İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü bir soruşturma kapsamında, 25 Nisan akşamı Kadıköy’de onlarca eğlence mekanına ve iş yerine baskınlar yapıldı. Çoğu iş yeri sahibi ve çalışanlar olmak üzere 107 kişi gözaltına alındı. 90’ı aşkın kişi tutuklandı.
Gazeteci Bahadır Özgür, sosyal medyadaki paylaşımlar üzerine bazı mekan sahipleri ile konuştuğunu aktararak konuyu halktv.com.tr’de yayımlanan yazısında anlattı.
Özgür yazısında şunları aktardı:
“Bu bölgeye yönelik yapılan devasa operasyon dikkat çekici. Zira, baskın gecesi yüzlerce polis, zırhlı araçlar, köpekler ve dronlarla adeta bir ‘suç kalesi’ basılır gibi operasyon düzenlendi. Mekanlara girenler, yoldan geçenler arandı. Baskınlar iş yerleri ile sınırlı kalmadı. İş yeri sahiplerinin evleri de basıldı. Baskınların gerekçesi ise ‘uyuşturucu madde ticareti’ olarak gösterildi. Fakat eğlence mekanlarının sattığı içkiler de kontrol edildi, depoları arandı, barkodlar okutularak ‘kaçak alkol’ araştırması yapıldı.
Baskınların ardından Kadıköy Kaymakamlığı ve İlçe Emniyet Müdürlüğünün, Kadıköy Belediyesine gönderdiği bir yazı ile çok sayıda iş yeri mühürlenerek 30 gün süreyle ticari faaliyetten men edildi.
Buna karşın konuştuğum iş yerleri mühürlenen esnaflar, ev ve iş yerlerinde yapılan polis aramasında uyuşturucuya dair herhangi bir delilin bulunmadığını, bunun da tutanaklarda açıkça yer aldığını ifade ediyorlar. Tutanaklar gizlilik kararı olan soruşturma dosyasına bulunuyor.
Nitekim iş yeri mühürlenen bir esnafın İstanbul Anadolu Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne ‘yürütmeyi durdurma’ talebiyle yaptığı başvuruda da iş yerindeki aramada herhangi bir uyuşturucu maddenin ele geçirilmediği, işletme sahibi ve ortakları hakkında uyuşturucu ticareti konusunda herhangi bir adli tespitin bulunmadığı vurgulandı.
Kadıköy esnafı böylesine büyük bir operasyon ve ardından gelen mühürleme uygulamasının şahsi ve ticari itibarlarını zedelediğini, 30 gün boyunca yüzlerce insanın işinden edildiğini söylüyor.
Asıl meselenin ise ‘kartel baskını’ yapar gibi bir operasyonla Kadıköy’ü ablukaya almanın, mekanları mühürlemenin, insanları gözaltına alıp tutuklamanın yaratacağı toplumsal algı ve bunun ‘yaşam tarzına müdahaleye’ dönüşme tehlikesi olduğunu ifade ediyorlar.”




