İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Silivri’de görülen “casusluk” davasının ilk duruşması, yoğunluk ve salon krizi nedeniyle gecikmeli başladı. Dava kapsamında Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün “siyasal casusluk” suçlamasıyla yargılanıyor.
"BU BİR YARGI SÜRECİ DEĞİL, AÇIK BİR REJİM DEĞİŞİKLİĞİ GİRİŞİMİDİR"
İmamoğlu şunları söyledi:
İftiranın büyüklüğüne bakar mısınız; ya casusluk, vatan hainliği… Ekrem İmamoğlu’ndan, Merdan Yanardağ’dan, Necati Özkan’dan casus çıkarmaya çalışıyorlar.
19 Mart siyasi darbe süreciyle birlikte kurulan bu hukuk dışı düzende savcılıklar, meşruiyetini kaybetmiş parti bürolarına dönüşmüştür. Bu süreçlerde hazırlanan iddialarla talimatları uygulayan herkes, anayasal düzeni zedeleyen bir anlayışı temsil etmektedir. Kasıtlı ve sistematik biçimde masumiyet karinesi yok sayılmaktadır. Devletin yetkisi, masum insanları korumak için değil, baskı altına koymak için kullanılmaktadır. Alelacele kurulan, tanığı bile dinlemeden, yüzümüze bakmadan karar veren sulh ceza hâkimlikleri; önceden verilmiş kararların altına imza atan yerlere dönüşmektedir. Sayın heyet, sizin makamınız kutsal. Bunu hücrelerimle söylüyorum. Kararınızı verene kadar böyle bakıyorum size; ondan sonrasına siz karar vereceksiniz.
Adaletin değil, önceden verilmiş kararların infaz makamına dönüşmektedir bu tür mahkemeler. Bu ülkede vatan sevilsin, millet sevilsin, bayrak sevilsin istenmiyor. Yönetici zihniyet bunu istemiyor. Böyle sevdirilmez; adaletle sevdirilir.
Anayasayı yok saydıktan sonra neyi konuşacağız? Anayasayı Ekrem’e, Merdan’a, Necati’ye göre ayarlıyorlarsa neyi konuşacağız?
Bu yaşananlar sadece bir yargı süreci değildir. Açık bir rejim değişikliği girişimidir. Adım adım başka bir rejime yürüyüştür bu. Ama bu millet, padişahlığı ve monarşiyi bırakalı 103 sene oldu. Bu hukuksuz işlemi yapanlar, tümüyle anayasayı ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunu işlemiştir, işlemeye devam etmektedir. Bu suçu işleyenler zannetmesinler ki işledikleriyle kalırlar. Gün geldiğinde, adil yargı önünde nasıl geçmişte sorduysa hesabını soracaktır.
İMAMOĞLU KÜRSÜYE ÇIKTI
Aranın ardından İmamoğlu savunma yapmak için kürsüye çıktı.
İmamoğlu savunmasında, şunları söyledi:
"Benden önce dinlemiş olduğumuz sanık Hüseyin Bey’in ifadelerinden sonra anlatacaklarım daha da zorlaştı. Aslında anlatacaklarımın hiçbirisi Hüseyin Bey’le ilgili değil zaten. Devletimiz, milletimiz adına utanç verici bir iddianameyle muhatabız. Benim muhatabım da Hüseyin Gün değil zaten. Deli kuyuya bir taş atmış, istiyorlar ki birileri çıkarsın. Açıkçası ben bu minik akıllı kişiyi muhatap almayacağım. Boş bir iddianame olduğunu bilmeyen yok.
Bunun bir benzerini hemen yan salondaki diğer davada yaşıyoruz. Hüseyin Bey’in ifadelerinden sonra da bütün yargılamaların yapıldığı davaların tümüyle siyasi olduğu, bu devletin ve milletin zararına, menfaat karşılığı yapıldığı; bu işlerin muhatabının da başından beri İstanbul’da bu işleri yürüten iddia makamı olduğunun da altını çizeyim.
