İstanbul Sözleşmesi, tam adıyla "Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi", kadına yönelik şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve faillerin cezalandırılmasına ilişkin devletlerin yükümlülüklerini belirleyen uluslararası bir insan hakları sözleşmesi olarak kabul ediliyor.
İSTANBUL'DA İMZAYA AÇILDI
Sözleşmenin taslağı 7 Nisan 2011'de Avrupa Konseyi'nde kabul edildi. Ardından 11 Mayıs 2011'de İstanbul'da düzenlenen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında imzaya açıldı. Bu nedenle sözleşme, imzaya açıldığı şehirden dolayı "İstanbul Sözleşmesi" adını aldı.
Türkiye, sözleşmeyi ilk imzalayan ülke oldu. TBMM de 24 Kasım 2011'de 247 milletvekilinin katıldığı oylamada 246 kabul ve 1 çekimser oyla sözleşmeyi onayladı. Sözleşme, 1 Ağustos 2014'te yürürlüğe girdi.
TÜRKİYE 2021'DE ÇEKİLDİ
Cumhurbaşkanı Kararı, 20 Mart 2021'de Resmi Gazete'de yayımlanarak Türkiye'nin sözleşmeden çekilmesine karar verildi.
Avrupa Konseyi'ne 22 Mart 2021'de yapılan fesih bildiriminin ardından Türkiye'nin sözleşmeden çekilmesi 1 Temmuz 2021'de yürürlüğe girdi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, çekilme kararının sözleşmenin 80. maddesi uyarınca alındığını açıkladı. Açıklamada, sözleşmenin "Türkiye'nin toplumsal ve ailevi değerleriyle bağdaşmayan eşcinselliği normalleştirmeye çalışan bir kesim tarafından manipüle edildiği" gerekçesi dile getirildi.
TARTIŞMALARIN ODAĞINDAKİ MADDELER
İstanbul Sözleşmesi'ne yönelik tartışmalar özellikle 2019'dan itibaren yoğunlaştı. Sözleşmeye karşı çıkan bazı çevreler, toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin düzenlemelerin aile yapısını olumsuz etkilediğini ve bazı maddelerin farklı şekillerde yorumlandığını savundu.
Buna karşılık sözleşmeyi destekleyenler ise metnin temel amacının kadına yönelik şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması, etkin soruşturma yürütülmesi ve devletlerin bu alandaki yükümlülüklerinin güçlendirilmesi olduğunu vurguladı.
Türkiye'nin sözleşmeden çekilme kararı, muhalefet partileri, sivil toplum kuruluşları, Avrupa Konseyi ve çeşitli uluslararası kuruluşlar tarafından eleştirilirken, hükümet kararın hukuki çerçevede alındığını savundu.