Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizini dokuz ay aradan sonra 100 baz puan indirerek yüzde 37’den yüzde 36’ya çekmesi, ekonomistlerin değerlendirmelerine konu oldu. ANKA Haber Ajansı’na konuşan uzmanlar, faiz indirimlerinin devam etmesi ihtimalini değerlendirirken dolarizasyon ve enflasyon risklerine dikkat çekti.
Ekonomist Prof. Dr. Yaşar Uysal, faiz indiriminin olası yan etkilerinin iyi hesaplanması gerektiğini belirterek düzenli faiz indirimi süreci için henüz erken olduğunu söyledi. Bankacılık ve finans uzmanı Prof. Dr. Şenol Babuşcu ise kararın piyasa faizlerine etkisinin sınırlı kalacağını ve birçok bankanın faiz oranlarında değişikliğe gitmeyebileceğini ifade etti.
“DÜZENLİ FAİZ İNDİRİMİ İÇİN HENÜZ ERKEN”
Ekonomist Prof. Dr. Yaşar Uysal, hem dünya hem de Türkiye ekonomisinin zorlu bir süreçten geçtiğini belirterek atılacak adımların sonuçlarının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Fon skandalı nedeniyle borsadan çıkışlar yaşandığını ve bu kaynakların güvenli, iyi getiri sağlayabilecek alanlara yönelme arayışına girdiğini kaydeden Uysal, altın ve döviz talebinin artabileceğine işaret etti.
Mevduat faizlerinin cazibesini kaybetmesi durumunda fiziki altın ve dövize talebin yükselebileceğini belirten Uysal, “Mevduat faizinin de cazibesini yitirmesi durumunda fiziki altına ve dövize talep artabilir. Altın talebi ithalat yoluyla dış ticaret açığında artışa yol açabilir, dövize yönelim ise kur artışlarını gündeme getirebilir” dedi.
DOLARDAKİ HER 1 LİRALIK ARTIŞA 540 MİLYAR TL’LİK DIŞ BORÇ UYARISI
Türkiye’nin dış borcunun yaklaşık 540 milyar dolar olduğunu belirten Uysal, döviz kurundaki yükselişin hem enflasyonu artırabileceğini hem de dış borç ödemelerine ek yük getirebileceğini söyledi.
Uysal, dolardaki her 1 liralık artışın dış borç ödemeleri açısından 540 milyar TL’lik ek yük anlamına geleceğini vurguladı. Yüksek petrol fiyatları nedeniyle olası kur artışlarının maliyet enflasyonunu da körükleyebileceğini belirten Uysal, kalıcı çözüm için ekonomik adımların yanı sıra politik, sosyal ve kültürel boyutları da kapsayan bütünsel bir programa ihtiyaç olduğunu ifade etti.
“ENFLASYON HEDEFİ TUTMAZ, FAİZLER TATMİN EDİCİ DÜZEYDE DÜŞMEZ”
Finans uzmanı Prof. Dr. Ramazan Aktaş, Merkez Bankası’nın 100 baz puanlık faiz indiriminin piyasa faizlerine son derece sınırlı yansıyacağını belirtti. Aktaş, konut, taşıt ve ihtiyaç kredilerinin faiz oranlarında değişiklik beklemediğini söyledi.
Merkez Bankası’nın sonraki toplantıda da faiz indirimine gidebileceği beklentisine değinen Aktaş, alım gücü düşen vatandaşların kredi talebinin faiz kararlarından beklenen ölçüde etkilenmeyebileceğini kaydetti.
Hükümetin 2027 yıl sonu enflasyon hedefinin yüzde 21 olduğunu hatırlatan Aktaş, uygulanan ekonomik programın mevcut gidişatı dikkate alındığında hedefin tutturulmasının ve faizlerin vatandaşları tatmin edecek seviyelere düşmesinin mümkün görünmediğini savundu.
Enflasyon düşmeden ciddi faiz indirimlerine gidilmesinin dolarizasyon sürecini hızlandırabileceği uyarısında bulunan Aktaş, bunun ekonomi ve piyasalar üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirtti.
