CHP lideri Özgür Özel, Cumhuriyet'in sorularını yanıtladı. Özel, yeni çözüm süreci komisyonunun ortak raporunun giriş bölümüyle ilgili de “Giriş kısımlarındaki dili biz yazsak öyle yazmazdık. Biz raporda esas teknik kısımların, yapılması gereken demokratikleşme adımlarına önem veriyoruz” dedi.

İşte Özel'e yöneltilen sorular ve Özel'in verdiği yanıtlar...

- İBB Davası’nda ilk hafta geride kaldı. Gerilimler yaşandı, yasaklar oldu. Duruşmanın ilk haftasını nasıl değerlendirirsiniz?

Davada böyle bir ortamı bekliyordum. Ama ortamı yaşayınca çok ağrıma gitti. Adalet arıyorsunuz. Dışarıdan duyanın kulağını tırmalayacak iddialar var, arkadaşlar bir yıldır yargılanmayı bekliyor. Ekrem Başkan gibi kişisel olarak hukukumun iyi olduğu, Türkiye için bir hayali paylaştığımız bir arkadaşım orada; aylardır zulmedilen insanlar orada... Nihayet mahkeme gelince elbette iyi bir şeyle karşılaşmayı beklemiyorduk ama ‘41 tane ağır ceza mahkemesinden birine düşecek, o da 40 olacak’ dediler. Zaten burada gönlün çürüyor. İki tane yeni hakim yolladılar, bir yıl 9 ay deneyimli... Fiilen 20 yıl geçmeden İstanbul Ağır Ceza’da o kürsüye oturtmazlar. Normalde böyle bir mahkemede toplam kıdemin 70 yılı aşması lazım. Burada toplam kıdem 10 yıl 8 ay. Cezaevi kampüsünde bir mahkeme salonu... İlk dakikadan cübbesini koltuğunun yanında giyen, ‘Ekrem otur, Ekrem kalk’ diyen bir tavır, adaletten yana bir bakış görmeyince bu beni psikolojik olarak olumsuz etkiledi. FETÖ yargılamaları zamanında yıllarını orduya, gazeteciliğe vermeye çalışan insanlar kendilerini anlatmaya çalışınca, onlara ‘Biz sizlerle evvelden beri kavgalıyız, şimdi elimize geçirdik’ diye bakan bir yaklaşım vardı. Şimdi aynı yaklaşımı gördüm, üzüldüm ve hırslandım. Soma Davası’nda da bütün suçu neredeyse madencilere yıkıp herkesi serbest bıraktıklarında böyle hırslanmıştım. Bir de Ergenekon’da genelkurmay başkanından suç örgütü lideri çıkardıklarında böyle hırslanmıştım. Bir de şimdi bu süreçte... O iki günün sonunda oradan hırslanarak, çalışma için biraz daha motive olarak çıktım.

Şamil Tayyar AKP'deki rahatsızlığı ifşa etti! Erdoğan'a yaklaştırmıyorlar...
Şamil Tayyar AKP'deki rahatsızlığı ifşa etti! Erdoğan'a yaklaştırmıyorlar...
İçeriği Görüntüle

‘DÜŞMAN HUKUKU UYGULUYORLAR’

- Orada insanların yakınlarına bile el sallamasının engellenir hale geldiği bir durum oluştu. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Tayyip Erdoğan da aynı suçlamalarla karşılaştı, yargılandı. Hapse girmesi gerektiğinde telefonla davet edilene kadar belediye başkanlığı görevini sürdürdü. Şimdi tutuksuz yargılamayı terk edip, olmayacak bir sebepten tutukluluk kararı verilmiş. Bu sırada İmamoğlu’nun resmini panolardan indiriyorlar. Hatta resmiyle miting meydanına giren gençleri engellemeye çalışıyorlar. Bunu yapan kafa ‘El sallayamazsın’ diyor. Tutukluluk dediğiniz mevzu özgürlüğü kısıtlamaktır. Tutuklu diye birine işkence yapamazsınız. ‘Bu düşman ve acı çekmeli’ diyorlar. Düşman hukuku uyguluyorlar. ‘Reis size çok kızgın, biz de canınızı yakacağız’ mantığındalar.

