İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Ankara’daki Grand Mercure Otel’de düzenlediği “İyi Gelecek İçin Emek Çalıştayı”nın açılışına katıldı. Dervişoğlu, konuşmasında ekonomi yönetimi, enflasyon, işsizlik, kamu çalışanları, emeklilerin durumu ve fon krizine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Dervişoğlu, yanlış ekonomi yönetiminin vatandaşlara ödettiği bedelin ağır olduğunu belirterek, kamu gözetimindeki fon krizini Cumhuriyet tarihinin en büyük soygun olaylarından biri olarak nitelendirdi. İktidarın açıkladığı rakamlara göre 455 bin 758 vatandaşın birikiminin bir gecede belirsizliğe sürüklendiğini söyleyen Dervişoğlu, tasfiye sürecindeki fonların büyüklüğünün 800 milyar lirayı aştığını ifade etti.
Dervişoğlu, “Ben bu rakamı eskisiyle söyleyeyim 800 katrilyon. Buradan bir kez daha söz veriyorum: Bu işin peşini bırakmayacağız” dedi.
Çalıştaya Dervişoğlu’nun yanı sıra Türk-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Ergün Atalay, Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Aslan, Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Orhan Yıldırım ve Hür-Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu katıldı.
Etkinlikte Yeni Yol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, YENİ Parti Ankara Milletvekili Gamze Taşçıer, DEVA Partisi Ankara Milletvekili İdris Şahin ve önceki aylarda hak talepleriyle eylem yapan madenciler de yer aldı.
“ENFLASYON HEDEFİ YILIN YARISINDA ÇÖPE GİTTİ”
Konuşmasına ekonomik göstergeleri değerlendirerek başlayan Dervişoğlu, dünyanın büyük bölümünün pandemi sonrasında enflasyonu yüzde 2-3 seviyelerine indirdiğini, Türkiye’de ise yıllık enflasyonun TÜİK verilerine göre eylül ayında yüzde 29,73, ENAG verilerine göre yüzde 46,61 olduğunu söyledi.
İktidarın yıl için enflasyon hedefini yüzde 16 olarak belirlediğini hatırlatan Dervişoğlu, hedefin yılın yarısında geçerliliğini yitirdiğini savundu. Bu durumdan maaşlarını söz konusu hedefe göre alan işçi, memur ve emeklilerin etkilendiğini ifade etti.
TÜRK-İŞ’in eylül ayı verilerine de değinen Dervişoğlu, dört kişilik bir ailenin yalnızca mutfak masrafını karşılaması için gereken tutarın, yani açlık sınırının 37 bin 801 lira olduğunu belirtti. Net asgari ücretin 28 bin 75 lira olduğunu söyleyen Dervişoğlu, bu ücretin bir ailenin mutfak giderlerinin ancak dörtte üçünü karşılayabildiğini kaydetti.
Kira, elektrik, doğal gaz, okul ve ulaşım giderleri dahil yoksulluk sınırının 123 bin 130 liraya çıktığını belirten Dervişoğlu, bekâr bir çalışanın tek başına yaşama maliyetinin ise 48 bin 885 lira olduğunu ifade etti.
Dervişoğlu, bu rakamların “büyüyen Türkiye” söyleminin gerçek durumunu ortaya koyduğunu savundu.
“GENÇLERİMİZ BU ÜLKEDE GELECEĞİNİ GÖREMEDİĞİ İÇİN GİDİYOR”
İşsizlik verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, resmî işsizlik oranının yüzde 8,1 olduğunu, çalışmak istediği hâlde iş bulamayanlar, yarı zamanlı çalışmak zorunda kalanlar ve umudunu kaybederek iş aramaktan vazgeçenler de hesaba katıldığında geniş tanımlı işsizliğin yüzde 30,6’ya ulaştığını söyledi.
Gençlerde işsizliğin yüzde 14,5, genç kadınlarda ise yüzde 20’nin üzerinde olduğunu belirten Dervişoğlu, dünyada yapay zekâ çağında ortaya çıkacak meslekler tartışılırken Türkiye’de gençlerin iş bulabilmek için hangi kapıya, kimin referansıyla başvuracaklarını düşündüklerini ifade etti.
