İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kendi şirketine ait aracı makam aracı olarak kullanması nedeniyle açılan davada ikinci duruşma, Büyükçekmece 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki 2 No’lu salonda görüldü.
“Görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla iki yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davada, İmamoğlu ile birlikte dönemin 11 belediye çalışanı da sanık olarak yer aldı.
İMAMOĞLU: "AÇIK VE NET BİR VURGUNLA MİLLETÇE KARŞI KARŞIYAYIZ"
"Geçen celse 1 saatten uzun süre açıklamalarda bulundum bugün de kısa bir beyanda bulunacağım” diyerek sözlerine başlayan İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Bugün buradayım; açıkçası böylesine hiçbir anlam ifade etmeyen ve bana göre hukuksuz bir mahkeme ile Türk yargısının meşgul edilmesini, sizlerin meşgul edilmesini Ekrem İmamoğlu olarak, bir vatandaş olarak asla kabul etmiyorum.
Buradayım; çünkü, muhatabı olduğum 20'ye yakın davanın son 2 yılda açılmasının yegane sebebinin ülkemizin başındaki otoriter zihniyetin makamını korumak için yargıyı araçsallaştırdığını, kanuna, hukuka aykırı işlemler yaptığını, rakibini devre dışı bırakmak, muhalifleri hapse atmak adına araçsallaştırılmış yargı düzeninin varlığını tekrar tekrar halkımıza buradan hatırlatıyorum.
Bu davaların hiçbirisi hukuki bir zeminde hazırlanmış davalar değildir; tümüyle hukuksuz düzenek içerisinde, aşama aşama muhalifleri gözaltına almak, mahkemelere taşımak, tutuklamak, hapse atmak… Bunun adı Cumhurbaşkanı adayı olabilir, bunun adı muhalif belediye başkanı olabilir, bunun adı muhalif gazeteci olabilir, bunun adı muhalif düşünceye sahip insan olabilir… Yani bana göre 87 milyonun büyük bir kısmı bu kavramın içine girebilir. Dolayısıyla benim buradaki durumum açık ve net olarak ifade ediyorum ki milletimizin çok büyük bir bölümünü, en az %75'ini, 80'ini temsil ettiğimi düşünüyorum.
Ancak hatırlatırım ki kaybeden milletimiz oluyor. Yani kaybeden, esas zarara uğrayan, zararın bedelini maddi manevi ödeyen 87 milyon yurttaşımız oluyor. Kişisel makam, mevki, menfaat için, yargıyı da kullanarak yürütülen bu operasyonların, yapılan vurgunların sadece son 5-6 yıldaki maliyetinin maddi olarak 600 milyar dolar olduğunu belirtmek isterim. Şurada gözümüzün önünde eriyen İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'ndaki Türkiye'nin gerçek tüzel kişileri, gerçek şirketlerinin kaybı bile haftalar içerisinde trilyonları bulmuştur. Bu kadar açık ve net bir vurgunla milletçe karşı karşıyayız."
"UYAN EY HALKIM, AYAĞA KALK EY HALKIM"
Toplumun yoksullaştığını vurgulayan ve yurttaşlara seslenen İmamoğlu, şunları söyledi:
"Ben buradayım, buradan haykırıyorum. ‘Uyan ey halkım, ayağa kalk ey halkım’ diye haykırıyorum. Haykırmaya da devam edeceğim. Hatta ekliyorum; ‘korkma ey halkım’ diye de ifade ediyorum. Bu benim sorumluluğum çünkü ben, 16 milyon, dünyanın en güzel şehri İstanbul'un iradesini temsil ediyorum. Çünkü ben, 15,5 milyon yurttaşımızın sel olup akarak oy kullanan, kullanıp ön seçimle cumhurbaşkanı adayı ilan ettiği kişiyim. Tarihte bir benzeri yoktur böylesi bir tercih sürecinin.
Dolayısıyla sorumluluğumu biliyorum ve bu sorumluluğun yükünü taşımaktan da onur duyuyorum. İfade ediyorum ki sorumluluğum çok büyüktür. Kurulmak istenen rejimin, kara düzenin, vurguncu sistemin ve Türkiye tarihinde asla kabul edilmeyecek mekanizmaların bizim bu tarihimizde ne bir yeri vardır ne de Türkiye'nin geleceğinde bir yeri olacaktır. Mücadelemin adı tam olarak da budur.”
