Nazlı Ilıcak, 15 Temmuz darbe girişiminin arından 3,5 yıl kaldığı cezaevi dönemine ilişkin yıllar sonra değerlendirmede bulundu.
Bir dönem destek verdiği Fethullahçılarla ilgili yanılgıya düştüğünü belirten Ilıcak, "15 Temmuz'da duvara çarptım" dedi.
Cezaevinden tahliye edilmesinden iki yıl sonra Medyascope’tan Emir Bekir Yaşar’a konuşan eski Fazilet Partisi Milletvekili ve Bugün gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak; Fethullahçılar ile olan ilişkisi ve tutukluluk dönemine dair açıklamalarda bulundu.
Ilıcak, bu yapı hakkında yanıldığını kabul ederek tarikatların kamu kurumlarındaki etkisini eleştirdi ve liyakat prensibinin önemine vurgu yaptı.
"YANLIŞ BİR REFERANSI TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ İÇİN TEMİNAT SAYMIŞIM"
"Yanılgım, tek bir örgütle sınırlı değil. Dindarlar konusunda çok yanıldım. Eskiden, dindarların Allah korkusundan dolayı kötülük yapmayacağını düşünüyordum. Türkiye’de dindarlara kötü muamele edildiği kanaatindeydim" diyen Ilıcak şöyle konuştu:
"Nitekim 28 Şubat süreci de benim haklı olduğumu gösterdi. Başörtülülere ve İmam Hatiplilere karşı ayırımcılık zirve yaptı. Tayyip Erdoğan’ın siyasette önü kesilmek istendi. Yargı vesayeti, askeri vesayet… Bunlardan şikâyetçiydim; mücadele ettim. Ama şu anda daha iyi bir noktaya gelmediğimizi görüyorum. Demek, yanlış bir referansı Türkiye’nin geleceği için teminat saymışım."
"Siyasi ve sosyal olaylar sürprizlerle doludur. Ben, hiçbir menfaat düşünmeden, sadece ülkem için iyi olacağını varsaydığım gelişmeleri destekledim. Ahlâklı bir gazeteci olmaya çalıştım. Kimseye bilerek, isteyerek kötülük yapmadım. Ama tabii ki zaman zaman yanıldım. Bu da bizim meslekte istisna teşkil etmez."
"DEVLETİN FETÖ TANIMINA KATILIYORUM"
FETÖ'ye karşı şuanda nasıl bir düşüncede olduğunu ise Ilıcak "15 Temmuz öncesi Gülen cemaatinden terör örgütü olarak bahsedilmiyordu. Bu bir gerçek. “Paralel yapı” deniliyordu. Darbe sonrası, cemaatin bazı üyelerinin 15 Temmuz olayına karışması dolayısıyla “FETÖ” ismi takıldı. Ben de Bugün’de çalıştığım için, bu örgüte üye olmakla suçlandım" diyerek şöyle anlattı:
"'Yazı yazdığım ve program yaptığım yayın organlarının terör örgütü doğrultusunda faaliyet gösterdiğini bilseydim orada bulunmazdım' ifadesi, bu istikametteki bir soruya verilen cevap. 15 Temmuz’un kargaşası içinde Savcı, bana böyle bir iddiada bulunuyor. Ben de, 'Bu yayın organlarının öyle bir yapıda olduğunu bilmiyordum, bilseydim elbette çalışmazdım' cevabını veriyorum."
"Tabii bugün çok daha kapsamlı bilgilere sahibiz. 15 Temmuz hâlâ benim için bir muamma. Ahmet Dönmez isimli eski bir cemaat üyesinin anlattıkları var; mahkemelerde sanıkların ifadeleri var. Kapsamlı bir değerlendirme için biraz zaman gerekiyor."
