15 Temmuz darbe girişimi; Türkiye'nin son 10 yılda yaşadığı en önemli olaylardan biri. Ancak Yargıtay’ın bozma kararından sonra 1 yıldır yeniden görülen Genelkurmay Çatı Davası’na medyanın ilgili yok denecek kadar az. Darbe girişimi davalarını en iyi takip eden gazeteci ise Müyesser Yıldız. Duruşmada yaşananları tarihe not düşen Yıldız, 12punto'daki "Saray darbeyi kimden öğrendi?.. Atama listeleri nerede hazırlandı?" başlıklı yazısında davada son yaşananları aktardı.
Yıldız'ın yazısı şöyle:
Yargıtay’ın bozma kararından sonra 1 yıldır yeniden görülen Genelkurmay Çatı Davası’nda sona gelinirken; “darbeciyim” itirafında bulunan tek isim olan eski tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş, 15 Temmuz’un istihbarat açığı vermeleri ve Saray’ın planı öğrenmesi nedeniyle başarısız olduğunu belirterek, “Saray nasıl öğrendi? Bir numaralı şüpheli Hulusi Akar ve yakın ekibi.” dedi. Sözde sıkıyönetim direktifi ve atama listelerinin altında ismi bulunan, dönemin Genelkurmay Başkanlığı General-Amiral Şube Müdürü eski kurmay albay Cemil Turhan ise atama listelerinin Saray’da hazırlandığını duyduğunu söyledi.
Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşma salonunda görülen davanın dünkü celsesinde, geçen hafta yarım kalan savunmasını tamamlayan Gökhan Şahin Sönmezateş, Erdoğan’ı almak üzere gittiği Marmaris’te yaşananları anlatmaya devam etti. Kendilerinin öldürdüğü iddia edilen iki polisten birisinin bıçakla, diğerinin pompalı tüfekle öldürüldüğünü belirten Sönmezateş şunları kaydetti:
“Burada bir de özel silah bulundu. Bu silah bize ait olmadığı gibi, Emniyet ve TSK da kabul etmedi. Biz Marmaris’te ateş altındayız, Genelkurmay Harekat Merkezi uyuyor. Akıncı’daki hiçbir tape kaydında Marmaris’ten bahsedilmiyor. Yönetici diyerek ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdiğiniz kimsenin Marmaris’ten haberi yok. yönetici dierek kimsenin Marmaris’ten haberi yok. O iki polisin faili meçhul. Eski bir istihbaratçı olarak bildiklerimi söyleyeceğim; Türkiye’de 90’lardan itibaren önemli faili meçhuller yaşandı. Hala da faili meçhul. Eğer bu faili meçhuller dönemindeki Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı, Özel Kuvvetler Komutanına gitmiyorsanız, failleri bulmak istemiyorsunuz demektir.”
"15 TEMMUZ NEDEN BAŞARISIZ OLDU?"
Sönmezateş, darbe işine başarılı olacağı için girdiğini ve bu yüzden “15 Temmuz niye başarısız oldu?” sorusunun cevabını aradığını vurgularken de şöyle konuştu:
“Muhalif medya dahil herkes halkın Erdoğan için sokağa dökülmesinin, Ergenekon-Balyozcuların Erdoğan için kahramanca mücadele etmesinin, Zekai Aksakallı’nın Semih Terzi’yi öldürtmesinin ve O.K.’nın MİT’e gitmesinin darbenin başarısız olmasını sağladığını söylüyor. Bunlar benim için hamaset. Bu hikâye halka anlatılır, ama bana değil. En kritik konu, planın deşifre olmasıdır. İstihbarat açığı vermişiz. Hem Saray hem MİT aylar öncesinden konudan haberdar. Saray nasıl öğrendi? Bir numaralı şüpheli Hulusi Akar ve yakın ekibi. Sonraki çözülme Abidin Ünal ve Bülent Bostanoğlu’nun da katılmasıyla oldu. Belli ki, korkmuşlar, bizi satmışlar. Başarısızlığın ikinci sebebi; plan dışına çıkılmasıdır. Plan, ne olursa olsun Erdoğan’ın alınmasıydı. O alınmadan, kimse alınmayacaktı. O alınmazsa, başarısız olacağımızı biliyorduk. Çiğli’deyken Boğaz Köprüsü’nde olanları görünce, ‘Bunlar kim?’ dedim. Hâlâ anlam veremiyorum. Planda yok. Ankara’da uçakların uçması; bunlardan sonra git al, nasıl alacaksın? Komutanlar sizi satarsa, tüm plan deşifre olursa, her adımınız içerden MİT’e aktarılırsa başarısız olursunuz tabi, ne bekliyorsunuz ki?”
