Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Konya’nın Akören ilçesinde düzenlenen programda yaptığı konuşmada, "Türkiye’de yediğimiz, içtiğimiz, tükettiğimiz her şeyin beşte biri faize gidiyor. Bakkaldan 20 lira verip ekmek mi aldınız, 4 lirası doğrudan faiz lobisinin cebine gidiyor. İçtiğiniz bir bardak çayın beşte birini sizden önce faiz baronları yudumluyor. Faiz lobisi gelmiş, doğrudan bu milletin sofrasına oturmuş. Bizim iktidar da maalesef yakayı kaptırmış, bu canavarı besliyor. İşte iktidarın "borç-faiz-zam-vergi" ekonomisinin acı faturası budur" dedi.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Konya’nın Akören ilçesinde düzenlenen programda yaptığı konuşmada, ekonomi, tarım, gençlerin evlilik maliyetleri ve Konya Ovası’ndaki su sorununa ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Necmettin Erbakan'ın 1969 yılında Bağımsızlar Hareketi'ni Konya’da başlattığını anlatan Erbakan, şöyle devam etti:
"Çünkü biliyordu ki bu meşaleyi ancak Konyalılar sönmeyecek bir ateşe dönüştürür. Yanılmadı, Konya’mız Erbakan hocamıza tarihi bir destek verdi. Bugün gururumuz olan TÜMOSAN’ın temellerini de 1976 yılında rahmetli Erbakan Hocamız attı. O gün atılan sadece bir fabrika temeli değil, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı yolundaki güçlü iradenin işaret fişeğiydi. Konya’nın bereketi fabrikaya dönüşsün, Konyalı çiftçimiz alın terinin karşılığını alsın diye Ilgın Şeker Fabrikası’nı o kurdu. Kulu Tuz Fabrikası’ndan gübre fabrikasına kadar bu bölgedeki her bir çivide onun 'üreten Türkiye' sevdası vardı. Erbakan Hocamız, Konya’yı yalnız Anadolu’nun tahıl ambarı olarak değil; topyekûn kalkınmanın ve ağır sanayi hamlesinin lokomotifi olarak gördü. Onun vizyonunda Konya; tarladaki bereketin fabrikadaki makinalarla buluştuğu, emeğin teknolojiyle taçlandığı bir üretim merkeziydi.
“EVLENENLER BORÇTAN BAŞINI KALDIRAMIYOR, HANGİ NÜFUS ARTIŞINDAN BAHSEDECEĞİZ”
Bugün bizler de aynı ruhla, aynı heyecanla Konya’dan ve Erbakan Hocamız’dan aldığımız o büyük emaneti daha ileriye taşımak için buradayız. İşte bugün yine Konya’dayız, pırıl pırıl yavrularımız için buradayız. Bugün sünnet merasimlerini yapıyoruz, Rabbim inşallah evlatlarımızın her birinin geleceğini mamur eylesin, Allah damatlıklarını, mürüvvetlerini görmeyi de bizlere nasip eylesin.
Hazır mürüvvet demişken, düğün demişken; insanın aklına şu soru gelmeden edemiyor: Bu ekonomik şartlarda, bu hayat pahalılığında biz bu evlatlarımızın düğünlerini nasıl göreceğiz? Bugün bir gencimizin yuva kurması, evlenmesi artık bir mutluluk kapısına değil, bir borç batağına açılır durumda. İktidar yıllardır meydanlarda ne diyor? 'En az üç çocuk yapın.' Hatta en son çıktılar, bu yılı Aile ve Nüfus 10 Yılı ilan ettiler. Gençlerin evlenemediği, evlenenlerin ise borçtan başını kaldıramadığı bir ülkede biz hangi aileden, hangi nüfus artışından bahsedeceğiz? Eskiden bir düğün yapmak, bir ev düzmek annelerin kenara koyduğu üç beş altın, babaların maaşından artırdığı üç beş kuruşla mümkündü. Gençlerimizin her şeyi tastamam olurdu. Şimdi evlenmenin, bir ev düzmenin maaliyetini hesap etmeye kalksanız, hesap makinesinin pilleri bitiyor! Mobilyası ayrı, beyaz eşyası ayrı, düğünü derneği ayrı. Bu, iki milyon TL demek, bir asgari ücretlinin hiç yiyip içmeden 6 yıllık maaşı demek… Ne oluyor? Birçok gencimiz hesabını kitabını yapıyor, 'Ben bu borcun altından nasıl kalkarım' diye kara kara düşünüyor ve evlenmekten vazgeçiyor. Soruyorum size, bu ülkede kaç genç en az iki milyonu cebinden çıkarabilir? Gençler zaten iş bulamıyor, iki diploması olan gençler market kasalarında asgari ücrete çalışıyor. Hadi diyelim bir şekilde evlendiler, Türkiye’de tek maaşla bir evi geçindirmek artık hayal olmuş. Kira fiyatları zaten almış başını gitmiş, büyükşehirlerde maaşın tamamını kiraya versen yine yetmiyor.
