İstanbul Tabip Odası (İTO) Çocuk Hakları Komisyonu, 2026-2027 eğitim-öğretim yılının başlangıcı dolayısıyla eğitim sürecinde okullarda çocukların fiziksel, zihinsel, ruhsal sağlıklarının ve gelişimlerinin korunması ve desteklenmesi için gerekliliklere dikkat çeken bir açıklama yayınladı. "Çocukların Sağlığı ve Eğitim Hakkı Kamusal Sorumluluktur, Görmezden Gelinemez!” başlıklı açıklamada, çocukların fiziksel ve psikolojik sağlık durumlarının takibi, çocuk yoksulluğunu, çocuk işçiliği, özel gereksinimli çocukları için gerekliliklerin sağlanması konularına dikkat çekildi.
"ÇOCUKLARIN SAĞLIK HAKKI, AİLELERİN SOSYOEKONOMİK DURUMUNA YA DA OKUL YÖNETİMİNİN İNİSİYATİFİNE BIRAKILAMAZ"
“Okulların yalnızca akademik bilginin aktarıldığı binalar değil; çocukların fiziksel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimlerinin desteklendiği, sağlık ve güvenliklerinin korunduğu en temel kamusal yaşam alanlarından olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Derinleşen ekonomik kriz, sosyal eşitsizlikler ve kamusal hizmetlerdeki gerileme, okul çağındaki çocukların beden ve ruh sağlığını doğrudan etkilemektedir. Çocukların sağlık hakkı, ailelerin sosyoekonomik durumuna ya da okul yönetimlerinin inisiyatifine bırakılamaz. Bu hak, devletin güvence altına almakla yükümlü olduğu temel bir insan hakkıdır. Her çocuğun eşit, sağlıklı ve güvenli koşullarda, nitelikli ve bilimsel temellere dayalı bir eğitime erişme hakkı vardır. Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere tüm yetkilileri, çocukların haklarını ve üstün yararını gözeterek; piyasacı yaklaşımlardan uzaklaşmaya, kamusal sağlık ve eğitim hizmetlerini güçlendirmeye ve çocukların haklarını güvence altına alan politikaları hayata geçirmeye davet ediyoruz” denilen açıklamada şu maddelere dikkat çekildi:
"1.Kamusal Eğitim Güçlendirilmeli, Eğitimde Fırsat Eşitliği Sağlanmalıdır:
Eğitim, çocuğun ekonomik koşullarına bağlı bir ayrıcalık değil, temel bir haktır. Nitelikli, ücretsiz ve erişilebilir kamusal eğitim güçlendirilmeden eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması mümkün değildir. Piyasacı anlayışla özel eğitim kurumlarının giderek yaygınlaşması ve eğitime erişimin ailelerin ekonomik olanaklarına bırakılması, çocuklar arasındaki sosyoekonomik eşitsizlikleri derinleştirmekte; eğitimin kamusal niteliğini zayıflatmaktadır.
Çocukların özellikle fiziksel, bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimi açısından kritik bir dönem olan erken çocukluk döneminde okul öncesi eğitime erişimi de gelir düzeyi, yaşanılan bölge, kurumların kapasitesi ve diğer sosyoekonomik koşullara bağlı önemli eşitsizlikler içermektedir.
Her çocuğun kamusal, eşit, ücretsiz, erişilebilir, sağlıklı ve güvenli koşullarda, yaşına ve gelişim düzeyine uygun, laik, nitelikli ve bilimsel temellere dayalı, kapsayıcı bir eğitime erişme hakkı vardır. Bu hak bir lütuf değil, temel bir insan hakkıdır.
2. Çocuk İşçiliği Önlenmeli, Çocuğun Eğitim Hakkı Güvence Altına Alınmalıdır:
Çocuğun yeri okul, çocukluk dönemi eğitim, oyun, gelişim ve güvenli bir ortamda büyüme dönemidir. Çocukların ekonomik nedenlerle çalışmak zorunda bırakılması, eğitim, sağlık, gelişim ve korunma haklarını doğrudan tehdit etmektedir. Çocuk işçiliğinin önlenmesi için yoksulluk ve eşitsizliklerle mücadele edilmeli, aileleri destekleyen sosyal politikalar güçlendirilmelidir. Mesleki eğitim adı altında çocukların erken yaşta ve yeterli koruyucu koşullar sağlanmadan çalışma yaşamına dahil edilmesinin, çocukların ucuz işgücü olarak kullanılmasının önüne geçilmeli ve MESEM uygulamalarına son verilmelidir. Mesleki eğitim, çocukların çalışma yaşamına erken yaşta itilmesinin değil, nitelikli eğitime erişimlerinin bir aracı olmalıdır.