"YAŞAR GÜLER KÜFRETTİ"
Sönmezateş, geçtiğimiz günlerde Tümosan Konyaspor-Fenerbahçe maçı sırasında stadın üstünden savaş uçağı ve helikopter uçurduğu için merkeze çekilen 3. Ana Jet Komutanı Tümgeneral Mete Kuş’la ilgili olarak ise şu iddiayı dillendirdi:
“Eski FETÖ’cü, cemaatçi. Onlardan ayrılıp Erdoğan’ın tarafına geçen biri. 15 Temmuz’dan önce bana geldi, ‘İstihbarat başkanlığı yaptınız. FETÖ’yle mücadele için Saray’da kurulan merkezde çalışır mısınız?’ dedi. Yaşar Güler izin verirse, çalışacağımı söyledim. Sonra Yaşar Güler’e anlattım. Mete Kuş’a küfrederek, ‘Hayır, gitmiyorsun’ dedi ve bana teşekkür edip, gerisini halledeceğini söyledi.”
KANDIRILDIK MI KANDIRILMADIK MI?
15 Temmuz’a para veya makam için değil, ülke yönetimindeki kötü gidişata son vermek için katıldığını bildiren ve “Kendinizce idealler belirler ve başarısız olursanız bedelini ödersiniz. Ben de bu bedeli ödüyorum. Hapse gireceğimi düşünmemiştim.” diyen Sönmezateş, şöyle devam etti:
“Aradığım nihai gerçek ve tek merak ettiğim şu: gerçekten kandırıldık mı kandırılmadık mı? Erdoğan’la ilgili yolsuzluk iddiaları doğru değilse, hapiste olmam haktır. Bunu bilmiyorum. Ama muhalefetten kimsenin de sesi çıkmıyor. Akın Gürlek’le ilgili iddia topu topu 10 milyon dolar. Ben 450 milyon dolardan bahsediyorum.”
Sönmezateş son olarak, genel affın kendileri yüzünden çıkarılmadığının konuşulduğunu belirterek şunları söyledi:
“Kendi adıma hiçbir şekilde af beklentim yok. Adli, siyasi, Gezi tutukluları ve AİHM’in hakkında karar verdiklerinin af kapsamına alınması şartıyla, böyle bir genel aftan yararlanmayacağım konusunda dilekçe vermeye hazırım. Dönersem, namerdim. Yeter ki diğer mağduriyetler, zulümler bitsin.”
Sönmezateş’in avukatı Nevra Hükkamoğlu da kovuşturmanın genişletilmesine ilişkin tüm taleplerinin reddedildiğini, delillerin toplanmasından hukuka aykırı olarak kaçıldığını bildirerek, “Tarafsız ve bağımsız bir mahkemede savunma yapma hakkımızı saklı tutmak kaydıyla heyeti sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum.” demekle yetindi.
SAVUNMALAR BİTTİ SON SÖZLERE GEÇİLDİ
Sönmezateş’in savunmasıyla birlikte tüm sanıkların esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmaları tamamlanmış oldu ve son sözlerin alınmasına geçildi.
Mahkeme Başkanı, sanıkların Hulusi Akar, Yaşar Güler, Hakan Fidan, Zekai Aksakallı, Şirin Ünal, binbaşı O.K., gizli tanık Abdullah kod gibi isimlerin tanık olarak dinlenmesi başta olmak üzere tüm taleplerinin oybirliğiyle reddedildiğini açıkladıktan sonra, son sözler için eski general Erhan Caha’ya son sözlerini sordu. Caha beyanda bulunduktan sonra avukatlar, savcının salonda olmadığına dikkat çekti. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, “Savcı geldikten sonra baştan alıyoruz.” dedi. Savcı geldikten sonra da Başkan alınan ara kararları, Erhan Caha ise son sözlerini tekrarladı.
