CHP Sözcüsü Zeynel Emre, 31 Mart yerel seçimlerinden bu yana CHP’nin birinci parti olma durumunun devam ettiğine işaret ederek “Bize katılın, gelin, üye olun, bu mücadeleyi birlikte verelim, geleceği birlikte tasarlayalım. Burada en önemli şey umut. Kimse umudunu kaybetmesin. Çünkü çok yakınız. O sandık gelecek. İstediği kadar insanlara baskı yapsınlar, tutuklasınlar, sindirmeye çalışsınlar. Bu yolculuğu sonu belli. Bu yolculuğun sonu iyi. Biz hep birlikte dayanışmayla, cesaretle bu ülkeyi aydınlığa çıkartırız ve 86 milyonun hak ettiği şekilde, bu güzel coğrafyada çok güzel bir iktidarı hep birlikte kurabiliriz” dedi.
CHP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, partisinin Bakırköy İlçe Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi.
Gazeteci Alican Uludağ'ın tutuklanmasını değerlendiren Emre, tutuklanmasına gerekçe ne gösterildiğine itinayla baktıklarını, hakikaten bir hakaret, dezenformasyon, yaptığı yanlış bir şey var mı diye baktıklarını belirterek, "Hakkında tutulan tutanağa baktığımız zaman hakikaten ülkedeki demokrasi anlayışının her geçen gün kötüleştiği tabloyu, bu vesileyle bir kez daha görmüş oluyoruz. Son bir yıl içerisinde yapmış olduğu paylaşımlar, yürüyen haksız soruşturmalara işaret etmiş, bunları haber yapmış. ‘Saray rejimi’ demiş, bunu suç unsuru gibi göstermişler. Yani bu yaşadığımız olay biten saray rejimi değil de ne? Ülkedeki rejim değişti, bu bir gerçek. Anayasa ile değişti. Ve içinde bulunduğumuz durumda böyle kaotik bir durum ortaya çıktı. Cesur bir şekilde bunları haber yapmış" diye konuştu.
"Son altı yılda gazetecilere yönelik 3 bin 480 ayrı yargılama yapıldı”
Bu vesileyle ülkedeki medya özgürlüğünün geldiği noktaya işaret etmek istediğini söyleyen Emre, son altı yılda, 3 bin 480 ayrı olayda gazetecilere yönelik yargılama yapıldığını, 420 gözaltı, 145’i tutuklama ile sonuçlandığını aktardı. Zeynel Emre, şöyle devam etti:
"Bu rakamlara baktığınız zaman neredeyse her gün bir buçuk-iki gazeteciye kadar gazeteci tutuklanıyor. Eğer sağlıklı işleyen bir düzen, bir demokratik düzen, bir devlet düzeni istiyorsanız kuvvetler ayrılığının olması yanında, dördüncü kuvvet denilen medya özgürlüğü şarttır. Çünkü medya sayesinde şeffaflık olur, denetim olur, yolsuzluğun önüne geçersiniz, halk haber alır olan bitenden. Aksi halde ülke bir baskı rejimine tamamen kavuşur. Biz de bir yapısal baskılama sistemi oluştu. Hukuki baskıların yanında ikinci olarak ekonomik baskılar var. Basın İlan Kurumu eliyle Anadolu'da çok seslilik bitirildi. Her yıl 100 gazete kapatılıyor. Birkaç yıl önce bin 500 olan gazete sayısı şimdi 600’lere inmiş durumda. Ki ülkedeki en büyük medya kuruluşu ne dediğimizde bugün itibarıyla TMSF, yaklaşık 151 gazete, dergi, medya kuruluşuna el konuldu ve TMSF eliyle, bizzat iktidar eliyle yönetiliyor. Son dönemde en çarpıcı örneklerden biri gördük dosyayı, casusluk iddianamesi, bomboş. TELE 1 bu haliyle gasp edilmiş durumdadır.