3. Okullarda Sağlıklı Beslenme ve Temiz Su Sağlanmalıdır:
Yetersiz ve dengesiz beslenme çocuklarda büyüme-gelişime geriliği, dikkat dağınıklığı, öğrenme güçlüğü, anemi gibi fiziksel ve zihinsel sorunlara yol açabilmektedir. Pek çok çocuk okula yeterli beslenemeden gitmekte, kantinlerdeki yüksek fiyatlar ve sağlıksız, ultra işlenmiş gıdaların yaygınlığı nedeniyle sağlıklı gıdaya erişimde sorunlar yaşamaktadır.
Okullarda her çocuğa en az bir öğün ücretsiz, yeterli-dengeli ve doyurucu sıcak yemek sağlanmalı, çocuk yoksulluğunun beslenme ve sağlık üzerindeki etkileri göz önünde bulundurularak okullarda ücretsiz okul yemeği uygulaması yaygınlaştırılmalıdır. Ayrıca her okulda çocukların kolayca erişebileceği, periyodik olarak analizleri yapılan ücretsiz ve güvenli içme suyu bulunmalıdır.
4. Okulların Fiziksel Koşulları ve Hijyeni Güvence Altına Alınmalıdır
Ödenek yetersizliği nedeniyle okullarda temizlik personeli ve hijyen malzemesi eksikliği kronik bir soruna dönüşmüştür. Sabun bulunmayan tuvaletler, yetersiz havalandırılan ve aşırı kalabalık sınıflar; solunum yolu hastalıklarından barsak parazitlerine kadar pek çok salgın ve bulaşıcı hastalıkların yayılımı açısından ciddi riskler oluşturmaktadır.
Çocukların sağlıklı ve güvenli bir eğitim ortamına erişimi, okulun veya ailelerin ekonomik imkânlarına bağlı olamaz. Temizlik ve hijyen giderleri velilerin bağışlarına terk edilemez. Her okula yeterli sayıda kadrolu temizlik personeli ve gerekli hijyen malzemeleri düzenli olarak sağlanmalıdır.
5. Aşı Takipleri Eksiksiz Yapılmalı, Aşı Reddine Karşı Bilimsel Tutum Alınmalıdır
Kalabalık ve kapalı sınıf ortamları bulaşıcı hastalıkların yayılımı açısından yüksek risk oluşturur. Çocukluk çağı aşıları, hem bireysel korunma hem de toplum sağlığının korunması (sürü bağışıklığı) açısından temel bir halk sağlığı uygulamasıdır. Son yıllarda ülkemizde artış gösteren kızamık salgını bu konunun önemini gösteren örneklerden biridir.
Okul kayıt dönemleri, çocukların sağlık hakkını güçlendirecek bir fırsat olarak değerlendirilmeli; aşılanma durumları 1.basamak sağlık hizmetleriyle koordinasyon içinde değerlendirilmeli ve eksik aşıların tamamlanması sağlanmalıdır. Artış gösteren aşı kararsızlığı ve aşı reddiyle mücadelede Sağlık Bakanlığı; bilimsel kanıta dayalı, şeffaf, erişilebilir ve güven artırıcı bir kampanya yürütmelidir.
6. Okula Devamsızlığın Nedenleri İzlenmeli, Her Çocuğun Eğitime Erişimi Güvence Altına Alınmalıdır
Süreğen ve artan devamsızlık yalnızca akademik başarı açısından değil, çocuğun eğitim, sağlık, gelişim ve korunma hakları açısından da önemli bir risk göstergesidir. Devamsızlığın nedenleri; ihmal, ekonomik güçlükler, sağlık sorunları, bakım yükleri, ulaşım sorunları, okul ortamındaki dışlanma ve zorbalık gibi farklı boyutlarıyla değerlendirilmelidir. Özellikle kız çocuklarının eğitime erişiminin önündeki ekonomik, toplumsal ve kültürel engellerle mücadele edilmeli, erken yaşta evlilik, bakım yükü ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık nedeniyle eğitimden kopmalarının önüne geçilmelidir.