"Gerçekten de bir mahrem yapı mevcut ve onların aracılığıyla, cemaate yakın birtakım askerler ve siviller bu işe bulaşmış. Sadece mahrem yapı cezalandırılsaydı, bir itirazım olmazdı. Ama operasyonlar çok geniş tutuldu. Büyük bir mağduriyet yaratıldı. Oysa, ilk baştan itibaren devlet de adli makamlar da böyle bir ayırım yapıyordu: Tepede, yönetici kadro ve mahrem imamlar; altta ise, kendini hizmete adamış masum dindar insanlar. Ben, devletin yaptığı bu tarife katılıyorum."
"Tarikatların kamuda yapılanmasını hiç tasvip etmiyorum. Bu sadece Gülen Cemaati için değil, diğer tarikatlar için de geçerli. Liyakat esas alınmalı. Alınmıyor. Maalesef hâlâ, sadece KPSS değil, sözlü mülakat da geçerli. Demek istediğim, bir musibet bin nasihatten daha iyi olmadı. Hâlâ bir takım cemaatlerin kamuda örgütlendiğine dair haberler gazetelerde çıkıyor."
"HAKSIZLIKLARA KARŞI ÇIKMIŞ BİR İNSANIM"
Ilıcak uzun yıllar destek verdiği AKP iktidarının son döneminde yaptıklarını onaylamadığını belirtti.
"Onaylayamam, çünkü ben, her zaman haksızlıklara karşı çıkmış bir insanım" diyen Ilıcak, şöyle konuştu "27 Mayıs’tan beri çizgim bellidir. Bugün sükût ediyorum, ama sükûtum ikrardan gelmiyor" ifadesini kullandı.
"GAZETECİLİĞİ ÖZLÜYORUM"
Cezaevinden çıktıktan sonraki yaşamını ise Ilıcak, şöyle anlattı:
"Allah’a şükür yaşıma göre sağlık durumum iyi. Bugün yapmak istediğim birçok şey var. Gazeteciliği özlüyorum. Televizyondaki tartışmalar, konuklar… Bugün için bu imkânsız. Anılarımı yazdım; ama anılarımı uygun bir zaman diliminde bastıracağım. Bir davet verip jübilemi yapmayı düşünüyorum. Fakat bugünkü şartlarda doğru olmaz. Günlerim çok iyi geçiyor. Rahat bir emeklilik yaşıyorum. Tiyatroya gidiyorum, dostlarla buluşuyorum, briç oynuyorum. Pilates ve fitness yapıyorum. Torunlarla vakit geçiyorum. Seyahatlere çıkıyorum. Bundan iyisi can sağlığı."
"15 TEMMUZ'DA DUVARA ÇARPTIM"
Yaşar'ın "Bugün 1974’te Tercüman’da yazmaya başlayan genç Nazlı Ilıcak’a neler demek isterdi" sorusuna ise Ilıcak şöyle yanıt verdi:
"1974’te çok gençtim; kendime çok güveniyordum; ateş gibiydim. Gözüm pekti, korkum yoktu. Bu hâlim maalesef çok uzun zaman devam etti. Sonunda 15 Temmuz 2016’da duvara çarptım. Şimdi çok daha temkinliyim, dikkatliyim. Bir konuşursam üç susuyorum. Ama gençler bugünkü Nazlı Ilıcak’ı örnek almasın. Onlar ateş gibi olsun, Türkiye demokrasisine sahip çıksın. Dolayısıyla 1974’teki Nazlı Ilıcak’a “daha sakin ol” tavsiyesinde bulunmazdım. Çünkü mademki elimde bir kalem vardı, o gün kamuya karşı vazifemi yerine getirmeliydim. Nitekim hayatım hep mücadeleyle geçti; zarar da gördüm fakat pişman olmadım."
15 TEMMUZ'DAN İKİ HAFTA SONRA TUTUKLANMIŞTI
15 Temmuz darbe girişiminden iki hafta sonra "silahlı terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla tutuklanan Nazlı Ilcak, 4 Kasım 2019'da “örgüte üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı ve adli kontrol şartıyla tahliye edildi.
Tahliyesinden 4 yıl sonra başka bir soruşturma kapsamında yeniden girdiği cezaevinden Ilıcak, 28 Ocak 2024'te bir kez daha tahliye oldu.