Üçüncüsü fiziksel ve psikolojik baskınlar. Yani şafak operasyonları, ailesi yanında, eziyet etmeler, korkutmalar... Son olayda kıyafetlerinin dahi giymesine izin verilmedi. Bir başka meselemiz, dijital sansür. Bu ne demek? Bir olay gerçekleşiyor. Deprem oluyor, büyük bir toplumsal olay oluyor, bir kaza oluyor, bir maden faciası oluyor. Bu acaba nasıl önlenebilir, zararı nasıl giderebiliriz diye düşünceden önce hemen bakıyorsunuz saniyeler içinde yayın yasağı geliyor. İktidara uzanan her habere erişim engeli geliyor.
Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun hesapları defalarca kapatıldı. Ortadaki usulsüzlükleri haber haline getiren İstanbul İddianamesi internet sitesi ve X hesabı erişime engellendi. Bu haliyle baktığımızda uluslararası tabloda çok kötü bir noktaya geldik. Bugün itibarıyla Türkiye 180 ülke içinde 159’uncu sırada. Sınır Tanımayan Gazeteciler Kuruluşu’nun verilerine göre, Basın Özgürlüğü Endeksi’nde artık tamamen özgür olmayan ülkeler sınıfında görülüyoruz. Ülkemiz bunu hak etmiyor. CHP iktidarında basın özgür olacak, RTÜK iktidar sopası olmaktan çıkacak, erişim engellerini kaldıracağız, Basın İlan Kurumu’nu şeffaf ve adil hale getireceğiz. Türkiye bu tabloyu hak etmiyor."
"Cumhur İttifakı'nın Öcalan ile görüşmeler yaptığı bir ortamda Ahmet Özer ne yapmış”
Zeynel Emre, CHP'li belediyelere yönelik operasyonların, baskıların son bir yıldır devam ettiğini, bunların en başında, tutuklanan ve yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in geldiğini aktardı. Bu dosyada 6 yıl 3 ay mahkumiyet kararı verildiğini, mahkemenin gerekçeli kararını açıkladığını hatırlatan Emre, şunları kaydetti:
"İnanın, titizlikle inceliyoruz CHP olarak. Hele hele böyle bir dönem içerisinde, yani iktidarın, bizatihi Cumhur İttifakı'nın Öcalan ile görüşmeler yaptığı, dağdaki PKK'lılarla ilgili düzenlemelerden bahsettiği, umut hakkından bahsettiği, PKK'lıların nasıl bir yaşam süreceğine ilişkin hazırlıklar yaptığı bir ortamda, Ahmet Özer ne yapmış da 6 yıl 3 ay hapis cezası almış? 2016 yılında Diyarbakır Cezaevi'nde bir arama oluyor. Bu aramada 2010 yılında kim tarafından hazırlandığı belli olmayan bir görüşme tutanağı var. Orada Ahmet Özer yok. Abdullah Öcalan ile bazı HDP milletvekillerinin görüşmesinde heyet diyor ki ‘Mersin Üniversitesi'nde Ahmet Özer var. Bazı akademisyenler kendisine ulaştı.’ O günkü koşullarda görüşlerine başvurmak için ulaştı. ‘Evde ele geçirilen bir kısım kitap, belge, bilgi...’ Yasak olmayan kitaplar nasıl delil sayılır? Hangisi hakkında toplatma kararı var? Hangi kitap? Hangi belge? Somut olarak gösterilecek ‘Şu yasaklı kitaptır. Biz bunu toplatıp imha ettik’ diyeceğiniz hangisi var?
"HTS kayıtlarını suç unsuru olarak gösteremezsiniz”
Son dönemin yaygın uygulaması, gizli tanık beyanı. Kimin tarafından söylendiği belli olmayan, tutarsız, anlamsız, içeriği belli olmayan telefon görüşmeleri, HTS kayıtları. Bu ülkede bir akademisyen, bir siyasetçi farklı çevrelerden insanlar tarafından aranır. Bugün 600 milletvekili ve bakanlar dahil HTS kayıtlarına bakın hepimizin. Dünya kadar arayan vardır. Cezaevlerinden ararlar bizi, izinli çıkar ararlar. Bir suç unsuru olarak gösteremezsiniz. Tüm bunlar ortadayken ama dosyada da başka bir şey yok. İsteyen gitsin, baksın, incelesin, anlatsın. Bütün bunları gerekçe göstererek 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Aslında en büyük amaçlardan biri Esenyurt Belediyesi, yetki sınırları içerisinde sahip olunan rantı kullanmak. Biliyorsunuz orası sanayi bölgesi, binlerce fabrikanın olduğu bir alan, bütçesi oldukça büyük, geniş bir alan. Oradaki rantı kullanmaya devam etmek istiyorlar. Bu çok açık. Belediye Başkanımızın masumiyetine inanıyoruz. Umarım, bir üst mahkemede bu ortaya çıkar ve bir an evvel görevine döner."