‘NORMALDEN UZUN MİTİNG OLACAK’

- 18 Mart için bir miting hazırlığınız var. Hazırlıklar nasıl devam ediyor?

Bu 99. mitingimiz olacak. Hangi gün yapalım diye düşündük. Bizim İstanbul’daki miting günümüz normalde çarşamba. O da 18’ine geliyor. 18 Mart’ta diploma iptali olmuştu. 19’unda da gözaltı oldu. Bu nedenle 18’i akşamı yapmayı düşündük. Normalden daha uzun bir miting olacak. Şu ana kadar mitinglerimizde kim konuştuysa, onları temsilen üniversite öğrencileri, aileler, ben, İstanbul İl Başkanımız, Mansur Yavaş, katılmaları halinde başka partilerden gelecek genel başkanlar, sendika temsilcileri, yıl boyunca şarkılarını dinlediğimiz isimler olacak.

‘RAPORUN GİRİŞİNİ ÖYLE YAZMAZDIK’

- Çözüm süreci komisyonunun raporu açıklandıktan sonra CHP, raporun giriş bölümüyle ilgili sorunlu bir dil olduğundan söz etti. Bu bir çekince midir? CHP rapora nasıl bakıyor?

Bu bir uzlaşı metni. Uzlaşı metni ortak katların en küçüğüdür. Tüm partilerin önem verdiği hususların içinde yer alması için uzun uzun çalışıldı. Giriş kısımlarında fahiş rahatsız edici şeyler olduğunda itiraz ettik. Esas ağırlığımızı yedinci bölüme verdik. Giriş kısmı bir kere okunacak ama yedinci bölümün satır satır uygulanması gerekiyor. Biz olmasak yedinci bölüm olmayacaktı. Komisyon adında ‘demokratikleşme’ olmayacaktı. Giriş kısımlarındaki dili biz yazsak öyle yazmazdık. Biz raporda esas teknik kısımların, yapılması gereken demokratikleşme adımlarına önem veriyoruz. Yoksa giriş kısmı biz yazsak kullanacağımız, benim kullanacağım ifadeler değil. Ama yasamaya yönelik kısım kıymetli.

‘BAŞKA BİRİNE KAYBETTİREBİLİR’

- ABD kasım ayında seçime gidiyor. Trump’ın burada ‘topal ördek’ olması muhtemel gözüküyor. Ona yönelik Türkiye’de bir erken seçim, ekim ayında olacak bir seçim bekler misiniz?

Erken seçimi istiyorum ama beklemiyorum. Çünkü bu şartlar altında yapılacak bir seçimi Erdoğan kaybedecek. Daha sonra yapılacak bir seçimi bence daha fena kaybedecek. Trump’ın seçim kaybetmesi, Trump’a kendini angaje eden, meşruiyeti ondan alan Erdoğan açısından psikolojik olarak bir kayıp olacak. Şu an yapılacak bir seçimi kazanıyor olsa erken seçim yapar ama kazanamıyor gözüktüğü için 2027’nin sonbaharında planladıkları bir seçime gideceklerini düşünüyorum. Hatta orada da kaybediyorsa, zamanında bir seçim yapıp, Erdoğan aday olmaksızın kendi kaybetmek yerine bir başka adayla kaybedebileceklerini öngörüyorum. Kazanacak durumda olsa bir baskın seçim beklerim. Ama bugün seçmen davranışları, anket sonuçları, sahada gördüğümüz insanların gözünden ateş fışkırıyor.

‘TRUMP'A TABİYET İÇİNDE BİR DURUM VAR’

- Ortadoğu’da devam eden ABD, İsrail-İran savaşını nasıl değerlendirirsiniz? Türkiye’nin bu süreçteki tavrını nasıl buluyorsunuz?

