Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Meteoroloji Mühendisleri Odası, İstanbul’da yaşanan sel felaketine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, felaketlerin nedeninin doğa değil, kentlerin rant uğruna kent kimliğinden uzak bir anlayışla inşa edilmesi olduğu belirtildi. İstanbul ve çevre illerde yaşanan olaylarda taşkın ile sel arasındaki ayrımın göz ardı edildiği ifade edilerek, kentlerde yaşanan felaketlerin insan eliyle oluşturulan koşullardan kaynaklandığı savunuldu.
Yetkili kurum ve kişilerin olayların ardından yalnızca sonuçlar üzerinden konuştuğu, verileri çarpıttığı ve sorumluluğu yağışlara yüklediği öne sürülen açıklamada, basın ve yayın organlarında kullanılan “son 84 yılın en şiddetli yağışı” ve “üç ayda yağması gereken yağış bir günde yağdı” ifadelerinin bilimsel olmadığı belirtildi.
“YAĞIŞLAR SUÇLU DEĞİLDİR”
Meteoroloji Mühendisleri Odası, İstanbul’da geçmiş yıllarda da yüksek yağış değerlerinin görüldüğünü belirterek son yağışların meteoroloji mühendisliği açısından beklenebilecek kuvvetli yağışlar olduğunu bildirdi. Açıklamada, bu yağışların yaşanabileceği bilindiği hâlde kentlerin bu şekilde imar edilmesine neden olan anlayışların afetlerin asıl sorumlusu olduğu savunuldu.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Basın ve yayın organlarında sıkça dile getirilen 'son 84 yılın en şiddetli yağışı' veya 'üç ayda yağması gereken yağış bir günde yağdı' gibi ifadeler bilimsel değildir. Bu tür söylemler, gerçeği gizlemeye ve sorumluluğu doğaya yüklemeye yönelik açıklamalardır. Oysa İstanbul’da geçmiş yıllarda da yüksek yağış değerleri görülmüştür. Bu veriler meteoroloji mühendisliği açısından değerlendirildiğinde meydana gelen son yağışların beklenebilecek kuvvetli yağışlar olduğu görülmektedir. Bu değerler beklenebilecek iken kentlerin bu şekilde imar edilmesini sağlayan anlayışlar afetin hatta felaketin kendisidir.”
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ TARTIŞMASI
Yaşanan her olayın iklim değişikliğine bağlanmasının yanıltıcı olduğu belirtilen açıklamada, kentleri yanlış imar uygulamalarıyla bu duruma getirenlerin bugün “iklim değişimine dirençli kentler” söylemiyle gündemi değiştirmeye çalıştığı ileri sürüldü.
Açıklamada, kasım ayında Antalya’da yapılacak COP31 toplantısında da yaşananların gündeme getirileceği belirtilerek, toplantıları organize eden mekanizmaların da sorgulanması gerektiği ifade edildi. Olağan doğa olaylarının nasıl felakete dönüştürüldüğünün bu toplantılarda gizlendiği ve yeni ticari alanlar yaratıldığı savunuldu.
YENİ YAPILAŞMALAR SUYUN DOĞAL AKIŞINI BOZUYOR
Yıllardır su baskını yaşanmayan eski yapıların bugün sel suları altında kalmasının nedeninin yağışlardaki değişim olmadığı belirtilen açıklamada, bilimsel temelden yoksun yeni yapılaşmaların suyun doğal akışını bozduğu kaydedildi.
Yeni yapıların mevcut dere yapılarını olumsuz etkilediği, suyun yönünü değiştirerek başka alanların su altında kalmasına yol açtığı ifade edildi. Açıklamada, her afetin ardından dere ıslahı ve kent içi yeni projelerin gündeme getirilmesi eleştirilerek bu girişimlerin sorunu çözmek yerine yeni maliyetler ve müteahhitlik işleri yarattığı öne sürüldü.
Bilimsel olmayan çözümlerin daha büyük sorunlara zemin hazırladığı belirtilen açıklamada, doğanın beton duvarlarla kontrol altına alınmaya çalışılmasının suyun doğal düzenine müdahale ederek felaketleri büyüttüğü ifade edildi. Dere ıslahı adı altında yapılan çalışmaların dereleri kontrol altına almaya yetmediği savunuldu.
“ÇÖZÜM DERELERİ BETONLA KAPATMAK DEĞİL, ONLARI SERBEST BIRAKMAKTIR”
Meteoroloji Mühendisleri Odası, bu tür afetlerin yaşanabileceğine ilişkin uyarıların meslek odaları ve bilim insanları tarafından yıllardır yapıldığını bildirdi. Olağan doğa olaylarının afete dönüşmemesi için ilk uyarıların 1943 yılında yapıldığı belirtilen açıklamada, 4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu uygulanmış olsaydı bugün bu felaketlerin yaşanmayacağı savunuldu.
Kentlerin planlanmasında meteorolojik verilerin yanı sıra jeolojik koşulların, toprak özelliklerinin ve topografik yapının dikkate alınması gerektiği vurgulanan açıklamada, bu parametrelerin göz ardı edilmesinin riskleri artırdığı belirtildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Kısaca: Dereleri zorla terbiye etmeye çalışmayalım. Onları boşaltalım, doğal akışına bırakıp çevresini güvenli hale getirelim. Çünkü doğa kendi düzenini bilir; biz onu betonla kapattıkça, su kendine yeni yollar açar ve bu yollar çoğu zaman kentlerin kalbine doğru ilerler. Doğaya rağmen ve karşı değil doğa ile uyumlu yaşamayı öğrenmeliyiz. Sonuç olarak; Yağışlar suçlu değildir. Asıl sorumluluk, bilimsel verileri dikkate almayan yanlış kentleşme, rant odaklı planlama ve uygulanmayan mevzuattadır. Kimse sorumluluğu doğaya yükleyerek kendini aklamasın. Kentlerimizi meteorolojik ve jeolojik gerçeklere uygun hale getirmek mümkündür. Yeter ki bilime ve hukuka dayalı kamucu planlama anlayışı hayata geçirilsin.”