"Polis memurlarımızın intihar sayısı çarpıcı bir noktada”
Son dönemde çarpıcı gelişmelerden birinin de polis intiharları olduğunu, polis memurlarının intihar sayısının çarpıcı bir noktaya ulaştığını belirten Zeynel Emre, 2024 yılında, 74 polis memurunun intihar ederek yaşamına son verdiğini, 2025 yılında ise bu sayının 93’e yükseldiğini bildirdi.
CHP SÖzcüsü Emre, "2026’ya geldiğimizde ise şu ana kadar 11 polis memuru hayatına son vermiş. Önemsemek lazım bu rakamları. Burada yaşam söz konusu, burada kolluk kuvvetlerinin çalışma şartları, psikolojik durumu, özlük hakları, aile ortamı söz konusu. Neden polisler ülkede intihar eder? Çünkü uzmanlardan dinliyoruz, araştırıyoruz. Ekonomik sıkıntılar, duygusal kırılmalar, mobbing, liyakatsizliğe dair atamalar, yani 16 saat çalışma olur mu? İzinleri kullanmakta zorlanıyorlar. Sürekli değişen vardiyalar, aile ve sosyal hayat bağlarını zayıflatıyor. Bununla birlikte de tabii kurum içi baskı en başta gelen sebepler olarak görülüyor. Tabii ülkemizde birçok meslek kolu, memurlar çok düşük maaşlar alıyor. Haliyle bu kadar ağır sorumluluk altında, stres altında görev yapan polis memurları da hem ekonomik kaygı, sıkıntı hem de çok zor çalışma koşulları nedeniyle intihar ediyor" şeklinde konuştu.
"16 saat çalışma koşullarıyla verimli bir dönemin geçirilmesine imkan yok”
Zeynel Emre, bu konuda yapılması gerekenlere parti programında yer verdiklerini belirterek, şunları söyledi:
"Bir defa insan onuruna yakışır çalışma koşulları olması lazım. Bu kadar uzun izinlerin kaldırıldığı, 16 saat çalışma koşullarıyla verimli bir dönemin geçirilmesine imkan yok. İkincisi demokratik güvenlik anlayışı. Yani hizmet içi eğitimlerle demokratik güvenlik anlayışına uygun kapasite artırımı yapılması lazım. Üç; liyakat ve tarafsızlık. Her branşta olduğu gibi olmazsa olmaz. Yurttaşlarımızın ülkeye güvenini zedeleyen bir şey. Dört; dünyada örnekleri var, bizde niye polis sendikası yok? Polis sendikasının kurulması sağlanacak. Polisin haklarını savunacak, çalışma koşullarını iyileştirecek, sesinin duyulmasını sağlayacak bir sendika olacak. Beş; Emniyet Teşiklatı Personel Kanunu kurulacak. Bu kanun çalışma saatlerini düzenleyecek, özlük haklarını güvence altına alacak, kariyer planlamasını netleştirecek, disiplin süreçleri ve psikososyal destek mekanizmalarını sağlayacak. Aksi halde çok kritik bir pozisyonda görev yapan bu ülkenin memurlarının o ortam içerisinde verimli bir şekilde çalışması da söz konusu olmaz. Bu intihar vakalarının her biri bir dram, bir ailenin yok oluşu demek. Bunların önüne geçemezsiniz.”
