33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali kapsamında seyirciyle buluşan Sultana, erkek egemen eğlence sektöründe çalışan kadınların yaşamlarına odaklanıyor. Yönetmenliğini Ali Kemal Güven’in, senaristliğini Erdi Işık’ın üstlendiği film, kadın bedeninin erkek bakışına sunulduğu bir dünyada kadınların yalnızca seyredilen kişiler olmadığını; güçleri, kararları, çelişkileri ve mücadeleleriyle kendi hikâyelerinin öznesi olabildiklerini anlatıyor.

İstanbul’daki bir gece kulübünde çalışan kadınların hayatını konu alan filmin başrollerini Tuba Büyüküstün ve Derya Pınar Ak paylaşıyor. Oyuncu kadrosunda Seray Kaya, Begüm Akkaya, Rojbin Erden, Şirin Sultan Saldamlı, Itır Esen, Nur Sürer, Hakan Kurtaş, Taro Emir Tekin ve Çağlar Çorumlu da bulunuyor. Hikâye, kulübün deneyimli dansçısı Meral ile Belarus’tan gelen genç dansçı Anna arasındaki ilişki etrafında şekilleniyor.

KADIN BEDENİ YALNIZCA SEYİRLİK BİR NESNE DEĞİL

Feminist sinema tartışmalarında önemli bir yere sahip olan Laura Mulvey, 1975 tarihli Görsel Haz ve Anlatı Sineması makalesinde, klasik anlatı sinemasının kadınları bakılan, erkekleri ise bakışı yöneten konumlara yerleştirmesini ele alıyor. “Erkek bakışı” kavramı, kadın bedeninin sinemada nasıl bir seyir nesnesine dönüştürülebildiğini anlamak açısından önem taşıyor.

Ancak bir kadının bedeninin görünür olması, tek başına nesneleştirildiği ya da istismar edildiği anlamına gelmiyor. Asıl mesele, kadının nasıl temsil edildiği ve kendi bedeni üzerinde ne ölçüde söz sahibi olduğuyla ilgili.

Sultana’da direk dansı yapan kadınlar, erkek müşterilerin bakışları altında sahneye çıkıyor. Buna karşın film, karakterleri yalnızca izlenen bedenler olarak sunmuyor. Direk dansı; fiziksel güç, dayanıklılık, teknik beceri ve bedensel hâkimiyet gerektiren bir performans olarak anlatılıyor. Böylece kadın bedeni, yalnızca erkek arzusunun nesnesi olarak değil, gücün ve becerinin ortaya konduğu bir alan olarak da görünür hâle geliyor.

Kadınların erkeklerin bakışına maruz kaldığı bir ortamda bulunması, filmin bu bakışı benimsediği anlamına gelmiyor. Anlatı, kadınların içinde bulunduğu koşullarla kendi varlıklarını ortaya koyma biçimleri arasındaki ayrımı görünür kılıyor.

ERKEK ŞİDDETİ KARŞISINDA DAYANIŞMANIN SINAVI

Filmde kadınların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olma mücadelesi, erkek şiddeti karşısında kurdukları ilişkilerle daha belirgin hâle geliyor. Gücü elinde tutan erkeklerin şiddetine maruz kalan kadınlara diğer kadınlar müdahale ediyor; birbirlerini korumaya ve şiddeti durdurmaya çalışıyor.

Bu ilişkilerin en çarpıcı örneği Meral ile Anna arasında yaşanıyor. Meral’in Anna’yı erkek şiddetinden kurtarması, iki kadın arasında güvene dayalı bir bağ kurulmasını sağlıyor. Ancak Anna’nın daha sonra maruz kaldığı cinsel saldırıyı Meral’in engelleyememesi, bu bağı derinden sarsıyor.

Çalışma hayatında yeni model gündemde: Günde 2-3 saatlik mesai değerlendiriliyor...
Çalışma hayatında yeni model gündemde: Günde 2-3 saatlik mesai değerlendiriliyor...
İçeriği Görüntüle

Meral, Anna’yı koruyamamış olmanın pişmanlığını yaşarken onu kendisine rakip olarak görmesinin yarattığı çelişkiyle de yüzleşiyor. Koruma isteğiyle rekabet duygusu arasındaki gerilim, karakterin yaşadığı dönüşümün temelini oluşturuyor.

Anna’nın cinsel saldırının ardından faili değil, Meral’i suçlaması ise yaşanan kırılmayı daha da derinleştiriyor. Şiddetin sorumluluğunun saldırıyı gerçekleştiren erkekten alınarak saldırıyı engelleyemeyen kadına yöneltilmesi, erkek egemen düzenin kadınlar arasındaki ilişkileri nasıl zedeleyebildiğini ortaya koyuyor.