Gençlerin ülkede gelecek göremedikleri için yurt dışına gitmeye çalıştıklarını belirten Dervişoğlu, Türkiye’nin diğer ülkelerden ayrıştığı noktanın krizlerin yönetimi olduğunu savundu. Dünyada krizlerin kurumlar aracılığıyla yönetildiğini, Türkiye’de ise kurumların krizin bir parçası hâline geldiğini söyleyen Dervişoğlu, asıl nedenin 25 yıllık yönetim anlayışı olduğunu ileri sürdü.
İktidarın yıllardır işçiyle işvereni, üreticiyle tüketiciyi karşı karşıya getirdiğini savunan Dervişoğlu, fabrikası kapanan sanayicinin yanında işini kaybeden binlerce işçinin, kepenk indiren esnafın yanında ise o dükkândan geçimini sağlayan ailelerin bulunduğunu söyledi.
Türkiye’de üretimin neredeyse cezalandırılan bir faaliyet hâline geldiğini belirten Dervişoğlu, ticari kredi faizlerinin yüzde 40’ın üzerine çıktığını, sanayicilerin krediye erişmekte zorlandığını ve kredi kullanabilenlerin de faizleri kârlarından değil sermayelerinden ödemek zorunda kaldıklarını ifade etti.
Enerji ve ham madde maliyetlerinin yüksek olduğunu, vergi yükünün ağırlaştığını ve kur politikasının ihracatçıları zorladığını belirten Dervişoğlu, yılın ilk yedi ayında mahkemeler tarafından 3 bin 529 konkordato kararı verildiğini söyledi.
Tekstil, konfeksiyon ve inşaat sektörlerinde onlarca yıllık markaların konkordato talep ettiğini belirten Dervişoğlu; Denizli, Bursa, Kahramanmaraş ve Gaziantep’te üretimin durduğunu, fabrikaların Mısır, Özbekistan ve komşu ülkelere taşındığını ifade etti. Her kapanan fabrikanın yüzlerce işçinin geçimini ve binlerce ailenin geleceğini etkilediğini kaydetti.
“İKTİDAR TÜRKİYE’Yİ ASGARİ ÜCRET CEHENNEMİNE DÖNÜŞTÜRDÜ”
Türkiye’de asgari ücretin fiilen genel ücret hâline geldiğini savunan Dervişoğlu, mühendislerin, öğretmen adaylarının, hemşirelerin ve nitelikli ustaların da asgari ücretin biraz üzerinde ücretlerle çalışmaya zorlandığını söyledi.
Asgari ücret açlık sınırına yaklaşırken ortalama ücretlerin de asgari ücrete doğru gerilediğini belirten Dervişoğlu, bu durumun demokrasinin temel unsurlarından biri olarak nitelendirdiği orta sınıfı da ortadan kaldırdığını ifade etti.
Asgari ücretin insanların hayata başlayacağı bir basamak olması gerektiğini söyleyen Dervişoğlu, bugün ise milyonlarca insanın bu ücret seviyesinde kalıcı olarak yaşamak zorunda bırakıldığını savundu.
“KAMU ÇALIŞANI 5 MİLYONUN ÜZERİNE ÇIKMIŞTIR”
Kamu çalışanlarının durumuna da değinen Dervişoğlu, kamu istihdamının yalnızca kaç memurun görev yaptığı üzerinden değerlendirilemeyeceğini söyledi. Çalışanların hangi statüde istihdam edildiği, ne kadar ücret aldığı, işe nasıl alındığı, nasıl yükseldiği, emeklilikte hangi gelirle karşılaştığı ve örgütlenme hakkını ne ölçüde kullanabildiğinin de dikkate alınması gerektiğini belirtti.
2002-2026 dönemini bu ölçütler üzerinden değerlendiren Dervişoğlu, kamu istihdamının büyüklüğünün artmasının yanı sıra kamu personel sisteminin yapısının da önemli ölçüde değiştiğini ifade etti.
2002 yılında kamu kesiminde istihdam edilen kişi sayısının yaklaşık 2,7 milyon olduğunu belirten Dervişoğlu, 2026 yılının ikinci yarısı itibarıyla bu sayının 5 milyonun üzerine çıktığını söyledi.
