Güncel

İzmir Meslek Fabrikası için eylem çağrısı

Mülkiyet davası sürerken sabah 5 baskınıyla polis ablukasına alınan İzmir Meslek Fabrikası için kitlesel eylem kararı alındı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay sabaha kadar nöbet tutmuştu. CHP ve STK'lar, yarın saat 18.00'de tüm İzmirlileri fabrikanın önünde "hak aramaya" ve nöbete davet etti.

İzmir’de mülkiyeti tartışmalı olan Meslek Fabrikası, yargı süreci devam etmesine ve henüz ortada denetlenebilir bir mahkeme kararı bulunmamasına rağmen sabah saat 05.00’te yüzlerce polis eşliğinde abluka altına alındı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın binanın bahçesine dahi alınmadığı şafak operasyonu, Osmanlı döneminde padişah kararıyla kapatılmış "hayali bir vakıf" iddiası üzerine gerçekleştirildi. Tahliye işlemi sırasında binadaki Atatürk pankartının indirilmesi ve kamu mallarına el konulması tepki çekerken, CHP İzmir İl Başkanlığı ve sivil toplum kuruluşları, binlerce kadın ile gencin eğitim hakkına yönelik bu "oldu bittiye" karşı yarın saat 18.00’de fabrika önünde kitlesel bir direniş başlatacaklarını açıkladı.

ŞAFAK VAKTİ POLİS KORDONU

Olayın detaylarını kamuoyuyla paylaşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, sabah saat 5.00 civarında yüzlerce polisin Meslek Fabrikası'nın etrafını çevirdiğini belirtti. Kurum çalışanlarının, avukatların ve yöneticilerin binaya girişini engelleyen emniyet güçleri, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı'nın da alana girmesine izin vermedi. Mülki makamlarla görüşme taleplerine yanıt alamayan

Tugay, yaşananları şu sözlerle aktardı:

"Durum demek istiyorum ama iyi bir gün yine yaşamıyoruz. Maalesef dün sabahın erken saatinden beri hepimizi çok üzen, zaman zaman geren bir olayı yaşıyoruz ve neler yapabileceğimizi konuşuyoruz. Biraz önce Sayın İl Başkanımız sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının temsilcilerinin katılımıyla beraber bir değerlendirme toplantısı yaptı. Onunla ilgili İl Başkanımız sizlere açıklama yapacak. Bu arada Genel Başkan Yardımcımız Gülfem Hanım sağ olsun bizle birlikte ve bugün bize güç verdi, teşekkür ederim kendisine de.

Şimdi ben yine yaşanan olayla ilgili belki dün yaşananları özellikle biraz daha detaylı açıklayarak bir şeyler söylemek istiyorum. Çünkü dün Meslek Fabrikası'nda neler olduğunu, neler yaşandığını bence herkesin bilmesi ve hiçbir zaman da unutmaması gerekiyor. Neden unutmaması gerekiyor? 'Demek ki' diyoruz, 'Türkiye'de bunlar olabiliyormuş. Demek ki bize bunları bu kez yaşattıkları gibi başka seferlerde de yaşatabilirler.' O nedenle bilmemiz gerekiyor.

Dün güya bir tahliye girişimi oldu. Tahliye ettikleri sadece belediyenin personeli oldu ve onun dışında olan biten her şey adeta bir oldu bitti şeklinde oldu. Sabah saat 5 civarında yüzlerce polisle birlikte Meslek Fabrikası'nın etrafı çevrildi. O dakikadan itibaren personelin içeriye girmesi engellendi. Görevli arkadaşlarımızın, avukatların girmesi engellendi, yöneticilerin girmesi engellendi. Çok az arkadaşımız girebildi. Ben girebilen şanslılardan olamadım. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanıyım, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin Meslek Fabrikası binasına alınmadım. Bahçesinden içeri dahi alınmadım. Bu konuda görüşmek istedim mülki makamlarla, mülki idarelerle ama bu görüşmelere de bir cevap verilmedi. Neticede dünden beri, dün de sabaha kadar kapıdaydım arkadaşlarımızla birlikte, kesinlikle içeriye bir adım bile atamadık. 'Demek ki' diyoruz, 'bunlar Türkiye'de olabiliyormuş.'"

