İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı'ya hakaret ettiği iddiasıyla Silivri'de hâkim karşısına çıktı.

Savunması sırasından Adalet Bakanı Akın Gürlek’i eleştiren İmamoğlu, “Burada her gün usulsüz, düzensiz ve sürekli değişen kararları, kuralları ile duruşmalar devam ederken, ülkenin Adalet Bakanı da benim girdiğim duruşmaların içeriğine müdahale edecek bir biçimde beyanlarda bulunmaya devam ediyor. Yani aslında Adalet Bakanı ve HSK Başkanı kimliğiyle savcısından hakimine müdahale etmeye ve etki altına almaya devam ediyor” dedi.

İmamoğlu, sözlerinin devamında kendisi için "siyasi tutuklu değil" diyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu isim vermeden işaret ederek, “Anayasanın, kanunun, insan haklarının ve adil yargılanma hakkının açık hükümleri ortadayken, bütün bunları yapanlarla anayasal düzenin sınırlarını aşan ve saray rejiminin siyasi hedefleri doğrultusunda işleyen bir yargı düzeniyle karşı karşıyayım. Ve ben siyasi tutukluyum, tutsağım. Ben, bu ülkenin 87 milyon yurttaşımız için verdiğim Cumhuriyet, demokrasi ve adalet mücadelesinin siyasi esiriyim. Ancak Yaradan’a şükürler olsun ki milletin gözünde sokağa çıkamayan, caddelerde, meydanlarda dolaşamayan, toplumun vicdanına hapsolmuş siyasi bir beden değilim. Allah kimseyi 80 yaşında bu duruma düşürmesin.” ifadelerini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu konusunda net tavrını ortaya koydu: Siyasi tutuklu değil
Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu konusunda net tavrını ortaya koydu: Siyasi tutuklu değil
İçeriği Görüntüle

ÜSKÜDAR'DAKİ SEÇİMLERE TEPKİ

Çiftçi borcunu ödeyebilmek için 40 dönüm tarlasını satışa çıkardı: Gözbebeğim, en büyük arazim bu!
Çiftçi borcunu ödeyebilmek için 40 dönüm tarlasını satışa çıkardı: Gözbebeğim, en büyük arazim bu!
İçeriği Görüntüle

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2014 yılında söylediği “Hırsızlığın her türlüsü kötüdür ama en büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk milli irade hırsızlığıdır" ifadelerini anımsatan İmamoğlu, “Bugün bizzat kendi iktidarında, yargıyı ve devletin bütün imkanlarını, devletin kurumlarını kullanarak milli iradeyi gasp etmeye, toplumda büyük bir güvensizlik yaratmaya, milletimizi mutsuz etmeye ve ülkemizin geleceğini karartmaya devam etmektedir” diyerek Üsküdar’da itiraz edilen seçim sonucunda ilçenin AKP’ye geçmesini de eleştirdi:

“Milletin sandıkta ortaya koyduğu iradenin belediye başkanvekilliği seçimi üzerinden tersine çevrilmeye çalışılması, seçilmişlerin tasfiye edilerek hukuksuz yöntemlerle transferler yapılması, kanı donduracak biçimde 2 meclis üyesini tam da bu eşikte, 3 yaşında bebeği olan bir anneye, hiçbir görev ve yetkisi olmayan bir avukatı hapse atarak ortaya konan yöntem, tek kelime ile milli irade hırsızlığının en vahşi, vicdanları, kuralları yerle bir eden somut örneğidir. Seçilmişleri, belediye başkanlarını, cumhurbaşkanı adayını, rakibini ve rakip partiyi tasfiye ederek seçmen iradesini etkisizleştirerek kurulan sisteme, düzene siyasi bir rekabet değil, siyasi soykırım demek gerekmektedir. Bu gözü dönmüş mekanizma, yine milletin azim, kararlılık ve mücadelesiyle sandıkta son bulacaktır.”

"MİLLETÇE BU UCUBE SİSTEMİN ESİRİ HALİNE GELMİŞ DURUMDAYIZ"

Ana muhalefet partisi CHP’ye butlan atanmasına ilişkin konuşan İmamoğlu, “Bakınız; bu zihniyet, ana muhalefet partisini dahi butlan gibi hukuken ve siyaseten kabul edilemez bir müdahaleyle işgal etmeye, milletin ve parti üyelerinin iradesini kendi güdümündeki bir yapıya teslim etmeye kalkışmıştır. Milletimiz, Cumhuriyetimizin demokratik düzenini tehdit eden sayısız girişimle hukukun üstünlüğünü aşındıran ve adalet düzenini ortadan kaldırmaya yönelen bir işleyişle karşı karşıyadır. Esasen yegane sorumluluğumuz 103 yıllık Cumhuriyetimizi, 200 yıllık demokrasi mücadelemizi, 1000 yılı aşan devlet geleneğimizi ve adalet düzenimizi korumak; Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sonsuza dek güçlenerek varlığını sürdürmesi için çalışmaktır” dedi.

“Biz, bir kişinin iki dudağı arasına sıkışmış bir devlet de olamayız” ifadelerini kullanan İmamoğlu, “Güçlü ve güven veren Türkiye Cumhuriyeti Devleti ancak böyle mümkün olacaktır. Demokrasi ise siyasetin doğru biçimde kurumsallaşmasıyla güçlenir. Siyasetin her şey olmadığı, siyasi parti liderlerinin kutsallaştırılmadığı, siyasetin kişilere değil kurallara bağlı olduğu ve yalnızca millete hizmetin bir aracı olarak görüldüğü bir düzeni kurmak zorundayız. Çünkü biz bir parti devleti değiliz, olamayız. Ne yazık ki 2017'den itibaren güçler ayrılığı ilkesini ortadan kaldıran, devletin yetkilerini tek elde toplayan bu ucube sistemin, milletçe esiri haline gelmiş durumdayız. Bu sistem ülkemizi yalnızca demokratik ve kurumsal açıdan zayıflatmadı; milletimizi fakirleştirdi, işsizliği büyüttü, geleceğe duyulan umudu aşındırdı. İşçisinden öğrencisine, emeklisinden ev kadınına, hatta çocuklarımıza kadar toplumun bütün kesimlerini mutsuzluğa ve umutsuzluğa sürükledi” dedi.