"TÜİK kaybolan çocukların sayısını 10 yıldır neden açıklamıyor”
Konuşmasına, Epstein Belgeleri’ne değinerek devam eden Emre, şunları kaydetti:
"Bu kadar çarpıcı bir durum varken bunun Türkiye ayağıyla ilgili sorular soruyoruz, ilgili bakanlara yazılı sorularımızı gönderdik. Türkiye'de herhangi bir çocuğumuz bu ağ kapsamında yurt dışına götürüldü mü, peşine düşüldü mü? Burayla ilgili finansal hareketleri, MASAK raporları var mı? İlgili bakanlıklar soruşturma makamlarından bilgi talep etti mi? Sizde yürüyen bu soruşturmalarla ilgili Türkiye ayağında biz açık kaynaklardan ve basından duyduklarımız dışında kimler var? Kayıp çocuklarla ilgili bir politika üretmemiz lazım. Ama bir yerde politika üretebilmeniz için bir konuyla ilgili önce sağlıklı veriye sahip olmanız lazım. TÜİK rakamlarına güvensizliğimizi, çelişkileri, başta enflasyonla ilgili olmak üzere ifade ettiysek de yine de TÜİK rakamlarına bakmamız lazım. Peki iktidar ne yaptı? 2016’ya kadar ülkedeki kayıp çocuk verisini TÜİK açıklıyordu. 2016’dan beri, yani son 10 yıldır bu rakamlar açıklanmıyor. Niye açıklanmaz bu rakamlar? Madem bu ülkenin çocukları güvende, kaybolmuyorsa TÜİK bu rakamları açıklamayı niye durdurdu?
"Kayıp çocukların yüzde 88’i 13-18 yaş arasında, büyük çoğunluğu da kız çocuğu”
En son açıklanan rakamlara göre, 2008-2016 verisi, toplam 104 bin 531 çocuk kaybolmuş. Bunların yaklaşık 59 bin 435’i kız çocuğu. Bu rakamların kontrol edilmesi lazım. Çünkü TBMM’nin yaptığı araştırmada diyor ki ‘1997-2022 yılları arasında Türkiye'de toplam 27 bin 594 kayıp var. Bunların 25 bin 937’si bulunmuş, bin 657 çocuğun akıbeti bilinmiyor.’ Kaybolan çocukların ne kadarı geri bulunmuş, ne kadar sağlıklı bir şekilde yaşamını devam ettirmiş? Kayıp çocukların yüzde 88’i 13-18 yaş arasında, büyük çoğunluğu da kız çocuğu. Gerek bu olaylarda, gerek yakın dönemde yaşadığımız deprem gibi olaylarda çok sayıda çocuğun kaybolduğuna yönelik haberler yayıldı. Bunların ne kadarı doğru, ne kadar yanlış bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir gerçek var, dünyada büyük bir skandal patlak verdi. Her ülkeyi uzantılarından bahsediliyor. Bizim ülkemizde ismi geçenler var. Bu ismi geçenler ‘Antalya'da bir otelde intihar etti’ denilen bir çocuğun babasının söyledikleri var. Tüm bunlar orta yerde duruyor. Biz bunlar yokmuş gibi davranamayız. Adı geçen kimseler ve bunun dışında ilgili makamlardan muhakkak istenmesi lazım.
"Neden acele kamulaştırma? Acelesi olan milyarlarca dolarlık ranta ulaşmak isteyen firmalar”
CHP Sözcüsü Emre, seçim malzemesi olarak görmeyip de geleceği, çocukları düşünerek hareket edilmesi gereken başlıklardan birinin de doğa ve çevre konusu olduğunu söyledi.