İDDİANAMEYE “ESNAF DEFTERİ” BENZETMESİ
Ticarete 5 yaşında başladığını ve ticaret hayatını iyi bildiğini belirten İmamoğlu, iddianameye “esnaf defteri” benzetmesinde bulundu.
Bu defterin her esnafta bulunduğunu, kar-zarar hesabının bu şekilde yapıldığını ancak iddianamede sadece “giderlerin yazıldığı sütunun bulunduğunu” savunan İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her esnafın, tacirin bir defteri vardır. O defterin iki sütunu vardır. Bir yanda gelir, diğer yanda gider. T cetveli. Yani her esnaf gelene de bakar, gidene de bakar. Sonra hesabı kapatır. Kar mı, zarar mı? İki tarafa da T cetvelinin iki sütununa da bakar ve öyle karar verir; kar mı, zarar mı diye.
Burada 20 mahkemede de olduğu gibi, 20'ye yakın mahkemede de olduğu gibi iddia makamının önünüze koyduğu defterin ise sadece tek bir sütunu vardır. Bu sütun, sadece giderler yazılan sütundur. Mazot, bakım, lastik, toplam 122.305 lira. Yani burada dünyanın en büyük zulmünü, en büyük mezalimini, işkencesini yaşayan bizlerin, bugün tam da burada, ‘ya mazot, bakım, lastik neden bahsediyorsun Ekrem’ diye halkım düşünecektir.
Evet mazot, bakım, lastik, yani toplam 122.305 lira gider sütununu yazmış olan bir iddianameyle karşı karşıyayız. Açıkçası net ifade edelim; bir başka iftiranameyle karşı karşıyayız. Her mahkemede ifade ettiğim gibi burada da ifade ediyorum ki benim için iddia makamı yok hükmündedir. İddia makamı Türkiye yargısını temsil edemeyecek seviyesizliktedir.
Kazanç sütunu yine boş bırakılmış. Yani eğer bir sanık buraya çıkıyorsa, lehine olan ne varsa yine yok sayılmış ve gider sütunu üzerinden, 122.305 liralık, tekrar ifade ediyorum, gülünç kısmını tekrar ifade etmekten de açıkçası biraz yüzüm kızarıyor ama yapacak bir şey yok milletim adına, Türk yargısı adına mazot, bakım, lastik, toplam 122.305 lira.”
"15 MİLYON LİRA BELEDİYENİN KASASINDA KALDI"
İmamoğlu, hakkındaki suçlamaya yanıt vererek, belediyenin zarara uğratılmadığını, aksine kamu kaynaklarından tasarruf sağlandığını savundu.
Dosyada yalnızca mazot, bakım ve lastik giderlerinden oluşan 122 bin 305 liralık harcamanın dikkate alındığını belirten İmamoğlu, belediye başkanı seçildiği dönemde makam aracı için aylık 7 bin 200 lira kira ödenmesinin planlandığını söyledi. Bu bedelin günümüzde 250-300 bin liraya karşılık geldiğini ifade eden İmamoğlu, kendi aracını 4 yıl 2 ay, yani 50 ay boyunca belediyeye hiçbir kira bedeli almadan tahsis ettiğini belirtti. İmamoğlu, böylece bugünün parasıyla yaklaşık 15 milyon liranın belediyenin kasasında kaldığını savunarak, “Benim aracım var, milletin parasını harcamaya gerek yok dedim. Olayın özü bu kadar basit” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu devamında şu ifadeleri kullandı:
"Kamunun lehine, çok özenli, çok güçlü, çok gerekli bir adım atıldı. Araç kiralansaydı, bilgisi olmayanlar öğrensin diye ifade edeyim, araç kiralansaydı mazotunu yine belediye ödeyecekti. Yani mazot her halükarda ödenecekti. Bakım ve lastik giderini dahi kira tutarından düşseniz, yine milyonlarca lira kamunun kasasında kalmış oldu.