OSMANLI'DA KAPATILMIŞ 'HAYALİ VAKIF' ÜZERİNDEN MÜLKİYET İDDİASI

Hukuki sürece dair verileri paylaşan Tugay, ortada sonuçlanmış bir dava bulunmadığını hatırlattı. Binanın mülkiyetinin, Osmanlı döneminde hukuken ortadan kaldırılmış "Beyazıt Baba Vakfı" isimli bir yapıya dayandırılmak istendiğini belirten Tugay, binanın Cumhuriyet dönemindeki kamulaştırma geçmişini şöyle ifade etti:

"Peki hangi gerçeği hatırlamamız lazım? Şunu İzmir halkının bilmesi, siz basın mensuplarımızın onlara anlatması gerekiyor ki: Mülkiyetle ilgili bir konu var, ihtilaflı bir konu. Fakat bununla ilgili dava süreci devam ediyor. Sonuçlanmış bir dava yok. Sanki davalar sonuçlanmış gibi konuşuyor özellikle AKP'li siyasetçiler ve nedense çok fazla sahip çıktılar Büyükşehir Belediyesi'nin binasının vakıflara geçirilmesi konusuna. Bunlar davalar bitmiş gibi konuşuyor ama hayır efendim, mülkiyet davası devam ediyor. Üstelik mülkiyetle ilgili iddia, yasanın açık hükümlerine aykırı şekilde ileri sürülüyor. Bir vakıf dayanak gösteriliyor, bir vakfın adı kullanılıyor: Beyazıt Baba Vakfı. Fakat arkadaşlarımız araştırdılar, buldular; Osmanlı zamanının kayıtlarında öyle görünüyor ki padişah zamanında bu vakıf hukuken ortadan kaldırılmış bir vakıf. Yani o dönemin padişahı bu vakfı kapatmış. Bunlara 'evkaf-ı münderise' deniyor. Bu, bu gruptan bir vakıf. Yani bu bir hayali vakıf, gerçekte olmayan bir vakıf. Fi tarihinde olmuş ama kapatılmış, Osmanlı zamanında kapatılmış bir vakıf. Bunlar kayıtlarda var, bunlar gerçek. Ve Meslek Fabrikası'nın tapusunda şu anda o vakfın adı yazıyor. Gerçekte olmayan, Cumhuriyet döneminden bile önce kapatılmış bu vakfın adı yazıyor ne yazık ki. Yani var olmayan bir vakıf adına mülkiyet iddiası ortaya koyuyor Vakıflar Genel Müdürlüğü ve onların avukatları, onların savunucusu olan güya İzmir milletvekili olan AKP'liler tarafından.

En önemlisi de tabii, bu yapının yapılmasıyla o vakfın hiçbir ilgisi yok. Çok kesin ve net belgelerle ortaya konuyor ki burası bir un fabrikası olarak iki kişi tarafınca yaptırılmış bir bina. Ve bu bina 1926 yılında dönemin Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Cumhurbaşkanı tarafınca kamulaştırılmış ve ondan sonra belediyemize verilmiş. Ondan sonraki süreçte de bir şerhin kaldırılması için Vakıflara para ödemiş İzmir Büyükşehir Belediyesi ve konu tamamen kapanmış. Ortada ciddi bir aslında hukuk tartışması var. Ve bu tartışma sonuçlanmış değil çünkü halen mahkemede."

UYAP'A YÜKLENMEYEN KARARLA TAHLİYE VE KAMU MALINA EL KOYMA

Tahliye işleminin zamanlamasındaki çelişkilere ve itiraz sürecindeki idari boşluklara dikkat çeken Başkan Tugay, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kaldırdığı tedbir kararının gerekçesinin tahliye anında henüz yazılmadığını vurguladı. Binanın elektriğinin kesilmesini ve Atatürk imzalı pankartın indirilmesini anlatan Tugay, el konulan kamu mallarına ilişkin şu bilgileri verdi:

"Peki buna rağmen ne yapıldı? Dün bu şehirde neredeyse hiç kimse uyanmadan, sabahın 5'inde Meslek Fabrikası polislerle çevrildi. Belediye çalışanları içeri alınmadı ve mesai saati başlamadan önce... Bakın sadece Büyükşehir Belediyesi için değil diğer kurumlar için de mesai saati başlamadan, saat sabah 7.40'ta tahliye işlemi başlatıldı. Buna, bu sürede ne çalışanlar içeri girebildi ne de kurum biraz hazırlık yapabildi. Kaymakamlığın daha önceden yazmış olduğu tahliye yazısına karşı itiraz hakkımızı kullanmıştık. Bu süreçte, bu itirazdan dolayı Kaymakamlığın yeniden yazılı bildirimde bulunması gerekiyordu bize. Yani 'İtirazınızı reddediyorum' ya da 'Kabul ediyorum', 'Reddediyorsam da bunun ışığında şu tarihte bir tahliye işlemi yapılacaktır' diye bize bir yazı yazmış olması gerekiyordu. Normal bir hukuk devletinde, normal bir Türkiye'de olması gereken bu. Bizim bildiğimiz devlet böyle yönetilir, bu şekilde olması gerekiyor ama hiçbir yazı yazmadan, uyarıda bulunmadan, mesai saati başlamadan, insanlar dahi uyanmadan böyle gayri hukuki bulduğumuz ve gayri etik bulduğumuz bir tahliye işlemi yapıldı.

