İstanbul’daki İsrail Konsolosluğu’na yönelik 7 Nisan’daki silahlı saldırıya ilişkin soruşturmada tutuklanan Ahmet İmrak’ın geçmişi ve radikalleşme sürecine dair dikkat çekici ayrıntılar ortaya çıktı.
Saldırının üç numaralı ismi olduğu belirtilen İmrak’ın, bir dönem kebapçılık yaptığı, Hizb-ut Tahrir çevresinde bulunduğu, medrese eğitimi aldığı ve daha önce HTŞ üyeliği şüphesiyle soruşturma geçirdiği öğrenildi.
KEBAPÇILIKTAN RADİKAL ÇEVRELERE
İsmail Saymaz’ın Halktv'deki haberine göre; Ahmet İmrak, Gaziantep’in Nizip ilçesinde doğdu, Adana’da büyüdü ve ailesinin dağılmasının ardından ortaokulu bırakıp kebapçılarda çalışmaya başladı. Daha sonra Kocaeli’nin Gebze ilçesine taşınan İmrak’ın burada ağabeyleri aracılığıyla Hizb-ut Tahrir’e bağlı Köklü Değişim çevresine dahil olduğu, dini sohbetlere katıldığı ve zamanla radikalleştiği belirtildi.
Soruşturma dosyasına göre İmrak, bir dönem Hizb-ut Tahrir’in düzenlediği Filistin, Suriye ve Doğu Türkistan eylemlerine katıldı. Ancak 2019 yılında “cihat fikirlerinin uyuşmaması” gerekçesiyle örgütten ayrıldı. Ardından Diyarbakır’daki “İtidal” isimli medresede yaklaşık beş ay Arapça ve dini eğitim aldığı kaydedildi.
HTŞ SORUŞTURMASI VE KARADAĞ SÜRECİ
Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2018 yılında selefi çizgide olduğu belirtilen bir derneğin üyelerine yönelik başlattığı soruşturmada İmrak’ın da şüpheliler arasında yer aldığı, telefonunun 2021 yılında dinlendiği ancak 2022’de yeterli delil bulunamadığı gerekçesiyle dosyada takipsizlik kararı verildiği aktarıldı. İmrak, 2024’te iki ay kadar Karadağ’da kaldı. Çalışamayınca geri döndü.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde 18 Nisan’da verdiği ifadede İmrak’ın, “Türkiye’de anayasal düzeni benimsemiyorum. Oy kullanmıyorum. 7-8 yıldır cihadın farz olduğuna inanıyordum” dediği belirtildi.
İmrak’ın ifadesinde IŞİD, El Kaide ve Hizb-ut Tahrir hakkında bilgi sahibi olmadığını öne sürdüğü ancak bu yapıların “amaçlarının cihat etmek olduğunu bildiğini” söylediği kaydedildi.
“CİHAT RÜYASI” VE SALDIRI PLANI
Saymaz’ın yazısında saldırı hazırlıklarına ilişkin ayrıntılara da yer verildi. Buna göre İmrak, ağabeyi aracılığıyla tanıştığı Onur Çelik ile İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları hakkında sık sık konuşmaya başladı. Çelik’in gördüğünü söylediği bir “cihat rüyasının” ardından grup içinde eylem fikrinin oluştuğu öne sürüldü.
İfadeye göre 1 Nisan’da sosyal medyada “İsrail’in 12 bin Filistinli tutukluyu idam edeceği” yönünde bir paylaşım gören grup, bunun ardından “İsrail’den intikam alma” fikrini konuşmaya başladı. Aynı gün Yunus Emre Sarban ile görüşüldüğü ve saldırı teklifinin kabul edildiği belirtildi. Daha sonra İsrail Konsolosluğu’nun konumu ve çalışma saatlerinin araştırıldığı, İstanbul’a gidilerek konsolosluk çevresinde keşif yapıldığı aktarıldı.
İsmail Saymaz’ın aktardığı ifadelere göre grup içinde saldırının “dinen caiz olup olmadığı” da tartışıldı. Ahmet İmrak’ın ağabeyinin eylemin doğru olmayacağını söylediği ve saldırıya katılmaktan vazgeçtiği ifade edildi. Buna rağmen grubun planlamayı sürdürdüğü, Onur Çelik’in saldırı öncesinde aracını 230 bin TL’ye satarak silah ve mühimmat aldığı, kalan parayla ise borçlarını ödediği belirtildi.
7 Nisan’da gerçekleştirilen saldırı girişiminde Yunus Emre Sarban’ın öldürüldüğü, Onur Çelik ve Ahmet İmrak’ın yaralı ele geçirildiği kaydedildi. İmrak ifadesinde, konsolosluk çevresinde karşılaştıkları kişileri “İsrail güvenlik güçleri sandıklarını” ve çatışmanın bu sırada başladığını iddia etti.
İmrak’ın emniyet ifadesinde saldırıyı herhangi bir örgütün yönlendirmesiyle gerçekleştirmediklerini savunduğu ve “Eylemi İsrail’in Filistinlilere yaptığı saldırılar ve zulüm nedeniyle yapmaya karar verdik” dediği aktarıldı.