LİSTELER SARAY'DA MI HAZIRLANDI?
Diğer bazı sanıkların son sözleri şunlar oldu:
Gökhan Şahin Sönmezateş: “İlk ifademden bu yana, 10 yıldır söylediklerime ekleyecek bir şey yoktur.”
Cengiz Aydın: “Örgüt mensubu, FETÖ’cü değilim. Komutanlarımın verdiği emirleri yerine getirdim. Delilleri toplayıp savcıya teslim ettim. Birliğimden hiç kimse tutuklu değil. Aleyhime tanık veya gizli tanık ifadesi yok. Tahliye vermenizi bekliyorum.”
Serkan Sağ: “Birkaç fotoğraftan yargılanıyorum, ama bu fotoğraflarla ilgili gerekli inceleme yapılmadı. Fotoğraflardaki kişi ben değilim, Özcan Kurt. Bu nasıl Özcan Kurt sevgisi, korumasıdır; anlayamadım.”
Akın Öztürk: “İlk ifademde ne söylediysem, bugün de aynı. Hiçbir fark yok. Yurtta Sulh Konseyi yöneticisi olmadığımı anlatmaya çalıştım. Tüm mahkemeler böyle bir konsey olmadığını kabul ettiği halde, olmayan konseyin üyesi olmadığımı ispatlamaya çalıştım. Zaten FETÖ üyeliği konusunda bir suçlama yok. Derdimi BM’ye anlattım; fakat bizim adli, idari makamlardan duyan yok. Milliyetçilik, dindarlık gibi birçok kavramın içi boşaltıldı; bari “Adalet mülkün temelidir” sözünün içi boşaltılmasın.”
Abdulvahap Berke: “Biz içeri girdiğimizde Mehmet Akif Ersoy, ‘Islah olsunlar’ demişti. İnşallah kendi ıslah oluyordur.”
Abdurrahim Aksoy: “FETÖ diye bir terör örgütü yoktur, hiç de olmamıştır. FETÖ’yü ilk Doğu Perinçek, paralel devleti de ilk Abdullah Öcalan kullandı. Bu, ikisinin ortak yapımıdır. 15 Temmuz yozlaşmış, yolsuzluk altında ezilmiş olanların TSK ve Türk Milleti’ne kurduğu bir tuzaktır. Buradan çıkacağımızdan ve itibarımızın iade edileceğinden şüphem yok. Bu kumpası kuranlar Meriç’ten kaçacak.”
Abdurrahman Aydoğan: “ÖKK mensubuyum. Balistik raporlarıyla da silah kullanmadığımız ortaya çıktı. Ama o gece 4 bin mermi kullanan iki polise bir şey sorulmadı. Darbe diyorlar da; arkasındaki Hulusi Akar, Zekai Aksakallı, Hakan Fidan’a kimse bir şey sormuyor.”
Bünyamin Tuner: “Savunmamı dinlemeye tahammül etmediniz, son sözlerimi nasıl dinleyeceksiniz? Hukukun gereğini yapmanızı bekliyoruz.”
Cemal Turgut: “Gülistan Doku olayında Tunceli Valisinin yaptığını, Genelkurmay Başkanı ve emrindekiler yaptı. Kahramanmaraş’ta okula saldıran öğrencinin nasıl ana-babası görevlerini yapmadığı için tutuklandıysa, darbenin içinde olmasa bile Genelkurmay Başkanından da sorumluluğu nedeniyle hesap sorulması gerekiyor.”
SÖNMEZATEŞ'E ETKİN PİŞMANLIK ÇAĞRISI
Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Daire Başkanı’yken, 15 Temmuz’da Etimesgut Zırhlı Birlikler Okul Eğitim ve Tümen Komutanlığı’nı işgâl edip tankların sokağa çıkma emrini vermekle suçlanan eski tuğgeneral Ahmet Bican Kırker ise son sözlerinde hem Gökhan Şahin Sönmezateş’i hem de iktidarı ağır ifadelerle suçladı.