Çok rahatım, çok gururluyum; burada verdiğim mücadeleden dolayı gururluyum. Bu büyük mücadelenin minik beyinlere nasıl zarar verdiğini tek tek görüyoruz. En büyük muhalefet mücadelesi bugün Silivri’de görülmektedir.
Bu mücadeleyi kimi zaman 12 metrekarede, kimi zaman davaya dönüşmemesi gereken kuru iftiralardan oluşan yargı süreçlerinde görüyoruz. Tecritler, baskılar, psikolojik işkenceler altında; insan haklarının ve hukukun yerle bir edildiği, çiğnendiği koşullarda veriyoruz bu mücadeleyi.
Hukuka aykırı usuller, baskı ve sahtecilikle bu süreçlere maruz kaldım. İddia makamı eliyle sahtecilik, sahte belge düzenlemek diyorum. Bugün de onun bir başka perdesini yaşıyoruz. Sizin yüce makamınızın, kutsal konumunuzun yerle bir edilmesinin altlığı budur. İddia makamının tehditleri, rehin almaları, uydurma belgelerle bir düzen kurulmuş; bu düzeni ayakta tutmak ve koltuktan kalkmamak adına siyasi müdahaleler, oluşturulan senaryolar ve o senaryolar üzerinden bunu uygulayan aparatlar…
Burada ifade veren şahıs, etkin pişmanlık konusunda konuşmaktan imtina etti. Türk hukuku insanları bu duruma düşürüyor. Ne tehditler, ne tecritler, ne olmaması gereken durumlarla karşı karşıya bu insanlar. Yargılama diye bir şey yok; suç yok, delil yok. Buna rağmen deniliyor ki: ‘Suçsuzluğunu ispat et…
Önce bir suç vardır, ispatlanır; sonra suçsuzluğu ilan edilir.
Burada da asrın iftirası: İBB davası. İftira dolu. Bu anlayışın her birisi çarpıcı örnekleridir. Beşinci defa yenecek diye rakibini imha etme üzerine kurulan yargı saldırısı altındayım. Bu iddianame tam bir hukuk cinayetidir. Şunların hepsi çöp, hepsi… Sorsanız iddianame hazırlamışlar.
Tek bir sayfasını hiçbir iddianamenin okumadım. Gerek duymadım. Okumayacağım. Ama burası yeter. Sonu buna kim casusluk davası diyebilir? Bu siyasi bir dava. Benim neyim varsa bu ülkede; ama birilerinin varsa getirirler. Bu ülkeye yazık ediyorlar. Yazık Mehmet Şimşek’e…
Casusluk… Gerçekten absürtlükte sınır tanımayan, utanç verici bu suçlamaya karşı savunma yapmayacağım. Yargı eliyle her türlü baskıyı, hukuksuzluğu yaşadım, yaşıyorum; aile boyu yaşıyorum. Bir bakan ağzıyla bir şantajın bu ülkede nasıl yapıldığını yaşıyoruz. Casuslukmuş… Bunu da yaşattılar bize. Casusluktan Ekrem İmamoğlu’nu tutuklamak, hukukla açıklanacak bir şey değil. 'Dilinle şu salonu yala, temizle' deseler onu da yapacak bir zihniyet…"
HÜSEYİN GÜN'E MAHKEME BAŞKANI VE NECATİ ÖZKAN SORULAR YÖNELTTİ
Mahkeme Başkanı: Wickr adlı programda Jüpiter 1987… buradan Necati Özkan’la yazıştınız mı?
Gün: Evet.. Bluestar Necati Özkan mı? Evet.. ama bu yazışmalarda suç unsuru yok
Mahkeme Başkanı: Telefonunuzdaki İBB uzantılı kodlar Necati Özkan tarafından mı yönlendirildi?
Gün: İfademi tekrarlıyorum.
Mahkeme Başkanı: Necati Özkan’ın yönlendirmesi oldu mu?
Gün: Ben gönüllü olarak 10 gün çalıştım zaten o dediği şey de açık kaynak. Ona bak dedi.