“LAFTA AİLE DİYORLAR AMA İCRAATTA GENÇLERİ BORCA MAHKUM EDİYORLAR”
İki kişi, karı koca çalışsa kira, mutfak masrafı zar zor karşılanıyor. Daha bunun çocuğu var, aile olması var. İşte Aile ve Nüfus 10 Yılı diyenlerin ülkemiz gençlerini mahkûm ettiği karanlık tablo bu. Lafta aile diyorlar ama icraatta gençleri borca, aileyi yoksulluğa, yuva kurmayı ise maalesef imkansızlığa mahkûm ediyorlar.
Peki ev kurmanın, bir yuva düzmenin maaliyeti bu kadar arttı da, şu karşımda duran Akörenli, Konya’lı çiftçi kardeşimin cebine giren arttı mı? Gelin bir de ona bakalım! Siz Akören’in bereketisiniz. Burada şeker pancarı, tahıl, havuç, üretiyorsunuz, Türkiye’yi doyuruyorsunuz. Bugün Akörenli bir pancar üreticisine dekar başına verilen destek 244 lira. Eğer Konyalı çiftçi, kanunda yazılı olduğu gibi Gayri Safi Milli Hasıla’dan yüzde 1 alsaydı, alın terinizin, emeğinizin hakkı olarak size dekar başına en az bin lira ödenmesi gerekiyordu. Ne var ki 2006'dan beri bu kanun neredeyse hiç işletilmedi. 2025'te kanunun emrettiği destek en az 434 milyar lira olması gerekirken, tarıma ayrılan bütçe zirai don ödeneğiyle birlikte 158 milyarda kaldı. Kanuna göre 2026’da çiftçilerimize ve köylülerimize en az 630 milyar lira destek ödenmesi gerekirken; bütçeden buraya ayrılan para sadece 168 milyar lira. Yani, çiftçinin hakkının neredeyse dörtte biri... Hal böyle olunca ne oluyor? Çiftçi girdi maliyetlerinin altından kalkamıyor, borçlanıyor, icralık oluyor, traktörünü kaybediyor. Çiftçilerimizin toplam borcu bu iktidar döneminde 2,5 milyar TL’den, 1,5 trilyon TL’ye fırlamış. Buğdayda Türkiye üretiminin yüzde 9’u, arpada yüzde 10’u, şeker pancarında yüzde 30’u, havuçta ise yüzde 72’si Konya’dan geliyor. Yani burası Türkiye’nin gıda güvenliği açısından stratejik merkezi. Konya Türkiye’yi doyuruyor ama Konyalı çiftçi geçinemiyor.
“İKİ TARAFTA DA KAYBEDEN MİLLET, KAZANAN İSE ARACILAR VE RANTİYE”
Diğer taraftan çiftçimiz tarlada 10 liraya sattığı ürünü, market rafında 200 lira görünce; 'Bu 190 lira kimin cebine gitti, kimleri zengin ettik' diye soruyor. İki tarafta da kaybeden millet, kazanan ise aracılar ve rantiye. Peki yıllardır konuşulan Hal Yasası’na ne oldu? Çiftçiden talep var, toptancıdan talep var, iktidar dahi tarımdaki rantı yıllardır kendi ağzıyla dile getiriyor, Buna rağmen Hal Yasası'nın bugün hâlâ çıkarılmamış olması siyasi bir başarısızlıktır. Üretici ile tüketici arasındaki aracı zincirini düzenlemeyen bir iktidar ne çiftçinin ne de aziz milletin yanındadır. Yeniden Refah olarak söylüyoruz: Bu yasa çıkmadan, bu rant kırılmadan ne çiftçi nefes alır ne sofralar ucuzlar.
Konya’nın bir başka büyük meselesi de su sorunudur. Konya’nın suyu yok değil ancak Konya’nın suyu yönetilemiyor. Yıllardır ilgi yok, takip yok, irade yok. Rakamlar ortada. Konya Kapalı Havzası’nda kullanılan suyun yaklaşık yüzde 90’ı tarıma gidiyor. Havza her yıl 2 milyar metreküpün üzerinde su açığı veriyor. Yer altı su seviyesi saha incelemelerine göre yılda 2-3 metre düşüyor. Bu tablo bize şunu söylüyor: Konya Ovası yanlış politikalarla susuz bırakılıyor. Çiftçiye 'üret' diyorsunuz ama suyu tarlasına ulaştıramıyorsunuz. 'Konya tahıl ambarı' diyoruz ama tahıl ambarının damarlarına siz su veremiyorsunuz. AFAD verilerine göre Konya’da 600’den fazla obruk tespit edilmiş… Obruk dediğimiz şey sadece toprağın çökmesi değildir. Obruk, yıllardır ertelenen su politikasının, plansız tarımın, kontrolsüz yer altı su kullanımının ibretlik vesikasıdır. Konya, kendi suyunu koruyamaz hale gelirse bunun bedelini sadece Konyalı çiftçi ödemez; Türkiye öder. İnşallah Milli Görüş iktidarında Konya Ovası’ndaki su sorununu çözeceğiz. Modern sulamayı yaygınlaştıracağız. Konya Ovası’nı vahşi sulamadan kurtaracağız. Yer altı su kaynaklarını koruyacağız. Milli Görüş’ün ölçüsü bellidir: Toprağı koruyacaksın, suyu koruyacaksın, çiftçiyi koruyacaksın.