Duruşmaya Diyarbakır Cezaevi’nden SEGBİS’le katılan Kırker, darbeden yargılanan bazı komutanlar ile Sönmezateş hakkında, “Sözün bittiği yerden geldiğimiz için Mustafa Özsoy, Yıldırım Güvenç, Metin İyidil başta olmak üzere bu büyük komplonun hiçbir mağdurunu suçlamamaya çalıştım. Gökhan Şahin Sönmezateş her dönem millete karşı kurulan komplolarda yer aldığını itiraf etti. Şark kurnazlığı yapıyor.” dedikten sonra Sönmezateş’in salonda olup olmadığını sordu.
Mahkeme Başkanı’nın, “Ne önemi var? Salonda değil.” cevabı üzerine Kırker, “Kendisini şiddetle kınıyorum. Kendisini, ilgililerden özür dilemeye ve etkin pişmanlıktan yararlanmaya davet ediyorum.” diye konuştu.
Kırker devamında, TSK’nın iç savaş çıkarma planını canı pahasına önlediğini, 15 Temmuz muamması çözülmedikçe Türkiye’nin, Türk Milleti’nin ve Orta Doğu’nun huzura kavuşamayacağını anlatıp, Erdoğan’ı ve iktidarı ağır ifadelerle eleştirerek, “Anayasa Mahkemesi’nin bypass, Anayasa’nın da paspas edildiği yerde Anayasayı ihlalden söz edilemez.” deyince de Mahkeme Başkanı, “Tamam. Siyasi konuşmayın diyorum, peş peşe sıralıyorsun. Son söz böyle olmaz.” uyarısında bulundu.
Kırker ise, “Anlamadan, dinlemeden nereye? Size selamet diliyorum. Engizisyon mahkemesine taş çıkartan mahkemeniz, hakkımda beraat kararı verse bile kabul etmiyorum.” karşılığını verdi.
LİSTELER SARAY'DA MI HAZIRLANDI?
Dünkü celsede son sözünü söyleyen son isim, sözde sıkıyönetim direktifi ve atama listelerinin altında ismi bulunan, dönemin Genelkurmay Başkanlığı General-Amiral Şube Müdürü eski kurmay albay Cemil Turhan oldu. Atama listelerini kesinlikle kendilerinin hazırlamadığını, bunu MİT’in, özellikle Sadık Üstün’ün hazırladığını düşündüğünü bildiren Turhan, “Sadık Üstün’e sorulmuş. Doğru, yanlış - bilemem; ama onun da listeyi kendilerinin değil Cumhurbaşkanlığı’nın hazırladığını söylediği kulağıma geldi.” dedi.
DAHA ÖNCEKİ YAZILARINDA DA DAVAYI AKTARMIŞTI
Yıldız 11 Mayıs'taki yazısında da şunları yazmıştı...
'KOMUTANLARIMIZ BİZİ BİRKAÇ EV VE BİRKAÇ MİLYON DOLAR SATTI'
15 Temmuz darbe teşebbüsü davalarında, “Ben darbeciyim, ama FETÖ’cü değilim.” itirafında bulunan tek isim olan eski Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş, şimdiki belediye operasyonlarında olduğu gibi yüzlerce, binlerce insanın değil, sadece Erdoğan ile 8-10 kişinin tutuklanıp yargılanmasının planlandığını iddia etti. Bu planlamayı ise Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanının yaptığını, ancak 15 Temmuz’a 3-4 ay kala tek tek Saray’a davet edilmelerinin ardından geri çekildiklerini öne süren Sönmezateş, “Bu görüşmelerden sonra hepsi birdenbire zenginleşti. Ev, para sahibi oldular. Bugün ülkemizin bu adamlar tarafından yönetilmemesi bir şans. Birkaç ev, birkaç milyon dolara sattılar bizi.” dedi. Sönmezateş, bir ülkenin Cumhurbaşkanını almaya gittiği ve başarısız olduğu halde neden öldürülmediğine şaşırdığını da kaydetti.
