2026 yılı yaklaşırken kademeli emeklilik tartışmaları yeniden gündeme geldi. Özellikle EYT’den yararlanamayan ve 2000 sonrası sigortalı olan çalışanlar, olası bir düzenleme için Meclis’in adımlarını yakından takip ediyor.
Kademeli emeklilik, sigorta başlangıç tarihine göre yaş ve prim şartlarının daha esnek hale getirilmesini öngören bir model olarak tanımlanıyor. Amaç, mevcut sisteme göre daha erken emekli olabilmenin önünü açmak ve çalışanlar arasında oluşan farkları azaltmak.
HANGİ GRUPLAR UMUT BAĞLIYOR?
Bu düzenleme en çok, 8 Eylül 1999 sonrası sigorta girişi olan ve EYT kapsamı dışında kalan çalışanlar tarafından talep ediliyor. Söz konusu kesim, prim ve yaş farkının adaletsiz olduğunu savunuyor.
MECLİS’E SUNULAN TEKLİF TARTIŞMALARI CANLANDIRDI
CHP tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan kanun teklifi, kademeli emeklilik konusunu tekrar kamuoyunun gündemine taşıdı.
TEKLİFTE NE ÖNERİLİYOR?
CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, 1999–2008 arası sigortalı olanların kademeli emeklilikten yararlanmasını, ayrıca esnaf ve memurlar için prim gün sayısının düşürülmesini önerdi. Akay, 1999 öncesi ve sonrası arasında oluşan prim ve yaş farkının ciddi bir eşitsizlik yarattığını vurguladı. Ancak teklif, bugüne kadar Meclis gündemine alınmadı.
UZMANLAR TEMKİNLİ
Ekonomi ve sosyal güvenlik uzmanları, taleplerin giderek arttığını belirtiyor. Bununla birlikte sosyal medyada dolaşan “kesin tarih” iddialarına temkinli yaklaşılması gerektiğini ifade ediyorlar.
HÜKÜMETTEN AÇIKLAMA
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, emeklilik sisteminde köklü bir değişiklik planlanmadığını ve mevcut şartların devam edeceğini açıklamıştı.
SEÇİMLER TABLOYU DEĞİŞTİREBİLİR Mİ?
Sosyal güvenlik uzmanlarına göre kademeli emeklilik şu an hükümetin gündeminde değil. Ancak EYT sürecinde görüldüğü gibi, toplumsal baskı ve siyasi takvim, ilerleyen yıllarda ve özellikle seçim dönemlerinde konunun tekrar masaya gelme olasılığını artırıyor.
2026’DA DURUM NE OLACAK?
Özetle 2026 itibarıyla kademeli emeklilik için atılmış somut bir adım bulunmuyor. Yine de artan kamuoyu baskısı ve siyasi dinamikler, konunun tamamen kapanmadığını gösteriyor.