İran meselesine ilkeli bir yerden karşı çıkmak lazım. Venezüella’da olduğu gibi. İran’ın demokratik yönetilmesini en çok biz istiyoruz ama burada Trump ve Netenyahu’nun dünyaya dikte etmeye çalıştıkları yeni bir düzen var. ‘İstediğimiz lidere, ülkeye saldırırız. Ülkeleri istediğimiz kişilere yönettiririz’ diyorlar. Buna karşı çıkmak lazım. Bugün hükümetin yaptığı en büyük yanlış burada. Belki bu tutumu kendi yararına görüyorlar ve ‘Trump Türkiye’de de beni istiyor’ diyorlar. ‘Trump’ın yeni dünya düzeni iktidarımı kalıcılaştırır’ diye düşünüyorlar. Birleşmiş Milletler fikrine sahip bir ülke Türkiye. Üçüncü Dünya Savaşı olmasın diyen bir düzene katkı veriyor. Bu düzenin en önemli savunucusu olması gerekirken şimdi bunu terk ediyor. Ben Erdoğan karşıtlığı üzerinden tutumunu eleştirmem. Türkiye; Ukrayna-Rusya savaşında taraf olmamalıydı, olmadı. İran’daki tutumunu doğru bulsam söylerim. Ama bugün söylenmesi gereken: ‘Bu dayattığınız yeni dünya düzeni doğru bir düzen değil, uluslararası hukuk olmadan olmaz.’ Bunun yanında İran’ın parçalanma planları, rejimin değiştirilmeye çalışılması... İran’da bir istikrarsızlık en çok bize zarar verir. Yeni bir göç dalgası Türkiye’nin kabul edebileceği bir şey değil. Modern dünya ile Türkiye doğru bir pozisyona geçebilse hem İran’ı demokrasiye hem de ABD’yi uluslararası hukuka davet edecek verimli bir diyalog içinde olabilir. Ama maalesef bir Trump’a tabiyet ve Netenyahu ile kayıkçı kavgası dışında bir şey görmüyorum.

‘ACEMİCE BİR SÜRECİN İÇİNDEYİZ’

- Savaşın ekonomik etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konuda sorumlu bir muhalefet olarak uyarılar yaptık. Az daha brent petroldeki fiyat artışını pompaya yansıtıyorlardı. Şimdi dörtte biri yansıyor, o bile enflasyonist sonuçlar çıkaracak. Bence eşel mobil sistemini dörtte dört uygulamak lazımdı. Tamamını ÖTV’den karşılamak lazımdı. Bütün zammı yansıtsa her şeye zam gelecek ve Türkiye’de gelen zammın gittiği nerede görülmüş? Geçen sene 19 Mart’ta yaşattıkları şoku bu kez öngörüsüzlükten yaşatacaklardı. Bizim Ekonomi Eş Güdüm Konseyimiz var. O gün olağanüstü toplanıp bana bir rapor ilettiler. ‘Mutlaka eşel mobil sistemine geçilmeli’ dediler. Bütün konuşmamı buna ayırdım. O gece uygulamadılar, ertesi gece dediğimizin dörtte üçünü uyguladılar. Bu bile büyük işbilmezlik. Gübre meselesinde yaşananlar büyük öngörüsüzlük. Hürmüz Boğazı’yla ilgili ne olacağını Genel Başkan Yardımcımız Yankı Bağcıoğlu söyledi. Yani yetersiz ve hazırlıksız bir durum var. Dış politikada zaten ‘monşerler’ diyerek reddettiği bir bakış var. ‘Ben bilirim’ diyor. ‘Ben bilirim’ diye iş yapana daha çok sesi çıkan biri ‘Ben bilirim’ deyince, ‘Sen bilirsin’ demeye başlıyor. Sorunumuz, Erdoğan’ın Trump’a ‘Sen bilirsin’ diyor olması. O yüzden hazırlıksız, öngörüsüz, kötü, acemice yönetilen bir sürecin içindeyiz.