Bunun bir seçim malzemesi yapılmaması gerektiğini belirten Emre, son günlerde 233 bin futbol sahası büyüklüğündeki alanın, maden ruhsatına açıldığını hatırlattı. Emre, Erzincan İliç faciasının hafızalarda durduğunu, İliç'teki ağır kusurlu şirketlerin, bu sefer Artvin'deki 35 kilometrelik alanda siyanürlü altın madeni projesini başlattıklarını ifade etti. Zeynel Emre, "Aynı insanlar, aynı firmalar, aynı yandaşlar... Kamuya sınırlı pay veriliyor. Çevresel riski falan kimsenin düşündüğü yok. Milyarlarca dolarlık rant, iktidara yakın bu şirketlere aktarılıyor. Doğamız talan ediliyor. Akbelen'de acele kamulaştırma kararı, niye acele? Kimin için acele? Halk için mi, vatandaş için mi, çocukları için mi, çiftçi için mi, köylüler için mi? Acelesi olan o milyarlarca dolarlık ranta ulaşmak isteyen oradaki ilgili firmalar. Toplamda da 1 buçuk milyonluk zeytin ağacının yok olmasına sebebiyet verecek bir düzenleme. Yeni açılan maden sahalarında İzmir Bergama'da, UNESCO Küresel Jeopark A adaylığına devam eden bir bölge. Granit ocağı projesine ÇED olumlu kararı verdi. Son dönemdeki büyük projelerde ÇED'in olumlu karar vermediği zaten bir olay görmüyoruz. Önce kaz, talan et, sonra bakarız anlayışıyla iş işten geçmiş oluyor" değerlendirmesini yaptı.
"Genel Başkanımızın onayıyla bir Su Kurulu oluşturduk"
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin, ÇED olumlu kararın iptali ve yürütmenin durdurulması için İzmir İdare Mahkemesi'nde dava açtığını, bunu takip ettiklerini anlatan Zeynel Emre, şöyle konuştu:
"Bu rant, yağma denetimsizliğin çocuklarımızın geleceğini çaldığını bir kez daha ifade edelim. Evet, doğadan faydalanmak lazımdır. Biz CHP olarak diyoruz ki doğayı koruma alanlarını rant baskısından kurtarmamız, milli parkları, tabiat parklarını, sulak alanları, biyosfer rezervlerinin sayısını arttırmak durumundayız. Genel Başkanımızın onayıyla bir Su Kurulu oluşturduk ve ilk toplantısı 11 Şubat tarihinde Genel Merkezimizde gerçekleştirildi. Altı kişilik bir teknik ekip ülkemizdeki olası riskler ki su olmazsa olmaz ve rakamlar gelecek açısından kaygı verici görülüyor, ciddi şekilde araştırıp, takip edip yapılması gerekenleri kamuoyuyla paylaşacağız.
Büyük bir baskı ortamında yaşıyoruz, büyük bir sınavdan geçiyoruz. Böyle dönemlerden nasıl geçeriz dediğimizde önce dayanışma, korkmadan, cesaretle, siyasetçisi, aydını, düşünürü her türlü riski göze alıp ülke için, gelecek için, çocuklarımız cesaretle sesimizi çıkartacağız. Çünkü biz biliyoruz ki en son seçimde biz birinci parti olduk. O tarihten bugüne kadar halk desteği bizimle. Birinci parti olma özelliğimizi devam ettiriyoruz. O nedenle diyoruz ki bize katılın, gelin, üye olun, bu mücadeleyi birlikte verelim, geleceği birlikte tasarlayalım. Burada en önemli şey umut. Kimse umudunu kaybetmesin. Çünkü çok yakınız. O sandık gelecek. İstediği kadar insanlara baskı yapsınlar, tutuklasınlar, sindirmeye çalışsınlar. Bu yolculuğu sonu belli. Bu yolculuğun sonu iyi. Biz hep birlikte dayanışmayla, cesaretle bu ülkeyi aydınlığa çıkartırız ve 86 milyonun hak ettiği şekilde, bu güzel coğrafyada çok güzel bir iktidarı hep birlikte kurabiliriz. Yeni isimler, yeni kurumlar, yeni kişiler, yeni kurallarla Türkiye, dünyada çok önemli bir noktaya gelebilir. Lütfen, cesaretle bize katılın. Bulunduğumuz yerlerdeki eylemleri, etkinliklere gelin. İlçe başkanlıklarımızın, il başkanlıklarımızın çağrılarına kulak kabartın. Üye olun. Bu mücadeleyi hep birlikte verelim."