Mahkeme Başkanı: Kullanıcı adı e-mail adresi şifre gibi taleplerde bulundunuz mu?
Gün: Hayır sayın başkan. Sosyal medya analizi için bu tür verilere ihtiyaç yok.
Mahkeme Başkanı: Analiz sonucunu Necati Özkan’a ilettiğiniz, onun da Ekrem İmamoğlu’na ilettiği doğru mu?
Gün: Doğru. Ekrem İmamoğlu’nun bu 12 günlük çalışmadan haberdar mıydı? Evet buna dair mesaj vardı netti Özkan’dan bu da gayet normal.
Gün: Merdan Yanardağ’a gönderdiğimiz bağış TELE1’in elektrik faturasını ödeyemez. Buraya bağış yapmak nasıl casusluk olur ben anlayamadım. Ben sol cenahtan gelen biri değilim Türk milletini bir adım öteye götürmek isteyen herkese saygım sonsuzdur.
Necati Özkan: Sizinle 10 Haziran 2019 günü mesajımız var. Adres soruyorsunuz. Sizinle ve manevi annenizle buluşuyoruz. Daha öncesinde sizinle temasımız, buluşmamız oldu mu?
Gün: Hayır olmadı sayın Özkan.
Necati Özkan: Sizinle olan temasta, e-maille mesajla size herhangi bir veri verdim mi?
Gün: Hayır vermediniz.
Necati Özkan: İBB veya iştirakleriyle ilgili herhangi bir veri, data, belge, e-mail ya da şifre verdim mi size?
Gün: Hayır.
Necati Özkan: Sizden herhangi bir veriye dayalı ya da olmaksızın seçimlerle ilgili bir manipülasyon yapmanıza ilişkin talimatım oldu mu?
Gün: Hayır.
Necati Özkan: Sizinle tanışmadan önce ya da sonra bana sosyal medya analizi yapıp rapor gönderin diye talepte bulundum mu yoksa siz mi yapıp göndereyim dediniz?
Gün: İfademde de belirttim. Manevi annemin ricası ve ısrarı üzerine 10-12 günlüğüne gönüllü olarak ücret istemeksizin, sizin de talebiniz yoktu zaten, ufak bir çalışma oldu.
Necati Özkan: İstanbul Senin ya da İBB hanemde herhangi bir dahliniz var mı?
Gün: Hayır sayın Özkan hiçbir ilgim dahlim olmamıştır.
Necati Özkan: Örgüt yöneticisi olarak görünüyorsunuz, böyle bir yöneticilik yaptınız mı? Siz benim yöneticim misiniz? Bana talimat verdiniz mi?
Gün: Ben susma hakkımı kullanayım.
HÜSEYİN GÜN'DEN DİKKAT ÇEKEN FUAT OKTAY İDDİASI
Hüseyin Gün, FETÖ ile mücadele için devlet adına yurtdışında görev yaptığını, FETÖ'cülerin açık kimliklerini, mal varlıklarını tespit edip, iade edilmeleri için yardım ettiğini ileri sürdü. Gün, bu konuda eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından kendisine devlet adına yetki belgesi verildiğini, bunu da mahkemeye sunacağını belirtti. Gün ayrıca, iddianamenin ek klasörlerinde kodlamalar adlı bir yazışma olduğunu, burada Türk devleti adına FETÖ ile mücadelede proje yönetici olduğunun belirtildiğini söyledi ve "İfademde devlet sırrı olduğu için ticari ilişki diye geçiştirdim. İddianamede görünce şok oldum" dedi.
Kendisini ihbar eden kişinin manevi annesi Seher Erçili Alaçam'ın öz oğlu olduğunu öne süren Hüseyin Gün, "Maalesef uyuşturucu, kumar ve yasa dışı bahis bağımlılığı bulunan; geçmişte öz annesi tarafından bu nedenle defalarca terapi merkezlerinde tedavi ettirilen bu muhbirin, annesinin vefatından üç yıl sonra, geçmişe dayalı yoğun husumet nedeniyle 112 Çağrı Merkezi’ni arayarak düzmece delillere dayalı bir suç ihbarında bulunduğu açıktır. Bu ihbar tamamen asılsız bir kurgu ve iftiradan ibarettir. Ben casussam, devletin istihbarat birimleri beni bulamamış, bu kişi mi bulmuş" dedi.