Faiz indirimi kararının ardından borsanın yükselmek yerine yüzde 3 düştüğüne dikkat çeken Aktaş, “Yatırımcılar, belki de bu faiz indirimini ekonomide yeniden irrasyonel politikalara dönüş olarak algıladı ve buna tepki göstermiş olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
MEVDUAT FAİZİNDEKİ DÜŞÜŞE DİKKAT ÇEKTİ
Ekonomist Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz da politika faizinin yüzde 37’den yüzde 36’ya indirilmesinin mevduat getirilerine olası etkisini değerlendirdi.
Yılmaz, mevcut oranlar üzerinden hesaplanan yıllık bileşik faizin yaklaşık yüzde 44,75’ten yüzde 43,31’e gerilediğini belirtti. Yüzde 17,5 stopaj uygulandığı varsayımıyla net yıllık bileşik getirinin de yaklaşık yüzde 35,58’den yüzde 34,57’ye düştüğünü aktardı.
Hükümetin 2027 yılı sonu enflasyon hedefinin yüzde 21 olduğunu anımsatan Yılmaz, enflasyonun gerilemesi hâlinde söz konusu varsayımlar altında reel getirinin yüksek olabileceğini söyledi.
Ancak geleceğe güven veren bir ekonomik program bulunmaması veya programın güven kaybetmesi durumunda faiz kararının farklı değerlendirilmesi gerektiğini belirten Yılmaz; enflasyon hedefleri ile gerçekleşmeler arasındaki sapmalara, enerji fiyatlarındaki artışlara ve bu gelişmelere karşı alınan önlemlerin gecikmesine dikkat çekti.
MERKEZ BANKASI İLE EKONOMİ YÖNETİMİNİN ENFLASYON TAHMİNLERİ FARKLI
Yılmaz, Merkez Bankası’nın 2027 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 15 olarak açıklamasına karşın Orta Vadeli Program’da (OVP) bu oranın yüzde 21 olarak belirlenmesinin politika uyumu açısından açıklanması gereken bir farklılık olduğunu ifade etti.
Enflasyonun ana eğilimine ilişkin Merkez Bankası değerlendirmeleri ile Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden elde edilen sonuçların farklılaşması durumunda, bunun kullanılan göstergeler ve yöntemlerle ne ölçüde bağlantılı olduğunun açıklanması gerektiğini belirtti.
Gelişmiş ekonomilerde faiz artışlarının gündeme geldiğini, Türkiye’de ise fon dolandırıcılığı iddiaları gibi ekonomik güveni zedeleyen bir krizin yaşandığını kaydeden Yılmaz, politika uyumu ve güven ortamının oluşturulmasında sorunlar bulunduğunu söyledi.
Yılmaz, faiz indirimlerinde asıl gecikmenin, bu indirimleri mümkün ve sürdürülebilir kılacak politika zemininin oluşturulmasında yaşandığını belirterek yapısal adımların önemine işaret etti. Yılmaz, tartışmanın yalnızca faizlerin inip çıkmasına indirgenmesinin çözüm sağlamayacağını ifade etti.
KREDİ KOŞULLARINDA İYİLEŞME İÇİN 2027’NİN İKİNCİ YARISI İŞARET EDİLDİ
Bankacılık ve finans uzmanı Prof. Dr. Şenol Babuşcu, politika faizinin yüzde 37’den yüzde 36’ya düşürülmesinin piyasa faizlerine etkisinin ihmal edilebilir düzeyde kalacağını ve birçok bankanın faiz oranlarını değiştirmeyeceğini söyledi.
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun yılın son toplantısını 10 Aralık’ta yapacağını hatırlatan Babuşcu, faiz indirimlerinin devam etmesinin beklendiğini belirtti. Sonraki toplantıda da indirim yapılması durumunda bankaların kredi faizlerinde belirli ölçüde düşüş yaşanabileceğini ifade etti.
Babuşcu, “Ancak, bu düşüşler vatandaşın beklediği ve krediye erişim olanağı sağlayacak oranları elbette ki bulmaz. Her şey yolunda giderse, belki 2027 yılının ikinci yarısında daha uygun kredi koşulları gündeme gelebilir” dedi.