Sayın hakim, bu hesabın bir de görünmeyen bir tarafı var. Aracımın yıpranması, yani bunun hesabını yapmıyoruz ama 4 yılı aşkın sürede yapılan kilometre, ki binlerce kilometre, hatta on binlerce kilometre de diyebiliriz, düşen değer, aşınan motor, bu da hiç hesaplanmadı mesela. Yani bu iftiranameyi hazırlayan benim için yok hükmündeki, beni hiç şaşırtmayan, bu iftiracı iddia makamları, her mahkemede yaptıkları gibi bunu yine hesaplamadılar, hiç bu işe bakmadılar.”
"BU HİKAYENİN NERESİNDE KAMU ZARARI VAR?"
“Çünkü benim için siyaset; kamuya fayda sağlamak, hizmet etmek, halkına, hemşerilerine, beldene, ülkene hizmet etmek anlamına gelir” diyen İmamoğlu, “Benim siyaset tanımım bu. Vurgun, yağma, rant, talan için siyaset yapanlar ve onlarla iş birliği yaparak, bu ve benzeri iddianamelerin, uydurulmuş bilirkişi raporlarını dahi yazma cihetine kapılanlardan beni ve siyaset tarzımı anlamalarını da açık ve net beklemiyorum. Onları ben bu dönemde çok iyi tanıdım. Allah'tan ki bir avuçlar. Yani bütün Türkiye'de toplasanız ben diyorum ki 1000 kişiyi geçmezler. Türkiye'yi gasp edeceklerini, yağmalayacaklarını, vurguna tabi tutacaklarını düşünen 1000 kişiyi geçmez” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:
"Yazlık evlerinin, yayla evlerinin kapısını kırıp kasalarını aramalarını; tarlalarını kazıp kuyularının dibinden altın bulmak için çabalarını; evleri kiralayıp kasa evlerde milyonlarca dolar, milyonlarca euro, ziynet, altın, saatlerle para kuleleri kurmalarını, vallahi de billahi de anlayamıyorum. Çünkü bu zihniyetin, o dediğim insanların içine girdiği bu zihniyetin bize gösterdiği bu manzara, toplumun tamamen dışında bir manzara. Zaten şükürler olsun ki bize iftira attıkları hiçbir şey ne üzerimize yapıştı, ne milletimiz bize yakıştırdı, ne de ellerinde tek bir delil, tek bir belge bugüne kadar olmadı, çünkü olmayacak. Çünkü biz abdestimizden de her şeyimizden de eminiz.
Sülale boyu kamuda her türlü makamı işgal edip, bir bakanın 4 ayda 2 milyar TL'lik vurgun yapma hayallerini, benim ve bizim gibi kamucu, halkçı, milletine hesap veren insanların anlaması da mümkün değil. Bunu biz kavrayamayız yani. Yani biz şuraya 100 lira koyalım, kamudan bir 2 milyar vurgun yapalım, ya o yapmış ben de onun amcasının oğluyum bir de ben vurgun yapayım, teyzesinin oğluyum bir de ben vurgun yapayım, akrabasıyım, bakan yardımcısıyım veya öbürünün damadı bilmem nerenin yönetim kurulu başkanı, öbürünün kızı bilmem nerenin yönetim kurulu üyesi.... Yani bir nepotizm dalgasına dönmüş olan sistemin içindeki bütün bu vurguncuların tarzını anlamam mümkün değil.”
Davayı “Kendi aracımı kamunun parasını korumak için kullanmışım. Bugün ise o arabanın mazotunun hesabını veriyorum” ifadeleriyle anlatan İmamoğlu:
“Parayı da faiziyle birlikte ödemişim. Faiziyle birlikte. Dekontları da sizin dosyanızda var. Yanılmıyorsam tam bir yıl önce, bu mahkeme açılmadan ödemişim. Bu hikayenin Allah aşkına neresinde kamu zararı var? Ben bulamadım.
Hatta bilirkişilerden birisi de zaten öyle düşündüklerini hiç saklanmıyorlar, hemen kovalıyorlar. Bilirkişilerden birisi de 2021’de dosyaya giren raporda yazıyor. “Kamu zararına ilişkin yeterli delil yoktur.” Buna rağmen sırf tartışma uzamasın, kamuoyu meşgul edilmesin diye şirketin, yani ortak olduğum şirketimiz, babamla beraber ortak olduğumuz şirketimiz, o 122 bin lirayı faiziyle 216 bin 612 lira olarak belediyenin veznesine gidip yatırıyor, tartışma olmasın diye.