Anna’nın öfkesi, kendisini koruyacağına inandığı Meral’e yönelirken Meral de kendisine ait olmayan bir suçun ağırlığını taşıyor. Oysa cinsel saldırının sorumlusu, saldırıyı gerçekleştiren erkek. Kadınların birbirlerine yönelttiği suçlamalar, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor.

KADIN DAYANIŞMASI HER ZAMAN KOLAY KURULMUYOR

Sultana, kadınlar arasındaki ilişkileri kusursuz bir dayanışma tablosuna dönüştürmüyor. Meral ile Anna’nın hikâyesinde kıskançlık, kırgınlık, öfke ve suçluluk bir arada bulunuyor. Film, bu duyguları abartılı bir hesaplaşmanın malzemesi hâline getirmek yerine karakterlerin insani çelişkileri içinde ele alıyor.

Bu yönüyle anlatı, feminist düşünür bell hooks’un kadın dayanışmasına ilişkin yaklaşımıyla birlikte değerlendirilebiliyor. hooks’un düşüncesinde kadınların ortak deneyimlere sahip olması, kendiliğinden dayanışma kurmaları için yeterli değil. Rekabetin, önyargıların ve eşitsizliklerin aşılması, kadınların birbirleriyle dayanışma geliştirebilmesinin önemli koşulları arasında yer alıyor.

Meral ile Anna’nın ilişkisi de bu açıdan kusursuz bir kız kardeşlik hikâyesi sunmuyor. İki kadın arasındaki güvenin sarsılması, rekabetin ve kırgınlıkların ortaya çıkması, dayanışmanın ne kadar kırılgan olabileceğini gösteriyor. Film, kadınların birbirlerinden uzaklaşabildiği koşulları görünür kılarken dayanışmanın çatışmaların ve güvensizliğin içinden geçerek yeniden kurulabileceğine de işaret ediyor.

Kadınlar arasındaki dayanışmanın anlamı, birbirlerini her koşulda hatasız görmekten değil, onları karşı karşıya getiren ilişkileri ve eşitsizlikleri sorgulayabilmekten geçiyor.

KADINLAR YALNIZCA MAĞDURİYETLERİYLE TANIMLANMIYOR

Sultana’nın öne çıkan yanlarından biri, kadın karakterleri yalnızca yaşadıkları acılar üzerinden anlatmaması. Film, erkeklerin denetimi altında yaşamaya ve çalışmaya zorlanan kadınların, üzerlerinde kurulan iktidarı adım adım nasıl sarstıklarına odaklanıyor.

Kadınlar, karşılaştıkları baskı ve şiddet karşısında yalnızca edilgen konumda bırakılmıyor; birbirlerine destek olarak hareket alanlarını genişletmeye çalışıyor. Böylece özgürleşme, erkeklerin kadınlara tanıdığı bir imkân olarak değil, kadınların kendi mücadeleleriyle elde ettikleri bir sonuç olarak ele alınıyor.

Filmin kadınların hikâyesini ölümle sonlandırmaması da anlatının önemli noktalarından biri. Erkek şiddetini kaçınılmaz bir kader gibi sunmayan Sultana, karakterlerine yaşamlarını yeniden kurabilecekleri bir gelecek bırakıyor.

Final sahnesinde ise film boyunca kurulan kadın-erkek güç ilişkileri çarpıcı biçimde tersine dönüyor. Alışılmış anlatı kalıplarının dışına çıkan bu son, yalnızca şaşırtıcı bir dramatik tercih olarak değil, erkek egemenliğine karşı gelişen kadın dayanışmasının bir ifadesi olarak da okunabiliyor.

Kadınların erkeklerin denetimi altında yaşamaya zorlandığı bir dünyada kendi kararlarını verebilmesi, kendi bedenleri ve hayatları üzerinde söz sahibi olabilmesi, filmin temel meselesini oluşturuyor.

Sultana, kadınların hikâyelerini yalnızca başlarına gelenler üzerinden anlatmıyor. Onların nasıl mücadele ettiğini, birbirleriyle nasıl çatıştığını, nasıl dayanışma kurabildiğini ve kendi hayatlarını değiştirme gücünü nasıl ortaya koyduğunu gösteriyor. Film, başka bir dünyanın mümkün olduğunu hatırlatırken kadınların kendi yaşamlarını ve içinde bulundukları dünyayı değiştirebilecek güce sahip olduklarını da vurguluyor.