Sağlık

Meslek örgütleri neden önemli? Ortak yaşam için birlikte hareket etmek zorundayız...

Meslek örgütleri yalnızca çalışanların ekonomik haklarını savunan yapılar değil, ortak yaşamın düzenini ve mesleki dayanışmayı güçlendiren kurumlar olarak öne çıkıyor. Ekonomik rekabetin ve bireysel başarı baskısının toplumsal bağları zayıflattığına dikkat çeken yazıda, hekimlerin mesleki saygınlığını korumasının yolunun ortak örgütlenmeden geçtiği vurgulanıyor.

Bir toplumda ortak düşüncelere, çıkarlara, duygulara ve uğraşlara sahip bireylerin bir araya gelerek ilişkiler kurması ve örgütlenmesi kaçınılmazdır.

Ancak oluşturulan bu birlikteliğin sahiplenilmesi, düzenli ilişkilerin sürdürülmesi ve ortak çıkarlara önem verilmesi gerekir. Ortak çıkarları gözeterek hareket etmek, yalnızca ekonomik kazanımların korunması açısından değil, bireylerin düşünce ve duygu alışverişinde bulunabilmesi, haksızlığa uğrama duygusunu aşabilmesi ve benzerleriyle birlikte bir etki yaratabilmesi açısından da önem taşır.

Aileden başlayarak toplumun bütün yapılarında bireysel çıkarların ortak çıkara bağlı olduğu kabulü, sosyal ve ahlaki varoluşun temelini oluşturur.

DURKHEIM’A GÖRE MESLEK ÖRGÜTLERİ NEDEN GEREKLİ?

Sosyolog Émile Durkheim, meslek örgütlerini yalnızca üyelerinin ekonomik yararlarını koruyan kolektif yapılar olarak değerlendirmez. Durkheim’a göre meslek örgütleri, ortak yaşamın normal işleyişi açısından zorunlu örgütlenme biçimlerinden biridir.

Durkheim, intiharın toplumsal nedenlerini ele aldığı çalışmasında, toplumsal huzursuzluğa karşı güçlü bir meslek örgütlenmesini çözüm yollarından biri olarak önerir.

Meslek örgütlerinin aynı zamanda kuralsızlığın önüne geçmek ve toplumsal bütünlüğü sağlamak açısından devlet ile birey arasında köprü görevi gördüğünü savunur.

MESLEKİ KURALLAR ORTAK YAŞAMIN ZEMİNİNİ OLUŞTURUYOR

Her mesleki iş bölümünde, çalışma düzenini ve meslektaşların birbirlerine ve topluma karşı sorumluluklarını belirleyen yazılı veya yazısız kurallara ihtiyaç vardır.

Bu kuralların, bireysel bencillikleri sınırlandırdığı ve insanların ortak yararı gözeterek hareket edebilmesini sağlayan ahlaki zemini oluşturduğu belirtiliyor.

Bu nedenle bir mesleği icra eden herkesin, yasal yetkilerle güçlendirilmiş kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinin doğal bir üyesi olması gerektiği savunuluyor. Bunun, hem bireysel hem de toplumsal iyilik halinin ortak çıkarların korunmasıyla mümkün olmasından kaynaklandığı ifade ediliyor.

“DAHA ÇOK PARA KAZANMAK BAŞARI ÖLÇÜTÜ OLDU”

Günümüzdeki ekonomik ve toplumsal koşulların bireyin hem kendisiyle hem de çevresindeki insanlarla kurduğu bağlara zarar verdiği belirtilen yazıda, toplumsal saygınlığın ve başarının giderek daha fazla para kazanmak üzerinden tanımlandığına dikkat çekiliyor.

Bu anlayışın rekabeti gündelik hayatın merkezine taşıdığı ve insan ilişkilerini zayıflattığı ifade edilirken, bireysel iktidar arzusu ile başarı ve özdeğer duygusundaki kırılmaların toplumsal kaygıyı daha da artırdığı vurgulanıyor.

Bu nedenle toplumsal kaygı bozukluğunun yalnızca bireysel yöntemlerle ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı savunuluyor.

HEKİMLİĞİN SAYGINLIĞI PARA İLE ÖLÇÜLEMEZ

Hekimlik mesleğinin toplumdaki saygınlığının hiçbir dönemde doktorların kazandığı parayla ölçülmediği belirtilen yazıda, bugün uygulanan rekabetçi performans sistemleri de eleştiriliyor.

Özellikle hekimlere bireysel hedef katsayısı gibi rekabetçi ve zorlayıcı ölçütlerle yapılan performans ödemelerinin ortak mesleki çıkarlara ve mesleğin saygınlığına zarar verdiği, hekimler arasındaki dayanışmayı da zayıflattığı ifade ediliyor.

“TEK YOL ÖRGÜTLENMEK”

Yazının sonunda çözümün, ortak yaşamın sağlıklı işlemesi için meslek örgütlerinde birlikte hareket etmek olduğu vurgulanıyor.

Bu kapsamda hekimlerin, başta mesleki saygınlık olmak üzere ortak çıkarlarını korumak için Türk Tabipleri Birliği ve Tabip Odaları çatısı altında örgütlenmesi gerektiği belirtiliyor.