
Mersin Ziraat Odası’nın sanayiye gönderilen şeftali için maliyetin 15 lira olduğunu ifade ettiğini aktaran Sarıbal, buna rağmen üreticiye 5 lira ödendiğini söyledi.
Denizli’nin Çivril ilçesinde sofralık şeftalinin fiyatının 35 liradan bir gün içerisinde 15 ila 22 lira seviyesine düştüğünü belirten Sarıbal, 15 liraya kadar düşen şeftalinin dalındaki maliyetinin 22 lira olduğunu ifade etti.
Sarıbal, Türkiye’nin farklı bölgelerinde benzer sorunların yaşandığını belirterek, bunun plansızlığın sonucu olduğunu savundu.
“SADECE BORÇ ERTELEMESİYLE OLMAZ”
Sarıbal, tarımsal üretimde yaşanan doğal afetlerin ardından yalnızca borç ertelemesine gidilmesinin sorunu çözmediğini belirtti.
Ertelenen borcun faizle birlikte yeniden çiftçinin karşısına çıktığını ifade eden Sarıbal, üreticinin ürününü koruyabilmesi için kurutma alanları gibi altyapı yatırımlarının yapılması gerektiğini söyledi.
Çiftçinin kendi imkanlarıyla yaptığı çalışmaların önemli olduğunu ancak artık daha kapsamlı çözümlere ihtiyaç duyulduğunu belirten Sarıbal, bu alanlar için kaynak ve ödenek ayrılması gerektiğini ifade etti.
Sarıbal, üreticinin hasat ettiği ve kurutmaya bıraktığı ürünün de sel nedeniyle zarar görmesi durumunda ortaya çıkan tablonun dikkate alınması gerektiğini belirterek, risklere karşı daha yüksek platformlar üzerinde modern kurutma alanları yapılmasını önerdi.
GÜMRÜK VERGİLERİ VE ZEYTİNYAĞI TARTIŞMASI
Gümrük vergilerinin Türkiye’nin en büyük açmazlarından biri olduğunu savunan Sarıbal, Avrupa Birliği süreciyle birlikte 2017, 2018 ve 2019 yıllarında Türkiye’nin tarım ürünlerinde gümrükleri kaldırdığını, 2018-2019 döneminin ardından ithalatın ciddi biçimde arttığını söyledi.
Dünyanın büyük ülkelerinin kendi üreticilerini korumak ve ülke gelirlerini artırmak amacıyla ithalat vergileri uyguladığını belirten Sarıbal, ABD’nin daha önce uyguladığı vergilere ek olarak yüzde 12,5 oranında yeni bir vergi getirdiğini söyledi.
Türkiye’nin ABD’ye tarım ürünleri sattığını hatırlatan Sarıbal, geçen yıl Türkiye’nin sattığı zeytinyağının her 100 tonunun 43 tonunun ABD’ye gönderildiğini ifade etti.
Tunus’un ise ABD’nin uyguladığı gümrük vergisinden etkilenmediğini belirten Sarıbal, bunun Tunus’a tanınan özel bir ayrıcalıktan kaynaklandığını söyledi.
Türkiye’nin yıllara göre 300 bin ile 500 bin ton arasında zeytinyağı ürettiğini belirten Sarıbal, var yılında üretimin 450-500 bin tona çıktığını, yok yılında ise 250 bin tonun altına düşmediğini ifade etti.
İspanya’da kişi başına yıllık zeytinyağı tüketiminin 7 ila 11 kilogram arasında değiştiğini, Türkiye’de ise bu miktarın yaklaşık 2-2,5 kilogram olduğunu belirten Sarıbal, üretilen zeytinyağının tamamının Türkiye’de tüketilmesi halinde ihracata ürün kalmayacağını söyledi.
Sarıbal, düşük gelirli vatandaşların zeytinyağı tüketme imkanının da sınırlı olduğunu ifade etti.
“PARAYI KÖYLÜM, ÇİFTÇİM KAZANMALI”
Gümrük vergileri nedeniyle ürünün çiftçinin elinde kalması halinde durumun daha da kötüleşebileceğini belirten Sarıbal, geçmiş yıllarda Fransa ve İtalya gibi bazı ülkelerin Türkiye’den dökme zeytinyağını düşük fiyata alarak işlediğini, markalaştırdığını ve ambalajlayarak pazarladığını söyledi.
Sarıbal, “Parayı benim köylüm, çiftçim kazanması gerekirken Fransız, İtalyan kazanıyor” ifadelerini kullandı.
ABD’nin vergi uyguladığı dönemde Türkiye’nin ise sıkıştığı zaman vergileri sıfırlayarak başka ülkelerin ürünlerini iç piyasada satmayı tercih ettiğini savundu.
“BÖYLE GİTMEYECEK”
Sarıbal, tarım sektöründeki mevcut tablonun sürdürülemeyeceğini belirterek çiftçilerin üretim yaparken desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Sarıbal, “Bu ülkenin çiftçisi onurludur, üreten onurludur, nasırlı eller onurludur. Yazın sıcağında, kışın soğuğunda üreten üreticilerimize buradan selam olsun. Dünyanın en onurlu işini yapıyorlar ama sahipsizler. Böyle gitmeyecek. Hep birlikte bu bozuk düzeni demokratik yollarla değiştireceğiz” dedi.
Sarıbal, bunun yerine Türkiye’nin toprağından, suyundan, çiftçisinden, insanından, doğasından ve ormanından yana yeni bir düzen kurulması gerektiğini ifade ederek konuşmasını üreticilere yönelik mesajıyla tamamladı.