Hesabındaki bazı hareketlerle ilgili manevi annesinin oğlu Ümit Alaçam'ın kumar ve uyuşturucu alışkanlıklarına önlem almak için olduğunu söyleyen Gün, FETÖ'yle ilişkili olduğu ve üst düzey isimlerinden Mustafa Özcan'la irtibatı olduğu iddiasına yönelik, "2012 yılında bir kere görüştüm. Maddi yardım talebinde bulundu ancak reddettim. Devletimizin en üst noktalarındaki siyasetçilerimizin, bürokratlarımızın FETÖ'yle ilişkide olduğu yadsınamaz bir gerçektir" dedi. 2014 yılında birlikte çalıştığı şirket ile Fuat Avni adlı hesabı yöneten ekibi bulduğunu ve rapor sunduğunu söyleyen Gün, "O dönem FETÖ çok etkiliydi. Rapor ne oldu bilmiyorum" dedi. Gün ayrıca, dönemin Başbakanlık Müsteşarı ve eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'ın verdiği yetki belgesiyle devlet adına 7 aylık bir derin çalışma yaptığını söyledi. Gün, "Katkılarımı devletim bilmektedir" ifadelerini kullandı.
"İMAMOĞLU'NU BİR KEZ GÖRDÜM BUGÜN DE İKİNCİ KEZ AYNI YERDEYİZ"
Gün'ün savunmasında şu ifadeler yer aldı:
"Huzurunuzda görülmekte olan yargılamaya dayanak teşkil eden, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bürosunca düzenlenen 4 Şubat tarihli iddianameye konu tarafıma yöneltilen siyasi casusluk ve askeri casusluk iddiaları tamamen mesnetsiz ve gerçek dışıdır. Ben hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliği, iç veya dış siyasi bilgileri ya da gizli kalması gereken bilgileri temin etmedim, teşebbüste bulunmadım, kimseyle de paylaşmadım. Suçu işlediğime dair en küçük bir ikrarda bulunmadım; çünkü ben ülkem aleyhine asla casusluk yapmadım, kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan biri başkasına da casus diyemez.
Ben uzun yıllardır dünyanın değişik bölgelerinde farklı iş kollarında yatırım yapan bir iş insanıyım. Maalesef burada açıklamak zorunda kalacağım üzere, bilhassa 15 Temmuz hain darbe girişimi sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yurt dışında üstlenmiş olduğum görevler göz önüne alındığında, iddianamede atıfta bulunulan yabancı devlet adamları, askeri ve siyasi kişilerle yaptığım görüşmeler hayatın olağan akışına uygundur.
Hiçbir karşılık beklemeksizin vatanıma hizmet etmek için şerefli Türk subaylarına küfreden (Ergenekon ve Balyoz’da) ve FETÖ’de hazırladığım bu dökümanların bugün huzurunuzda casusluk suçlamasının sözde delili olarak gösterilmesi son derece haksız ve mesnetsizdir.
Olmayan bir şey var olamaz Sayın Başkan. Dosya kapsamındaki verilere bakıldığında, Türk vatandaşı olmaktan onur duyan, kendisini Jön Türk olarak tanımlayan katıksız Atatürkçü ben, ülkem için çalışmakta olduğumu sizlere kanıtlıyorum.