“ENFLASYON ARTIYOR, FAİZLER ARTIYOR, BORÇLAR ARTIYOR”
Merkez Bankası 2026 enflasyon hedefini bir kez daha yükseltti. Ara hedef, yüzde 16’dan yüzde 24’e, yıl sonu beklentisi ise yüzde 26’ya yükseldi. 2027 ve 2028 enflasyon tahminleri de sıralı olarak yükseltildi. Tam 3 senedir enflasyonu düşüreceğiz hikayesi anlatıyorsunuz ama enflasyon artıyor, faizler artıyor, borçlar artıyor, vergiler artıyor. Satın alma gücü tükeniyor, umutlar tükeniyor, hayaller tükeniyor. Ekonomi her geçen gün daha da kötüye gidiyor. “Efendim Rusya-Ukrayna Savaşı var, İran’da savaş var…” Kardeşim siz ne anlatıyorsunuz? Ukrayna ile Rusya beş yıldır boğaz boğaza harp ediyor, Rusya’da enflasyon yüzde 6, Ukrayna'da yüzde 9. Bizde yüzde 33, o da TÜİK'e göre. Şurada sınırımızın dibinde İran aylardır ABD ve İsrail tarafından bombalanıyor. Enerji tesisleri, hastaneleri, depolama alanları vuruldu. Bir kilo biber İran'da 33 lira, bizde 200 lira. Bu biberin bu domatesin fiyatı 'savaştan' değil, sizin borç-faiz-zam-vergi ekonominiz yüzünden yükseliyor.
“ÇİFTÇİ, ESNAF, EMEKÇİ KAN AĞLIYOR, BANKALAR KAR REKORLARI KIRIYOR”
Gelin şimdi acı gerçeği, 'Milli Görüş matematiği' ile konuşalım: Size sadece 2024 yılından bir rakam vereceğim. Türkiye’nin sadece kamu kuruluşlarıyla değil, işçisiyle, memuruyla, esnafıyla, özel sektörüyle, kullandığı kredi kartıyla, çektiği kredisiyle ödediği faiz rakamı ne kadar biliyor musunuz? En az 200 milyar dolar. 2024 Gayri Safi Milli Hasılamız ise 1 trilyon dolar civarında. Bu ne demek? Türkiye’de yediğimiz, içtiğimiz, tükettiğimiz her şeyin beşte biri faize gidiyor demek! Bakkaldan 20 lira verip ekmek mi aldınız, 4 lirası doğrudan faiz lobisinin cebine gidiyor. İçtiğiniz bir bardak çayın beşte birini sizden önce faiz baronları yudumluyor. Faiz lobisi gelmiş, doğrudan bu milletin sofrasına oturmuş. Bizim iktidar da maalesef yakayı kaptırmış, bu canavarı besliyor. İşte iktidarın "borç-faiz-zam-vergi" ekonomisinin acı faturası budur! Çiftçi mutsuz, esnaf mutsuz, sanayici mutsuz, emekli mutsuz, alan mutsuz, satan mutsuz... Kimin sesi çıkmıyor? Bir tek faiz lobisinin, bir tek haksız kazanç peşindeki rantiyenin sesi çıkmıyor! Bir tek onlar hallerinden memnun, yiyorlar yiyorlar doymuyorlar! Çiftçi, esnaf, emekçi kan ağlıyor, bankalar kar rekorları kırıyor.
İşte bu yüzden biz diyoruz ki; bu sömürü çarkı kırılacak, bu faiz düzeni yıkılacak ve bu milletin ekmeği Yeniden Refah’la bereketlenecek. Biz sadece sorunları söylemiyoruz; biz çözümün reçetesini de bir bir ortaya koyuyoruz. Borç-faiz-zam-vergi sarmalını yerle yeksan edeceğiz. Kaynakları faiz lobilerine değil; Konya’nın çiftçisine, gencimizin geleceğine aktaracağız. Hukuku şahısların tekelinden alıp, Narinlerin, Gülistanların hesabını soracak; bu topraklarda 'adalet mülkün temelidir' sözünü duvarda değil, hayatta hâkim kılacağız. Evlatlarımızı zehir tacirlerine, ailemizi küresel ifsat projelerine kurban etmeyeceğiz. 'Önce ahlak ve maneviyat' bayrağını yeniden en yükseğe dikeceğiz.”