Yargı süreci hiçe sayıldı. Asliye Hukuk Mahkemesi daha önce tedbir kararı vermişti ama ne yazık ki bir şekilde hemen ardından hızlıca bu tedbiri kaldırdı. Ancak bu kararın gerekçesi henüz yazılmamış, karar ise tamamlanmamıştı. Yani ortada tam ve denetlenebilir bir mahkeme kararı bile yoktu. Bu süreçte itirazlarımız sürerken tahliye işlemi başlatıldı. Yargı süreci beklenmedi. Yargıdan önce fiili bir durum yaratıldı. Daha da çarpıcı olan şu: Henüz ortada olmayan bu karar, tahliye günü akşam saatlerinde, tahliye biterken UYAP sistemine yüklendi. Avukat arkadaşlarımız bunun ne anlama geldiğini bilir. Daha UYAP'a karar yüklenmemişken o gün akşam yüklendi. Ama o akşam saatinin sabahında tahliye işlemi yapıldı.

Peki bu tahliye işlemi girişimi, fiili tahliye sırasında içeride ne oldu? İçeride belediyeye ait yüz milyonlarca liralık kamu malına el konuldu dün. Yüz milyonlarca liralık... Çalışanlarımızın kişisel eşyaları içeride kaldı, onları almalarına izin vermediler. Ve bu bina tescilli bir kültür varlığı binası. Bu tarihi binaya zarar verdiler dün. Güya Vakıflar bu binaları korumak için bu uygulamaları yapıyor ya, bu binaya dün zarar verdiler. Kapılar tokmakla zorlanarak kırıldı ve değiştirildi. Yetkisi olmayan özel güvenlik girişleri engellendi. Hukuki tespit yapılması bile engellendi. Dün işlemler yapılırken kameralar çalışmasın diye elektriği kesildi binanın. Vakıfların özel güvenlik görevlilerinden birisi binanın dış cephesinde bulunan Atatürk imzalı, tapu belgeli pankartını dışarıda haksız tahliyeye tepki gösteren vatandaşı tahrik etmek amacıyla keserek aşağı attı.

Açık ve net değerli arkadaşlarım. Ortada mülkiyeti tartışmalı bir yapı, devam eden bir dava ve beklenen bir yargı süreci var. Bunlar varken sabahın köründe polis ablukası ile yapılan bu işleme 'hukuk içerisinde yapılan bir işlemdir' diyemeyiz. Oysa İzmir hukuk kentidir. Bu şehir oldu bittilere teslim olmaz, teslim edilemez. O nedenle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak halkımızın her şeyi doğrusuyla anlamasını ve sesini yükseltmesini bekliyoruz. Bunu ifade etmek isterim.

Dün gece ben arkadaşlarımla sabaha kadar buradaydım. Dün gecenin, aslında o sabahın dördünden itibaren ayaktayım ve sabahın yorgunluğuyla karşınızdayım. Birkaç saat dinlendikten sonra yine geleceğim, yine sabaha kadar burada olacağım. Biz sizlerle, yani dostlarla, bu şehrin gerçek sahipleriyle, bu şehir üzerinde rant hesabı olmayanlarla, bu şehir üzerinde ahlak dışı hesapları olmayan insanlarla bir aradayız, omuz omuzayız. Bizleri, beni ve arkadaşlarımı sizler göreve getirdiniz. O yüzden bizim yüzümüzü döndüğümüz insanlar sizlersiniz. Biz gücümüzü sizden alıyoruz. Sizden gücümüzü almak zorundayız. O nedenle bugün beni ve bize bu durumu yaşatanlara karşı mağdur olan herkesi yalnız bırakmamak günüdür. Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum."

"BİNLERCE KADIN VE GENCİN KURUMU"

Tugay'ın ardından söz alan CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç ise sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelerek eylem planı hazırladıklarını duyurdu. Güç, binanın sadece tarihi bir yapı değil, gençlerin ve kadınların istihdamına yönelik eğitim veren aktif bir merkez olduğunun altını çizerek İzmirlilere kitlesel eylem çağrısı yaptı:

"Değerli basın mensupları, kıymetli İzmirli ailemiz, vatandaşlarımız... Zorlu bir süreç içerisinde bırakıldığımızın hepimiz farkındayız. Bizler de İzmir'in kültürü olan istişare kültürünü bir araya getirmek için, AKP hükümetinin bilmediği çok seslilik olayını ve istişare kültürünü burada sağlamak için değerli sivil toplum kuruluşları paydaşlarımızla bir araya geldik. Önümüzdeki sürecin, eylemsellik sürecinin planlamasını yaptık.