Yargıtay’ın kısmi bozma kararından sonra Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşma salonunda yeniden görülen Genelkurmay Çatı Davası’nda esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasını yapan Gökhan Şahin Sönmezateş, “FETÖ’cü” olmadığını tekrarlarken, ayrıca konunun bu değil, 15 Temmuz günü ile öncesi ve sonrasına ilişkin gerçekler olduğunu vurguladı.
'PLANLAMA EYLÜL 2015'TE BAŞLADI'
Sönmezateş, savunmasına şöyle başladı:
“FETÖ diyorsak eğer, Fetullah Gülen öldü, Türkiye’de FETÖ kalmadı. Öyleyse niye başı her sıkışan; rüşvetten, yolsuzluktan, dolandırıcılıktan, hatta mafyadan yargılananlar ‘FETÖ’ diyor? Ben sıradan bir insanım, ölene kadar hapiste kalacağımı biliyorum. Her şeyimi kaybettiğimi de kabul ediyorum. Konuşmalarımdan dolayı aileme, çocuklarıma, arkadaşlarıma hatta avukatıma bile zarar geleceğini kabul ediyorum. Ne korkum var ne de yalan söylemeye ihtiyacım. 15 Temmuz’dan önce devletin her kademesinde görev yaptım, 10 yıldır da hapisteyim. Utancım, bizden önce binlerce insan işkenceye maruz kalmışken gösterdiğimiz duyarsızlıktır. Bizden önce de varmış, ama bize yapılınca duyduk. Sıra bana geldiğinde, hatta kızlarım da işkence görünce, bunlara itiraz ettiğim için özür diliyorum.”
Sönmezateş, yargılamalarda itiraz ettiği şeyin, yaptığı fiilden değil yapmadıklarından cezalandırılması olduğunu belirtirken de 15 Temmuz planlamasına ilişkin şu iddialarda bulundu:
“Açık ve net söylüyorum; komutanlarım tarafından bana verilen görev, emniyet ve adalet mekanizmasını ele geçirip bu mekanizmaları kendisi için kullanan ve yolsuzluklarla anılan Erdoğan’ın alınmasıydı. Tüm yaptığım buydu. ’15 Temmuz’u kim planladı, esas sorumluları kim?’ sorusunun cevabını, devletin kritik kademelerinin bildiğini düşünüyorum. Onlara söz verdiğim için sustum, ama Muğla’da hapisteyken MİT’ten üç personel geldi; soruları vardı, cevaplarını aldılar. Ondan bir hafta önce kızlarım çırılçıplak aranmıştı. ‘Bunu yaptınız, şimdi benden yardım mı istiyorsunuz?’ dedim. ‘Biz yapmadık’ cevabı verildi. O soruya dönersek; Hulusi Akar’ın 15 Temmuz’daki pozisyonu bolca tartışıldı, ama konuyu sadece onun üzerinden tartışmak hata olur. En başından itibaren dört kuvvet komutanı işin içinde ve başındaydı. Kuvvet komutanları genelde kibirli olur, ama Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’ın hiçbir kibri yoktu. Hulusi Akar’ın gölgesi gibiydi, ne derse onu yapardı. Abidin Ünal ile Hulusi Akar arasında ismi konulmamış bir mücadele vardı. İkisi de birbirlerine karşı profesyoneldi, ancak kapalı kapılar arkasında birbirlerinin kuyusunu kazardı. Abidin Ünal’ın en büyük hayali Hava Kuvvetleri Komutanı, sonra da ilk havacı Genelkurmay Başkanı olmaktı. Bu zaafıydı. Genelkurmay Başkanı olsa Cumhurbaşkanlığını da isterdi. Jandarma Genel Komutanı Galip Mendi dürüst bir asker ve komutandı. 15 Temmuz’dan 8-10 ay önce, Eylül 2015’te Hava Kuvvetleri Komutanı ve Deniz Kuvvetleri Komutanı kendi aralarında darbe konusunda fikir birliğine varmıştı. Ama Hulusi Akar kararsızdı. En büyük tereddüdü Galip Mendi’ydi. Çünkü dünya görüşleri, Balyoz-Ergenekon’daki tutumları farklıydı. İçlerinde en tutarlı, mert olan Galip Mendi’ydi. Adam satmaz, ikircikli davranmazdı. O süreçte Balyoz-Ergenekon’dan ders alınarak plan seminerleri yapılmadı. Hep yüz yüze, güvenli ortamlarda görüşüp dar bir kurmay heyetiyle çalıştılar. Özetle birbirlerini tarttıklarını, aşağıya doğru sondaj yaptıklarını, Erdoğan’ın durdurulması konusunda ortak hareket ettiklerini söylüyorum. Zaten darbe olabilmesi için Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanının bir olması şarttı ve 15 Temmuz’dan önce bu sağlanmıştı.”