Yani bir tarafta 15 milyon liralık kamuya fayda sağlayan bir aracın tahsisi var. Diğer tarafta da kullandığım mazotun, yapılan bakımın ve 6 tane lastiğin parasını, yine de faiziyle ödeyip sıfırlayan, ki bana göre o da kamu zararı değil, sıfırlayan bir durum var. Çok net. 15 milyona, sıfır.
Görevim bittikten sonra, bakın bunu da ilave edeyim. Sehven yapılmış olan, tam 2019 31 Mart’ından hemen sonra, o biraz da zor günlerde, seçimin iptal edildiği günlerde, sehven yapılmış 21 bin liralık onarım bedeli var. Onu da yine o dönemde, 2019'da fark ediyor arkadaşlarım. Kısa bir süre sonra hemen gidip faiziyle onu kapatıyor. Bakın bununla da yetinmiyor, hani olur ki yine bir şey çıkarırlar diyor arkadaşlarım. 2019'da ödeyip kapattığımız o 21 bin lirayı bu iki yüz on bir bin liranın içinde yine faizini hesaplayıp onu bir daha ödüyoruz. Yani mükerrer bir şekilde belediyenin kasasına onun da parasını bir daha ödüyoruz. Bu kadar da titiziz yani.”
FON SORUŞTURMASINI HATIRLATTI
İddianamede “Kasıtlı şekilde ödeme, suçunu ortadan kaldırmaz” denildiğini belirterek fon soruşturmasını anımsatan İmamoğlu, “Bugün milyarlarca lira kazandıktan sonra tövbe hesabı kurulup para yatırıp affedilenlerin bu pozisyonunu da bu iddianameyi yazan akla havale ediyorum. Bakayım onlara suç duyurusunda bulunabilecek mi bu iddia makamı?” diye sordu.
Hakime seslenen İmamoğlu, “Sayın Hakim bu dosyanın deposunu mazot değil, siyaset doldurmuştur. Yoksa 11 yıl önce verilmiş 1 kuruş kazanç sağlamamış, tersine belediyeye tasarruf ettirmiş bir olur, bu kadar yol yapması mümkün değildi. Çoktan mazotu biterdi yani. Ama siyasetle dolunca maşallah gidiyor yani” ifadelerini kullandı.
"500 BİN İNSAN SOYULURKEN, VURGUN YAPILIRKEN O TERAZİ NEREDEYDİ?"
İmamoğlu daha sonra sözlerini şöyle sürdürdü:
"Devletin bütün gücü, 12 yıl önceki bir arabanın lastiğine bu kadar dikkatle bakarken, 500 bin insan soyulurken, vurgun yapılırken o terazi neredeydi? Orada, o büyük kamu zararlarının olduğu yerde müfettişler neredeydi, SPK neredeydi, başkanı, üyeleri, Maliye Bakanı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Bakanı neredeydi?”
ERDOĞAN'IN O SÖZLERİNİ HATIRLATTI!
AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fon soruşturmasına ilişkin kullandığı “Cerrah titizliği ile hareket ediyoruz" ifadelerini anımsatan Ekrem İmamoğlu:
"Bir terazi, bir kefede bir araba lastiğini tartıyor, öbür kefede 100 milyarları görmüyorsa o terazi bozuk değildir, o terazi, siyasi erk tarafından gayet titiz bir şekilde… Hani diyor ya Sayın Cumhurbaşkanı, ‘cerrah titizliğince’ ayarlanmış demektir. Zaten cerrah titizliğinde yapıyorlar işi. Bir de kuyumcu titizliğinde yapıyorlar işi. Kuyumculuktan da iyi anlıyorlar terazi ayarlarken.”
Gelibolu Belediye Başkanı Ali Kamil Soyuak’ın, makam aracını satılığa çıkararak kendi özel aracını makam aracı olarak kullanmaya başladığını hatırlatan ve bu adımın iktidara yakın medya tarafından “takdir edildiğini” söyleyen İmamoğlu:
"Mesela Gelibolu’da seçilen bir belediye başkanı, kendi aracını kullanacağını açıklamış yakın zamanlarda. Toplum tarafından takdir edilmiş, AK Partili olunca da yandaş medya bayağı alkışlayan haberler yapmış ‘ne güzel ya kendi aracını kullanıyor’ falan filan diye ama giderlerini belediye harcıyor.