Bizler Cumhuriyet Halk Partisi'nin sade üyeleri, bizler Türkiye Cumhuriyeti'nin sade vatandaşları olarak burada İzmirli çocukların, gençlerin, kadınların eğitim gördüğü Meslek Fabrikamıza sahip çıkmaya, bundan sonraki süreçte burada bunun mücadelesini vermeye devam etme kararı aldık. Bu sürecin İzmir halkı bakımından önemli olduğunu, İzmir gençleri bakımından önemli olduğunu, kadınları bakımından çok önemli olduğunu tüm Türkiye'ye anlatacağız. Biz bunu insanlaştıracağız. Biz burada eğitim alan gençlerimizi, kadınlarımızı konuşturacağız. Binlerce insan burada eğitim gördü ve meslek sahibi oldu. Binlerce insan iş sahibi oldu. Fabrikalarda çalışıyor, esnafın yanında çalışıyor, girişimcilik yapıyor, kendi işini kuruyor.

Bu kurum sadece bir bina değil, bir tarihi bina değil, bu kurum eğitim kurumu. Etrafında şu anda gördüğünüz gibi demir parmaklıklar var. Bir eğitim kurumunu bu duruma düşüremezler. Bizler İzmir halkı olarak bunu asla kabul etmiyoruz ve bununla ilgili hukuki çerçevede kalarak bütün mücadelemizi vereceğiz. Tüm paydaşlarımız bu konuda tam desteklerini açıkladılar. Bundan sonraki süreçte bizler her gün kuruluşumuz sahipliğinde sürece katkı sunacak bir eylemsellik kararı aldık. Kısa vadeli eylemsellik planımızı bugün planladık. Alt detaylarını, alt kırılımlarını arkadaşlarımız çalışacaklar.

Yarın önemli olan, bizim ilk başlayacağımız eylem, kararı aldığımız yarın saat 18.00'de burada büyük bir eylem kararı aldık. Basın açıklaması yapacağız. Büyükşehir Belediye Başkanımızın ve Cumhuriyet Halk Partisi İzmir İl Örgütü'nün öncülüğünde sivil toplum kuruluşlarımız, derneklerimiz, sendikalarımız burada olacaklar. Onların da sözleriyle beraber, onların da katkılarıyla beraber ilk büyük eylemimizi yarın yapacağız. Burada İzmir halkını buraya davet ediyoruz. İzmir halkını gençlerine ve kadınlarına sahip çıkmaya davet ediyoruz. Yarın saat 18.00'de bu alanda olacağız. Sizleri alanda görmek istiyoruz.

Ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin İl Başkanı olarak, daha önceden bürokrasinin içerisinden birisi gelmiş olarak şunu söylüyorum: İzmir'deki Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanı arkadaşlarım özveriyle, çalışkanlıklarıyla, dürüstlükleriyle mücadele ediyorlar. Bu kadar mali ve siyasi baskıya rağmen mücadele ediyorlar. Bizler Cumhuriyet Halk Partisi örgütü olarak onların yanında durmaya, onların arkasında durmaya, onlarla birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu baskıya boyun eğmeden halkımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi'nin belediye başkanları, ilçe başkanları, il başkanı ve il örgütü olarak şunu biliyoruz: Mağdur biz değiliz, mağdur halkımız.

Bugün ekonomi darmaduman olmuş durumda. Bugün gençler işsiz, bugün gençler umutsuz, kadınlar mutsuz. Zengini de mutsuz, fakiri de mutsuz. Ülke mutsuzluk ülkesi haline geldi. Bizler bunu kabullenemiyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz. Ve bu mücadelemize devam edeceğiz. Paydaşlarımıza bizlere sundukları katkılardan dolayı çok teşekkür ediyoruz. Bu istişare kültürünün, bu dayanışmanın, bu çok sesliliğin İzmir'de devam edeceğini tüm Türkiye'ye duyuruyoruz. Bizler birleşe birleşe kazanacağız, bizler mücadeleyle kazanacağız. Geldiğiniz için hepinize çok teşekkür ediyoruz. Yarın saat 18.00'de İzmir halkını buraya davet ediyoruz."