Kamu istihdamındaki artışın tamamının yeni memur alımlarıyla açıklanamayacağını kaydeden Dervişoğlu, personel sisteminin de aynı dönemde değiştiğini ifade etti. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu kamu hizmetlerinin doğru yerde, doğru sayıda, doğru nitelikte ve adil bir personel sistemiyle sunulup sunulamadığının sorgulanması gerektiğini belirtti.
Dervişoğlu, 2026 yılı temmuz verilerine göre sendika mevzuatı kapsamında toplam kamu görevlisi sayısının 3 milyon 82 bin 768 olduğunu söyledi.
Eğitim ve sağlık hizmetlerinde çalışan kamu görevlilerinin toplam sayısının ise 2 milyon 171 bin 961 olduğunu belirten Dervişoğlu, kamu personeli politikalarının merkezine öğretmenlerin, sağlık çalışanlarının, sosyal hizmet çalışanlarının ve vatandaşlarla doğrudan temas kuran diğer kamu görevlilerinin yerleştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Dervişoğlu, kamu personeli politikasının aynı zamanda eğitim, sağlık ve sosyal devlet politikası olduğunu, nihayetinde vatandaşların devletten aldıkları hizmetin niteliğini belirlediğini kaydetti.
“EMEKLİ BİZİM GÖZÜMÜZDE KIDEMLİ VATANDAŞTIR”
Emeklilerin durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, devlete ömürlerini veren ve primlerini eksiksiz ödeyen emeklileri “kıdemli vatandaşlar” olarak gördüklerini söyledi.
En düşük emekli aylığının 23 bin 552 lira olduğunu belirten Dervişoğlu, milyonlarca emeklinin aylığının açlık sınırının yaklaşık 14 bin lira altında kaldığını ifade etti.
Dervişoğlu, geçmişte en düşük memur emekli aylığının en düşük memur maaşının yüzde 96’sına karşılık geldiğini, bugün ise bu oranın yüzde 43 seviyelerine gerilediğini söyledi. Yüksek prim ödeyen emeklilerle hiç prim ödemeyenlerin aynı gelir seviyesine yaklaştırıldığını savundu.
Adaletin herkesi en düşük gelir seviyesinde eşitlemek anlamına gelmediğini belirten Dervişoğlu, Türkiye’de emekli olmanın açlığa mahkûm edilmek ve bu durumdan kurtulabilmek için yeniden çalışmak zorunda kalmak anlamına geldiğini söyledi.
Emeklilerin mali hakları gündeme geldiğinde iktidarın kaynak bulunmadığını söylediğini belirten Dervişoğlu, kaynakların emekliler yerine iktidara yakın çevrelere, garantili projelere ve israfa ayrıldığını ileri sürdü.
“KEMER HEP AYNI BELDE SIKILIYOR”
Ekonomik tablonun sorumlusunun dış güçler veya faiz lobisi olmadığını savunan Dervişoğlu, Türkiye’yi çeyrek asırdır yöneten iktidarın uygulamalarını eleştirdi.
Son 25 yılda ülkenin bütçesini hazırlayan, vergileri koyan, faizleri belirleyen, asgari ücreti ve emekli aylıklarını açıklayan iktidarın mevcut tablonun hesabını vermesi gerektiğini ifade eden Dervişoğlu, sorunların nedeninin iktidarın tercihleri olduğunu söyledi.
İktidarın verimlilik yerine betonu, sanayi yerine rantı, üretim yerine ithalatı tercih ettiğini savunan Dervişoğlu, kamu-özel iş birliği projeleriyle ülkenin bugününün ve geleceğinin borçlandırıldığını ileri sürdü.
İşçi, memur ve emeklilere ayrılmayan kaynakların geçiş garantili köprüler ve otoyollar ile hasta garantili hastaneler üzerinden iktidara yakın çevrelere aktarıldığını iddia eden Dervişoğlu, “faiz sebep, enflasyon sonuç” yaklaşımıyla yürütülen politikaların maliyetinin hem emekçilere hem de işverenlere yüklendiğini söyledi.
Dervişoğlu, iktidarın kemer sıkma politikalarının yükünün sürekli alın teriyle geçinenlerin üzerine bırakıldığını, iktidar çevrelerinin, israfın ve iktidara yakın kesimlerin bu uygulamalardan etkilenmediğini savundu.