Ülkenin dört bir yanında benzer durumlar mutlaka vardır Sayın Hakim, mutlaka vardır bakın. Bakın onların hiçbirisi soruşturulmadı; soruşturulmasın zaten, kamu yararına çünkü.”
"TEK ŞEY, ROZET DEĞİŞMİŞTİ ROZET..."
CHP Kurultay davasında, geçen haftalarda AKP'ye katılan ve Erdoğan'ın rozet taktığı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay hakkında beraat talebinde bulunulmasını da anımsatan İmamoğlu:
"Aynı kurultay, aynı iddianame, aynı suçlama bana ve arkadaşlarıma hapis istendi. Aynı dosyada yargılanan bir başka kişi için ise beraat istendi. Ne değişti biliyor musunuz? Delil mi? Hayır. Hatta çok yakın zamanda o arkadaşla biz böyle şey mektuplaştık gibi yani. O bir şeyler söyledi, ben bir şeyler söyledim, aynı şeyleri söyledik. Yani ‘böyle suçlama mı olur, böyle delilsiz suçlama mı olur’ vesaire. Ne oldu biliyor musunuz? Tek şey, rozet değişmişti rozet. Rozet. Yani 7 Ekim'de yakasına başka bir rozet takıldı, 21 Ekim'de beraat istedi. Ne tesadüf? Yani 7 Ekim'de rozeti tak, 21 Ekim'de beraat et. Arada 14 gün var.
Bu davada da mazot konuşuyoruz. Oysa bu ülkede insanı taşıyan asıl makam aracı, sistem değişti, yeni bir sistem kurdular, bilmiyorsanız duyurayım; rozettir. Araba taşımıyor. Artık yeni makam aracı var, rozet. Türkiye'de yeni bir makam aracı var, rozet. O rozetin ne olduğunu herkes biliyor.
Ama bilmiyorlar ki o rozetle bir adım gidemezler yani. Cumburlop düşecekler yere. Gidiyor zannediyorlar. Var ya bazı filmlerde böyle sahneler çekilir, arabanın içinde sallanırsın, gidiyor zannedersin. Bayağı da yakışıklı bir arabadır ama aslında gitmezsin. Öyle bir halüsinasyon içindedirler yani. Öyle bir yansıma içerisindedirler. Aslında gitmiyorlar. O kadar milletten koptular. Şimdi gidelim İzmir'e, muhtemelen sokakta gezemiyordur bu arkadaş.
Ben size iddiayla söylüyorum, bu kapıdan çıkayım, İstanbul'a yürümeye başlayayım, 6 saat içinde İstanbul'da 10 milyonla buluşurum ben, 10 milyon. Bak 10 milyon diyorum ha.. Abartmıyorum yani. Az söylemişsin de diyebilirler yani. Aradaki fark bu. Rozet aracı mı? Yoksa böyle bir hayali bir yaşam mı? Valla şükürler olsun halimden memnunum.
O araca binen, yani rozet aracına binen, ilk önce yapılan işlem hızla aklanıyor. Püri pak oluyor, tertemiz. Niye? 1 kişinin kararıyla çünkü. Gerçekte mi aklanıyor? Asla. Bilmeyene de diyorlar ki sen Silivri’ye git. Bu adalet midir? Değildir.”
GAZETECİLERİN TUTUKLANMASINA TEPKİ
Gazeteciler Murat Ağırel ve İsmail Arı’nın tutuklanmasına tepki gösteren Ekrem İmamoğlu, şunları kaydetti:
“‘Bu milleti bilmez, anlamaz, nasılsa aldatırız’ diyen küçük beyinlere sesleniyorum: Halkı küçümseyenler hak ettiği cevabı mutlaka alacaktır. Hukuku kendine göre ayarlayanlar, gazetelere, televizyon kanallarına, haber sitelerine saldıranlar, çökenler, gazetecileri özgür habercilik yapıyor diye tutuklayanlar bu kötülüklerinin de boğulacaklar.
