Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, Edirne Cezaevi’nden tahliye edilmesinin ardından Diyarbakır’a gitti. Havalimanında çiçeklerle karışlanan Mızraklı, “Bu topraklara beraberce kan döktük, beraberce gözyaşı döktük. Bu kan ve gözyaşına toprak doydu. Artık bu toprağa barışı ekelim, onun rahmeti sevgiyle besleyelim ve bu topraklardan artık bereket fışkırsın. Şimdi ufkumuz budur” ifadelerini kullandı.
31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı seçilen Adnan Selçuk Mızraklı, 19 Ağustos 2019’da İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınarak yerine kayyım atanmasının ardından “terör örgütü üyeliği” ve “terör örgütü propagandası” suçlamalarıyla yaklaşık 7 yıldır tutukluluğun ardından tahliye edildi.
Edirne Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde öğle saatlerinde tahliye edilen Mızraklı, İstanbul’daki ziyaretlerinin ardından Diyarbakır’a geldi.
Hava yoluyla Diyarbakır’a ulaşan Mızraklı için karşılama programı düzenlendi. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ayşe Serra Bucak, DEM Parti milletvekilleri, belediye eş başkanları, çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile beyaz önlükleriyle meslektaşı doktorlar ve çok sayıda yurttaş tarafından karşılanan Mızraklı, Diyarbakırlılara Selahattin Demirtaş’ın selamını getirdiğini söyledi.
“BEN SENİ BURADA YALNIZ BIRAKMIYORUM, SENİN YÜREĞİNDE MİLYONLARIN YÜREĞİ VAR”
Havalimanında açıklama yapan Mızraklı, tahliye öncesi Demirtaş ile yaptığı görüşmeyi anlattı. Tüm arkadaşlarının serbest bırakılması çağrısında bulunan Mızraklı şunları söyledi:
“Bakın demin bu ceketimi arkadaşlar öperlerken ne dediler biliyor musunuz? ‘Senden hala bu vücudunda taşıdığın elbiseden Selahattin Demirtaş'ın kokusu geliyor" dediler. Arkadaşlar, kokularına, yüzlerine, seslerine hasret kaldığımız, başta hukuken ispatlı bir şekilde dışarıda olması gereken arkadaşlarımızın ötesinde, eğer kardeşlik hukuku devrede ise, eğer barış hukuku devrede ise, eğer geçiş dönemi adaleti devrede ise, eğer vicdana dayalı adalet devrede ise geleceği en güçlü şekilde kurabileceğiz. Zindandaki arkadaşlarımızın tamamı serbest kalmayıncaya kadar bizim boynumuz bükük kalacak. Bugün ayrılırken yoldaşıma, arkadaşıma, kardeşime, partimin genel başkanlığını yapmış ve hepimizin gönlünde yer etmiş arkadaşıma sarılırken dedim ki ‘Ben seni burada yalnız bırakmıyorum. Senin yüreğinde milyonların yüreği var. Milyonların yüreğini taşıyorsun. Milyonlar da senin yüreğini taşıyor.’ Bu böyle bir hakikat.”
“BU TOPRAKLARA BERABERCE KAN DÖKTÜK, BERABERCE GÖZYAŞI DÖKTÜK”
Konuşmasına çözüm sürecine değinen Mızraklı, “Bin yıllık kardeşliğe, tarihin geçmişine bir sürü göndermeler yapsak bile diyoruz ki beraber ekmek yedik” diyerek, şöyle devam etti:
“Bu topraklara beraberce kan döktük, beraberce gözyaşı döktük. Bu kan ve gözyaşına toprak doydu. Artık bu toprağa barışı ekelim, onun rahmeti sevgiyle besleyelim ve bu topraklardan artık bereket fışkırsın. Şimdi ufkumuz budur. Bunun için barış İmralı'da.. Ben ve arkadaşlarımızın birçoğu dedik ki eğer samimi olarak barışı istiyorsanız öncelikle tecridi kaldırın. İmralı'nın kapılarını açın. O zaman barış çok daha kolay, çok daha mümkün olacaktır. Bazı insanların, bazı çevrelerin o gün belki hani kendilerince siyasal programlarıyla örtüşük olmayan şeye bugün geldiler. Yok o gün gelmediniz, niye bugün geldiniz kavgasını verecek değiliz. Doğru yerde miyiz, doğru buluştuk mu, doğru yürümeye hazır mıyız, bunun için kararlı mıyız, bunun için inançlı mıyız, bunun için samimi miyiz bizim için geçerli olan odur. Biz yürekten karşımızdakiler, muhataplarımız, başkaları ne yaparlarsa yapsınlar bir büyük barış yürüyüşü başlamıştır.”