“EKONOMİ TARİHİNE KARA BİR SAYFA OLARAK GEÇMİŞTİR”
Fon krizine yeniden değinen Dervişoğlu, yanlış ekonomi yönetiminin vatandaşlara ödettiği bedelin ağır olduğunu belirterek olayın Türkiye ekonomi tarihine kara bir sayfa olarak geçeceğini söyledi.
İktidarın açıkladığı rakamlara göre 455 bin 758 vatandaşın birikiminin bir gecede belirsizliğe sürüklendiğini ifade eden Dervişoğlu, tasfiye sürecindeki fonların büyüklüğünün 800 milyar lirayı aştığını kaydetti.
Dervişoğlu, İYİ Parti olarak ihmali ve sorumluluğu bulunduğunu düşündükleri kişiler hakkında Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını belirtti. Dosyanın yalnızca birkaç fon yöneticisinin tutuklanmasıyla kapatılmasına ve ortaya çıkan maliyetin yeniden vatandaşların sırtına yüklenmesine izin vermeyeceklerini söyledi.
Dervişoğlu, “Bu işin peşini bırakmayacağız, milletimizin parasının çalınmasına göz yummayacağız” ifadelerini kullandı.
“SORUN KİŞİLERDE DEĞİL, DÜZENDE”
Çalışma hayatındaki sorunların mevcut sistem içinde kalıcı biçimde çözülemeyeceğini savunan Dervişoğlu, bir bakanın veya bürokratın değiştirilmesinin sistemdeki sorunları ortadan kaldırmayacağını söyledi.
Sorunun, kişileri her şeyin üzerinde tutan düzenden kaynaklandığını belirten Dervişoğlu, ücretlerin, faizlerin, vergilerin, atamaların ve denetim mekanizmalarının tek bir kişinin kararlarına bağlı olduğu bir sistemde işçilerin haklarının, işverenlerin yatırım kapasitesinin ve emeklilerin birikimlerinin güvende olamayacağını ifade etti.
İYİ Parti olarak parlamenter sisteme dönüşü yalnızca hukuki bir mesele değil, aynı zamanda geçim meselesi olarak gördüklerini söyleyen Dervişoğlu, Meclis’in bütçe hakkını etkin biçimde kullandığı, bağımsız kurumların liyakat esasına göre yönetildiği ve hükümetin her kuruşun hesabını verdiği bir düzenin işçilerin, emeklilerin ve sanayicilerin durumunu doğrudan etkileyeceğini kaydetti.
Dervişoğlu, “Aradığımız şey adalettir. Zira herkes bilir ki; adalet olmadan refah olmaz” dedi.
“EMEĞİ ESAS ALAN BİR YÖNETİM ANLAYIŞINI HÂKİM KILACAĞIZ”
Çalıştaydan çıkacak önerilerin Meclis’te kanun tekliflerine, bütçede değişiklik önergelerine ve sahada yürütülecek mücadele başlıklarına dönüştürüleceğini belirten Dervişoğlu, bütün emekçilere ve üreticilere seslendi.
İşçiler alın terlerinin karşılığını alana, fabrikalar yeniden üretime başlayana, tarlalarda bereket artana ve emekliler torunlarına gönül rahatlığıyla harçlık verebilene kadar mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.
İşçinin hakkının alın teri kurumadan verilmesi gerektiğine ilişkin öğüdün yüzyıllardır toplumun vicdanında yer aldığını belirten Dervişoğlu, Türkiye’de emeğin karşılığının liyakatsizlik nedeniyle kaybolduğunu savundu.
Bu hakkı geri almak için yola çıktıklarını ifade eden Dervişoğlu, mücadelelerinin adaletin, emeğin ve milletin mücadelesi olduğunu söyledi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır” sözünü hatırlatan Dervişoğlu, vatan sevgisinin çalışarak, üreterek, liyakati esas alarak ve sorumluluk bilinciyle hareket ederek gösterilmesi gerektiğini ifade etti.
Atatürk’ün bu anlayışını devlet yönetiminin merkezine yeniden yerleştireceklerini belirten Dervişoğlu, görevini hakkıyla yapan, emeği ve başarıyı esas alan bir yönetim anlayışını hâkim kılacaklarını söyledi.