Okula düzenli devam etmeyen çocukların erken dönemde fark edilmesi, nedenlerinin çok disiplinli biçimde değerlendirilmesi ve gerekli sosyal, sağlık ve eğitim desteklerine yönlendirilmesi sağlanmalıdır. Devamsızlığın yalnızca disiplin sorunu olarak ele alınmasından vazgeçilmeli; çocuğun eğitim hakkına erişiminin önündeki engellerin kaldırılması esas alınmalıdır.
7. Çocukların Ruh Sağlığı Desteklenmeli, Okul Sosyal Hizmeti Modeli Kurumsallaştırılmalıdır:
Savaş, göç, yoksulluk, ekonomik eşitsizlikler, çocuk işçiliği, gelecek kaygısı, ayrımcılık, zorbalık, toplumsal travmalar, artan şiddet olayları gibi birçok stres faktörü çocukların ve gençlerin ruh sağlığını ve iyilik hâlini olumsuz etkilemektedir.
Okul sosyal hizmet modeli kurumsallaştırılmalı ve okullarda sosyal hizmet uzmanlarının etkin biçimde görev alması sağlanmalıdır. Sosyal hizmet uzmanları; çocuğun ve ailenin sosyal koşullarını değerlendirme, yoksulluk ve eşitsizlik kaynaklı sorunları erken fark etme, gerekli sosyal desteklere yönlendirme ve okul, aile, sağlık ve sosyal hizmet kurumları arasında koordinasyon sağlama açısından önemli bir işleve sahiptir.
Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık (PDR) hizmetleri güçlendirilmeli; okul içi şiddet, dışlanma ve akran zorbalığına karşı pedagojik ve bilimsel temelli, erken müdahaleyi ve önlemeyi esas alan mekanizmalar oluşturulmalıdır.
Çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşlerini ifade edebilmeleri ve bu görüşlerin yaş ve gelişim düzeyleri doğrultusunda dikkate alınması, güvenli ve sağlıklı okul ortamlarının temel unsurlarından biri olarak ele alınmalıdır.
8. Özel Gereksinimli Çocukların Hakları Gözetilmeli ve Okul Sağlığı Hemşireliği Kurumsallaştırılmalıdır:
Tip 1 diyabet, astım, epilepsi, besin alerjisi, yürüme bozukluğu gibi kronik fiziksel hastalığı olan, otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu gibi nörogelişimsel farklılıkları ve özel gereksinimleri bulunan çocukların okul yaşamına eşit ve güvenli biçimde katılabilmeleri için gerekli erişilebilir fiziksel ortam ve eğitim materyalleri sağlanmalı, damgalanmanın önüne geçilmeli ve eğitime erişmeleri önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Acil durumlarda müdahalenin gecikmemesi, kronik sağlık sorunlarının uygun biçimde yönetilmesi, ilaç ve tedavi süreçlerinin güvenli biçimde yürütülmesi ve gerekli sağlık izlemlerinin yapılabilmesi için okullarda okul sağlığı hemşireliği yeniden kurumsallaştırılmalı ve yeterli sayıda okul sağlığı hemşiresi istihdam edilmelidir. Hiçbir çocuk, sağlık durumu ya da gelişimsel özelliği nedeniyle eğitim hakkından veya okul yaşamına eşit katılım hakkından mahrum bırakılmamalıdır. Her çocuğun eşit, sağlıklı ve güvenli koşullarda, nitelikli ve bilimsel temellere dayalı bir eğitime erişme hakkı vardır. Bu hak bir lütuf değil, temel bir insan hakkıdır.
Millî Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere tüm yetkilileri, çocukların haklarını ve üstün yararını gözeterek; piyasacı yaklaşımlardan uzaklaşmaya, kamusal sağlık ve eğitim hizmetlerini güçlendirmeye ve çocukların haklarını güvence altına alan politikaları hayata geçirmeye davet ediyoruz. İstanbul Tabip Odası olarak çocukların yaşam ve sağlık haklarının güvence altına alınması, eşitsizliklerin son bulması ve her çocuğun sağlıklı ve güvenli koşullarda eğitim hakkına erişebilmesi için mücadelemizi ve kamusal sorumluluklarımızı kararlılıkla sürdüreceğimizi hatırlatıyoruz.”