“HUKUK DIŞILIK DÜZENİNE GEÇİŞ TÜRKİYE'YE ÇOK ŞEY KAYBETTİRDİ”
Mızraklı, barış için samimiyet ve hukukun olması gerektiğin ifade etti ve şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Öcalan'ın 2025'in 27 Şubat'ında bu işin besmelesini okudu, ‘Bismillahirrahmanirrahim’ dedi. Besmelesini okudu, başladı ve akabinde attığı adımlarla barışın ne kadar gerekli olduğunu ortaya koyan, 2025'ten 2026'ya kadar atılan adımlarla da adeta Kur'an-ı Kerim'in yaprağını çevirdi ve Fatiha'sını okudu. Ben bugün arkadaşlar bir kere daha söyledim. Fatiha iki anlamlıdır İslam toplumunda... Bir anlamı gideni uğurlar. Öbür dünyaya uğurladıklarımıza Fatiha veririz. Ama bir de Fatiha'yı bir işe başlarken veririz. O yüreğimizdeki temizlikle ona inanarak bu Fatiha'yı veririz. Ve bu adımların hepsi bir bir cömertçe atılmış adımlardır. Ama bütün bunlar olmakla beraber şunu da hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Barış samimiyet istiyor dedim biraz önce. Ama barış hukuk istiyor arkadaşlar. Türkiye 2015'ten sonra kaybettiği, kaybettirilen o hukuku veya hukuk dışına çıkmayı bir rutin haline getiren, bir hukuk dışılık düzenine geçiş Türkiye'ye çok şey kaybettirdi.”
“BARIŞINI TESİS ETMEK, BİZLER GİBİ BU İŞİN EN FAZLA MAĞDURU OLMUŞLARIN DA AYNI ZAMANDA BORCUDUR”
Kalıcı bir barışı inşa etmek herkesin ortak amacı olması gerektiğini bildiren Mızraklı, şunları kaydetti:
“Ben kalkıp birileri gibi çok ayıp olan o Türkiye'nin iki trilyon üç yüz milyar dolar bilmem zararı oldu demiyorum. Eğer biz barışa güç verip barışa ses verip bir çocuğun bile hayatını kurtarabiliyorsak büyük değerli bir iş yapmışızdır. İnsan hayatları, insanların özlemleri, insanların ayrı düşmesinin bedelleri hiçbir şey parayla ölçülmez. Ben bir hekim olarak diyorum ki barış onarır, çatışma hırpalar, yıkar, sakat bırakır. Şimdi o yüzden barışı, inşa edici barışı, herkese ulaşan barışı, toplumun her kesimiyle kucaklaşan barışı, ayrım yapmayan sadece Türk'ün ve Kürt'ün değil, toplumun bütün ötekileştirilen kesimlerinin o barışını tesis etmek, bizler gibi bu işin en fazla mağduru olmuşların da aynı zamanda borcudur. Bu yolda yürümeye, bu yolda güç yetirmeye, bu yolu güçlendirmeye hepimiz zaten ant içmiş kişileriz.
“İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin verdiği kararlar uygulanmıyorsa bir kişinin meselesi olmadığını, bütün bir toplumun meselesi olduğuna dile getiren Mızraklı, “Bizler bu zindanlardaki haksız, hukuksuz tutulan o binlerce yoldaşımız, sürgünlerle tanışmış o binlerce, on binlerce arkadaşımız, beraberinde bu demokratik çözüm, demokratik toplum ve barış ekseninde Türkiye'ye akacak olan her türden bu halkın evladının huzur içinde gelebilmesi, güven içinde gelebilmesi için de hukukun güçlendirilmesi, hukukun güvenilir olması gerekiyor, öngörülebilir olması gerekiyor. Temennimiz odur. Bunun mücadelesini vereceğiz. Hiç kimse bu iş için bir adım atmazsa bile bizler bunun için bin adım da atarız, bin kilometre de yol yaparız diyorum.”
“ONU BİR AN ÖNCE O EDİRNE'NİN KAPISINDA SIRA OLUP İNŞALLAH ALACAĞIMIZ GÜNLER DE GELECEK”
Konuşmasında, Selahattin Demirtaş’ın selamlarını ileten Mızraklı, “Tabii boynumda bir şey var, farz var. Bir elçilik görevim var. Evet, hepinizin Selo canı, Selahattin Başkan, hepinize selamlarını, sevgilerini, özlemlerini gönderdi. Ben de ona bir söz verdim. Dedim ki önce sen çıkacaktın. Bu yanlış oldu, ben çıkıyorum, sen gençsin, sen önce çıkmalısın demiştim. Onu bir an önce o Edirne'nin kapısında sıra olup inşallah alacağımız günler de gelecek. Bütün yoldaşlarımızı eksiksiz kucaklayacağımız, birlikte yol alacağımız günler de gelecek” dedi.
“DAHA OKUYACAĞIMIZ, DAHA KAT EDECEĞİMİZ ÇOK AYETİ VAR BU İŞİN”
Mızraklı, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çözüm sürecine verdiği desteğe ilişkin yaptığı değerlendirmesine ise, “Şimdi bir el uzatıldı. O el öyle bir kavrandı ki bırakılmadı. Yani Sayın Bahçeli'nin uzatmış olduğu el, o iyilik eli öyle bir sıkı kavrandı ve bırakılmadı. Beraberinde, ilk verilen mesajlar, özellikle de İmralı Adası'ndan verilen ilk mesajların bu işin demokratik çözümü yönünde olmasıyla beraber bence Bismillahirrahmanirrahim denilmişti. Ama 27 Şubat bildirgesi ve sonrasından atılan adımlar da bu işin Fatiha’sını vermek oldu. Daha okuyacağımız, daha kat edeceğimiz çok ayeti var bu işin. Çok ayeti kerimesi var. Niye bu kadar kutluluk yükleyerek söylüyorum? Arkadaşlar, barış ve insanı yaşatmak zaten kendi başına kutlu bir olaydır. Kutsal bir olaydır. Biz bunun yolcularıyız. Buradaki bütün arkadaşlarım bunun emekçileridir, bunun yoldaşlarıdır” ifadelerini kullandı.