Açlık ve yoksulluk sınırı ekim ayında yükseldi! İşte güncel rakamlar
Açlık ve yoksulluk sınırı ekim ayında yükseldi! İşte güncel rakamlar
İçeriği Görüntüle

İktisatçı Mahfi Eğilmez, blogunda yayımladığı yazıda Türkiye’de ekonomik büyüme verileri ile yurttaşların günlük hayatta deneyimlediği ekonomik koşullar arasındaki farkı ele aldı. Millî gelir ve gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) artmasına rağmen birçok kişinin temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çektiğine dikkat çeken Eğilmez, tablonun nedenlerini değerlendirdi.

Büyüme ile toplumsal refah artışının aynı anlama gelmediğini vurgulayan Eğilmez, üretim miktarından fiyat artışlarına, döviz kurundan gelir dağılımına kadar birçok unsurun günlük yaşamı belirlediğine dikkat çekti.

CARİ FİYATLAR İLE REEL BÜYÜME ARASINDAKİ FARK

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı verilerine göre Türkiye ekonomisi cari fiyatlarla yüzde 41,6 büyürken reel büyüme yüzde 3,7 olarak gerçekleşti. Eğilmez, parasal büyüklükteki artışın üretim miktarındaki artışla aynı anlama gelmediğine dikkat çekti.

ENFLASYON SATIN ALMA GÜCÜNÜ AŞINDIRIYOR

Nominal gelirler artsa da fiyatların daha hızlı yükselmesi, yurttaşların alım gücünü düşürüyor. Örneğin geliri yüzde 30 artan bir kişinin harcamaları yüzde 50 yükseldiğinde reel satın alma gücü geriliyor.

HAYAT PAHALILIĞI HERKESİ AYNI ETKİLEMİYOR

Eğilmez, enflasyonun haneler üzerindeki etkisinin farklılaştığını vurguladı. Gelirinin büyük bölümünü kira, gıda, enerji ve ulaşıma ayıran yurttaşlar, temel ihtiyaçlardaki fiyat artışlarından daha fazla etkileniyor. Bu nedenle ortalama enflasyon, herkesin yaşadığı hayat pahalılığını tam olarak yansıtmayabiliyor.

HİZMET SEKTÖRÜNDE FİYATLARIN ETKİSİ

Eğilmez, ticaret, turizm ve dijital hizmetler gibi alanlardaki büyümenin bir bölümünün fiyat artışlarından kaynaklanabildiğini belirtti. Nominal gelirlerdeki yükselişin her zaman aynı oranda üretim ve katma değer artışı anlamına gelmediğini vurguladı.

DOLAR BAZINDA MİLLÎ GELİR ARTIŞI REFAH GÖSTERGESİ DEĞİL

Eğilmez’e göre Türk lirası cinsinden nominal GSYH’nin döviz kurundaki artıştan daha hızlı yükselmesi, millî gelirin dolar bazında büyümesini sağlayabiliyor. Ancak bu yükseliş, tek başına reel üretimdeki artışı veya yurttaşların refah seviyesindeki iyileşmeyi ortaya koymuyor.

BÜYÜMENİN GETİRİSİ NASIL DAĞILIYOR?

Eğilmez, GSYH’nin ekonomide yaratılan toplam katma değeri gösterdiğini ancak gelirin toplumun farklı kesimleri arasında nasıl dağıldığını yansıtmadığını belirtti. Ücretlerin fiyat artışlarının gerisinde kalması, ekonomik büyümeye rağmen yurttaşların satın alma gücünün düşmesine ve ekonomik güvencelerinin zayıflamasına yol açabiliyor.

ÖNEMLİ OLAN YALNIZCA NE KADAR BÜYÜDÜĞÜMÜZ DEĞİL

Eğilmez’e göre Türkiye’de GSYH’nin artması, yurttaşların refahının da aynı ölçüde yükseldiği anlamına gelmiyor. Enflasyonun satın alma gücünü aşındırması, döviz kurundaki değişimler ve gelir dağılımındaki eşitsizlikler, ekonomik büyümenin günlük yaşama sınırlı yansımasına neden olabiliyor.

Eğilmez, ekonominin başarısının yalnızca büyüme oranıyla değil, büyümenin reel gelirlere ve yaşam standartlarına ne ölçüde yansıdığıyla değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.