Düşünün; sadece gazetecilik faaliyeti yaptıkları için birkaç gün içinde 2 kişi daha tutuklandı. Birisi Murat Ağel, öbürü İsmail Arı. Dünyanın her alanında dibine vurduk ey halkım, dibe vurduk. Dünyanın her alanında; basın özgürlüğünde, adalette, ekonomide, geçimde, her şeyde dibine vurduk. Eğitimde. Mesleğini yapan gazeteciler tutuklu. İşini yapan belediye başkanları tutuklu. Sadece işini yapanlar hapiste, ama vurguncular serbest. Ama sokağa çıkamıyorlar, fark orada.”
GAZETECİLERİN EYLEMİ İLE 29 EKİM İÇİN ÇAĞRI
AKP’nin sembolü olan “ampul” ve “Aydınlığa açık, karanlığa kapalıyız" sloganı üzerinden sözlerine devam eden İmamoğlu, “Şimdi mahkeme salonuna giren kameraya bile tahammülleri yok” dedi.
İmamoğlu, savunmasını şu sözlerle tamamladı:
“Yıllar önce bir siyasi hareket kendine ampulü sembol seçti. ‘Aydınlığa açık, karanlığa kapalıyız’ dediler. Şimdi mahkeme salonuna giren kameraya bile tahammülleri yok. 'Canlı yayınlansın, hayırlı olur’ dediler. Yalanlarının, iftiralarının ortaya çıkacağını kulaktan kulağa duyunca topuklayıp kaçtılar. Sebebi belli, artık ışıktan, aydınlıktan, şeffaflıktan tir tir korkuyorlar. Sembolü olan ampulü kendi elleriyle patlattılar. Çünkü öylesine kirlendiler ve kirlettiler ki, o bir avuç muhteris, az önce dediğim 1000'i geçmeyen insan gerçek halleriyle pislik içindeki durumlarıyla görünmek istemiyorlar halka. Çok net. Nereye kaçarsanız kaçın, isterseniz karanlıkta gizlenin, bu milletin o berrak gözü, o benim kutsal bildiğim vicdanı, ahlakı, erdemi, irfanı sizi görecek, görüyor.
Sizi uydurduğunuz İBB davaları, ahmak, çirkin, casusluk, makam arabası mahkemeleri asla kurtarmayacak. Bu memlekette milletin parasını koruyanların yargılandığı değil, milletin parasını heba edenlerin, Diyanet Vakfı’nın dahi parasını götürenlerin, kamuya ait makamları aile fertlerine eş, dost, akraba ile paylaşanların hesap verdiği, yargılanacağı günler çok ama çok yakındır. Ben buna adım kadar inanıyorum. Ekrem İmamoğlu'nun ismine ne kadar inanıyorsam, biliyorsam o kadar inanıyorum. Kendilerini seçkin, hesap vermez, milletini tebaa yerine koyan insanları 87 milyon yurttaşımızı Allah ile aldatanların tek tek açığa çıktığı, tepeden tırnağa milletin huzuruna gelecekleri günün çok yakın olduğuna adım kadar inanıyorum.
Benim kıymetli halkım. Uyanık olmak zorundayız, harekete geçmek zorundayız. Yarın Türkiye'nin illerinde, İstanbul'da bildiğim kadarıyla Kadıköy'de gazeteciler haklarını mı savunacak, yanlarında olun. Yanlarında olun, destek olun, gidin. 29 Ekim'de Cumhuriyetimizi ülkemizin her yerinde kutlayalım. Ama bu bir başka kutlama. Kutlama olduğu kadar büyük tehdit altında olan Cumhuriyeti, demokrasiyi, adaleti hep birlikte buluşalım, organize olalım, örgütlü olalım ve koruyalım. Koruduğumuzun gücünü Cumhuriyet Bayramı'nda 87 milyon yurttaş olarak, bu güzel demokratik düzenden uzaklaşanlara, milletin, bu vatanın sahibi olduğunu gösterelim.”
FATİH KELEŞ SAVUNMA İÇİN KÜRSÜYE GELDİ
Ekrem İmamoğlu’nun ardından, İBB davasında tutuklu olan, dönemin Beylikdüzü Belediyesi encümen üyesi Fatih Keleş, savunma yapmak üzere sanık kürsüsüne geldi.
Keleş savunmasında, Beylikdüzü Belediyesi’nde encümen üyesi olmanın dışında herhangi bir görevi bulunmadığını belirtti. Keleş, araç kiralama yapılmadığını, kira yükünden kurtularak kamu yararı oluştuğunu söyledi.
