ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş 17. gününde de devam ediyor.

İran’ın ABD’nin gemilerini vurması ve İsrail’in Demir Kubbe’sini delmesi büyük yankı uyandırdı.

Hürmüz Körfezi’ni eline geçiremeyen ABD ve İsrail savaşta geri planda kaldı.

Tam da bu dönemde İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri harekat haberi geldi.

Peki, kara harekatı İran’a yönelik olabilir mi?

Sağanak ve fırtına vurdu: Mahsur kalan yurttaşlar için kurtarma çalışması
Sağanak ve fırtına vurdu: Mahsur kalan yurttaşlar için kurtarma çalışması
İçeriği Görüntüle

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, ANB donanmasındaki asker sayısını açıklayıp İran’a yönelik bir kara harekatının mümkün olup olmadığını anlattı. Gürdeniz “Sahadaki askeri tablo Washington’un hareket alanını sınırlıyor” dedi.

DONANMADAKİ ASKER SAYISI

"ABD’nin bölgeye gönderdiği 31. Deniz Piyade Birliği (31. MEU) yaklaşık 2500 personelden oluşuyor" diyen Cem Gürdeniz bu sayıyla kara harekatının olumlu sonuçlanmasının mümkün olmayacağının altını çizdi.

Cem Gürdeniz’in sosyal medyada yayınladığı açıklamaları şöyle:

“Körfez savaşının üçüncü haftasında tablo giderek netleşiyor. Normalde günde yaklaşık 140 geminin geçtiği Hürmüz’den bugün yalnızca birkaç tanker geçebiliyor. Dünya petrol ticaretinin en kritik boğazı fiilen durmuş durumda. ABD’nin bölgeye gönderdiği 31. Deniz Piyade Birliği (31. MEU) yaklaşık 2500 personelden oluşuyor. Ancak bu güç İran gibi büyük ve derinliği olan bir ülkeye karşı düşünülen hedef ne olursa olsun kara harekâtı için caydırıcı olmaktan çok uzak; böyle bir girişim neredeyse intihar olur.

Sahadaki askeri tablo Washington’un hareket alanını sınırlıyor. USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubu İran’ın yoğun füze ve İHA tehdidi nedeniyle İran kıyılarına yaklaşamıyor. Kızıldeniz’de ise Yemen’deki Husilerin Bab el-Mendeb’i kapatma ihtimali nedeniyle USS Gerald R. Ford Suudi Arabistan açıklarında bekliyor.

Krizin enerji boyutu ise daha da çarpıcı. ABD, İran savaşı ve Hürmüz krizi nedeniyle Stratejik Petrol Rezervi’nden 172 milyon varil petrol serbest bırakıyor. Böylece ABD milli rezervi 415 milyon varilden yaklaşık 243 milyon varile düşecek. ABD günde yaklaşık 20 milyon varil petrol tüketiyor; yani SPR artık teorik olarak yalnızca yaklaşık 12 günlük tüketimi karşılayabiliyor. 2009’da 727 milyon varil olan rezervin geldiği nokta Amerikan enerji güvenliğinde ciddi bir kırılganlığa işaret ediyor.

Bugün 16 Mart 2026 Pazartesi itibarıyla Brent petrol fiyatı yaklaşık 104-105 dolar/varil seviyesinde seyrediyor ve savaşın başlamasından bu yana %40’tan fazla yükselmiş durumda.

Senaryonun en tehlikeli noktası enerji altyapısına yönelik karşılıklı saldırılar. Eğer Kharg Adası’ndaki tesisler vurulur ve İran buna Körfez’deki petrol tesislerine saldırıyla karşılık verirse, dünya ekonomisinin her gün döndürdüğü yaklaşık 102 milyon varillik petrol tüketim çevriminden 20 milyondan fazla varil çok uzun ve tahmin edilemez bir süre için çekilebilir. Bu, küresel enerji sisteminde büyük bir deprem anlamına gelir. Böyle bir şok ABD müttefikleri olan Avrupa, Japonya ve Güney Kore gibi enerji ithalatçılarını ağır şekilde sarsarken petrol fiyatlarındaki artış Rusya gibi enerji ihracatçısı ülkelerin gelirlerini artırabilir. Enerji güvenliği istikrarsızlaşan devletler süratle yeni ittifaklara yeni ağırlık merkezlerine yönelir.

İran’ın stratejisi ise doğrudan büyük bir savaş kazanmak değil, düzeni kaba güçle bozan ABD-İsrail ikilisini uluslararası baskı altına sokmak.

Bu nedenle Washington’un NATO müttefiklerine ve diğer Asya müttefiklerine yaptığı “Körfez’e gemi gönderin” çağrısına da güçlü bir karşılık gelmiş değil.

Aynı anda Washington başka cephelerde de denge arıyor. Trump yönetimi Küba konusunda bir “başarı hikâyesi” üretmeye çalışırken, Pasifik’te Çin her geçen gün Tayvan çevresindeki hava ve deniz askeri varlığını artırıyor.

Tam da bu noktada 2002’de Colin Powell’ın söylediği o ünlü söz yeniden akla geliyor:

“You break it, you own it.” (Kırarsan Sahiplenirsin)

Bir düzeni kaba güçle bozarsanız, ortaya çıkan kaosun sorumluluğu da size kalır. Bugün Hürmüz’de yaşanan kriz, Powell’ın o uyarısının artık bölgesel değil küresel ölçekte geçerli hale geldiğini gösteriyor.”