Manevi annemin yadigârı olarak gördüğüm Yanardağ ile sosyal ilişkilerim çerçevesinde son derece seyrek görüştüğüm iletişim kayıtlarında görünür. Merhum manevi annem İmamoğlu’nu çok seviyordu, koyu CHP’liydi. Özkan’la gayrihukuki hiçbir şey yok, görüşmemizde. Yurt dışında ortağı olduğum firmadaki elemanlara ücretsiz bir sosyal medya analizi yaptırdım. Her şey bundan ibarettir. İnternette herkesin rahatlıkla ulaşabileceği açık kaynak analizinin siyasi casusluk olarak nitelendirilmesi inandırıcılıktan uzaktır. Bu mantığı biz kabul edersek o zaman bu salondaki ve salon dışındaki milyonlarca Türk vatandaşı tutuklanmak zorunda kalacaktır.
İstanbul TEM’de vermiş olduğum ifademde belirttiğim üzere, Merdan Yanardağ ve Özkan’ı manevi annem vasıtasıyla tanıdım. İmamoğlu’nu da seçilmesinden sonra manevi annemle yaptığımız ziyarette sadece 1 kez gördüm. Bugün de ikinci kez aynı yerdeyiz. Kayıtlara bakıldığında İmamoğlu ile ne öncesinde ne sonrasında iletişimde olmadığım açıkça görülür.
Açık kaynak verilerine baktığında içerik analizini herkes yapar.
Ben hiçbir şekilde İBB veri tabanını kopyalamadım. Böyle bir talimatı Amerika’daki çalışanlarıma vermedim. KVKK’ya aykırı bir izinsiz veri erişimi de sağlamadım. Darknet ve darkweb kapalı kaynak değildir. Burası çok önemli Sayın Başkan. Herkes tarafından erişilebilen ancak bir tık tecrübe gerektiren bir yer olduğunu bilirkişi raporu da söylüyor.
Ne benim bir hacklemem var ne sızma var. Sosyal medya analizi yapmanız için hacklemenize gerek yok, zaten açık.
Sizin resen seçtiğiniz bilirkişi, Doktor Öğretim Üyesi İsmail Sinan Tatlıgil’in hazırladığı bu raporda, açık kaynak istihbarat ve darkweb’de yayınlanan e-posta adresi ve kullanıcı adı gibi hiçbir verinin tarafımca kopyalanmadığını ve bu verilerin internette herkese açık olduğunu teyit etmiştir. İBB verilerinin kopyalanmasına ihtiyaç yoktur.
***
Duruşma Hüseyin Gün'ün savunmasıyla başladı. 313 gündür bugünü beklediğini belirten Gün, "Gıyabımda yaşanan olaylardan habersiz şekilde ülkemizde yapay zeka fabrikası kurmak için Amerika’dan uçakla Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra havalimanından gözaltına alındım, buradayım. Telefonum ve dizüstü bilgisayarıma el konuldu, şifreleri ben verdim kolluk kuvvetine çünkü kendimden eminim casus değilim" dedi.
İddianamede, Hüseyin Gün’ün “etkin pişmanlık” kapsamında verdiği ifade sonrası sürecin genişlediği ve diğer isimlerin de dosyaya dahil edildiği belirtiliyor. Sanıklar hakkında 15 ila 20 yıl arasında hapis cezası talep ediliyor.
Duruşma öncesinde ve sırasında salonda yoğunluk yaşandı; çok sayıda gazeteci ve avukat içeri alınamadı. “Aleniyet ilkesi” vurgulanarak salona giriş tartışma konusu oldu. Yer sıkıntısı nedeniyle duruşma salonunda kriz yaşandığı, daha önce de benzer bir yoğunlukla gündeme gelen aynı salonda yargılama yapıldığı belirtildi.
MERDAN YANARDAĞ'DAN SERT ÇIKIŞ
Sanıklar duruşma salonuna getirilirken, TMSF'nin kayyum atandığı TELE1'in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın izleyicilere yönelik siyasi içerikli kısa bir çıkış yaptığı aktarıldı. Yanardağ, "Amerikancı bir iktidar var. Emperyalizmin işbirlikçileri, yurtseverleri casuslukla suçluyor” dedi. Duruşmanın ilk aşamasında savunmalar ve usule ilişkin tartışmaların öne çıktığı ifade ediliyor.