Keleş, “Bu kararla belediyeye bir yük bindirdiğimizi değil, onu uzun yıllara yayılacak bir kira yükünden kurtardığımızı düşündük. Yani aslında kamuyu zarara uğratmadan, kamu yararı sağlama gayesiyle bu kararı aldık" dedi.
Keleş, savunmasına şöyle devam etti:
"Burada ekleyeyim; bir şirketin kendi aracını hiçbir bedel istemeden belediye hizmetine bırakmak istemesi halinde, bu talebin nasıl karşılanacağına dair önümüzde açık ve tereddütsüz bir düzenleme de yoktu. Konu tam da bu nedenle tek bir kişinin takdirine bırakılmadı. Belediyenin karar organına getirildi ve kurul halinde karara bağlandı. Bugün dosyada, bu kararın encümenin yetki alanı dışında kaldığı ve taşıt kanununa 2012 yılında eklenen bir fıkrayla bağdaşmadığı ileri sürülüyor. Bunun hukuken ne anlama geldiğini tespit etmek sayın mahkemenizin takdiridir.
Konunun teknik boyutunu avukatım tartışacaktır. Benim söyleyebileceğim o gün böyle bir sakıncanın gündeme gelmediği ve benim bir kurala aykırı davrandığımı bilerek veya bir kamu zararı yaratma gayesiyle hareket etmediğimdir. Bu karardan bana sağlanmış hiçbir menfaat de yoktur. Ve dosyada böyle bir iddiada ileri sürülmüş değildir. Söz konusu araca hiç binmedim. Aracın kullanımına dair bir bilgim de olmadı. Belediyenin uğradığı bir kayıp da bulunmuyor. Aksine 4 yılı aşkın süre boyunca bu araç için kira ödenmemiştir.
Nitekim Cumhuriyet Başsavcılığının görevlendirdiği bilirkişi de 2021 yılında verdiği raporda, kamu zararı bulunmadığını tespit etmiştir. Dosyada her ne kadar zarar olduğu iddia edilen yakıt ve bakım harcamaları için bir ödeme yapılmışsa da bu ortada bir kamu zararı olduğu veya kamu zararı bulunduğunu kabul ettiğim anlamına da gelmez.
Soruşturmanın her aşamasında anlattığım olay aynıdır. 2019 yılının aralık ayında müfettişe yazılı ifade verdim. Soruşturma izni kararına karşı Danıştay’a itiraz ettim. 2022 yılında savcılığa yazılı savunmamı sundum. Bugün de aynı şeyleri söylüyorum. Sayın hakim, 11 - 12 yıl önce belediyenin yararına olduğuna inandığım bir konuda kurul halinde alınan bir karara katıldım. Bu tarihteki imzamın dışında bana yüklenebilecek bir fiil bulunmuyor. Görevimi kötüye kullanmadım, kimseye çıkar sağlamadım. Belediyeyi zarara uğratmadım.”
HAKİM, ARA KARAR İÇİN DURUŞMAYA ARA VERDİ
Keleş'in savunmasını tamamlamasının ardından diğer sanıkların ve avukatların savunması alındı.
Beyanların tamamlanmasının ardından ara mütalaa sunan duruşma savcısı, yeni bir bilirkişi raporu düzenlenmesini talep etti.
Hakim, ara karar kurmak üzere duruşmaya ara verdi.
İmamoğlu, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganları eşliğinde salondan ayrıldı.
HAKİM, ARA KARARINI AÇIKLADI
“Makam aracı” davasında ara sona erdi.
Ara kararını açıklayan Hakim, daha önce dosyaya giren bilirkişi raporlarındaki çelişkinin giderilmesi gerekçesiyle, 3 kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar verdi.
Bir sonraki duruşma 12 Şubat 2027’de görülecek.
İmamoğlu, “cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganlarıyla salondan ayrıldı, izleyicilere “hepinizi çok seviyorum” diye seslendi.
HASAN İMAMOĞLU: "NE SÖYLESEK HİKÂYE"
Duruşmayı takip etmek üzere Silivri’ye gelen Ekrem İmamoğlu'nun babası Hasan İmamoğlu, "Ne söylesek hikâye" açıklamasında bulundu.