'EVET KONSEY VARDI AMA 38 KİŞİ DEĞİLDİ'
Gökhan Şahin Sönmezateş, sözde Yurtta Sulh Konseyi’yle ilgili olarak da şunları anlattı:
“15 Temmuz’da bir konsey ya da Yurtta Sulh Konseyi var mıydı? Evet, vardı; fakat iddianamelerde yazdığı gibi, 38 kişilik konsey değil. Planlamalardaki konsey, aynen 12 Eylül’deki gibi, Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanından ibaretti. Delil dosyasındaki bir mesajda Hulusi Akar’ın adı yazmıyor mu? Akın Öztürk veya Sönmezateş yazmıyor. 38 kişilik liste çalakalem, gerçek konseyi gizlemek için Hulusi Akar ve destekçileri tarafından yeniden organize edildi. Hulusi Akar ve dört kuvvet komutanının o geceki davranışlarına bakıldığında, darbeyi desteklemedikleri görülüyor. Diğerleri yüzde 100 ama Hulusi Akar için öyle değil, hepsi ağız birliği etmişçesine bir darbe olduğunu anlamadıklarını, geç anladıklarını söylediler. 8-10 ay geriye gidelim; gizli toplantılar yaptılar, ama son 3-4 ay içinde çok şey değişmiş gözüküyor. Hepsi tek tek, ayrı ayrı Saray’a davet edildiler, görüşmeler yapıldı. Büyük ihtimalle, darbe planının içinde olup olmadıkları sorulmuş ve geri çekilmişlerdir. Bildiğim, bu görüşmelerden sonra birdenbire hepsi zenginleşti. Ev, para sahibi oldular. Şu kuvvet komutanlarının birinci derece yakınlarıyla birlikte mal varlığına bakılsın. Hulusi Akar son 1 yılda birkaç mülkün sahibi oldu. 15 Temmuz’dan 1 yıl önce ev aldığı için parası kalmayan Abidin Ünal, Nisan-Mayıs’ta yeni bir ev aldı. Milyon dolarlık hesabı oldu. Zekai Aksakallı da öyle. 15 Temmuz’da neden mi kelepçelendiler? Onlar darbe için yola çıkıp bizi motive ederken, zenginleştiler. Biz astlarda onlara karşı güven kalmamıştı. Birkaç ev, birkaç milyon dolar için bizi ortada bırakmak üzere gizli gizli düşmanla anlaşmışlardı. Bu komutanların yanı sıra Ahmet Zeki Üçok ve Cihat Yaycı’nın mal varlıklarının araştırılması için dilekçe verdim; ama kabul edilmedi. İftira etmiş olsam beni mahkemeye verirlerdi, vermediler. Buyursun versinler; hepsinin son 15 yıllık MASAK raporlarını alalım. O geceki tavırlarına bakalım. 15 Temmuz başarısız olursa, ‘Bakın, biz içinde yokuz.’ diyeceklerdi, öyle de oldu. Başarılı olunsaydı, ‘Evet çocuklar, nerede kalmıştık? Haydi ülkeyi düzeltelim.’ diyeceklerdi. Bugün ülkemizin bu adamlar tarafından yönetilmemesi bir şans. Birkaç ev, birkaç milyon dolara sattılar bizi.”
DARBE İÇİN NEREYİ ADRES GÖSTERDİ?
Bundan sonra TSK’nın darbe yapamayacağını kaydeden Sönmezateş, “Çünkü bugün generaller kendi aralarındaki sohbette bile darbe şakası yapamaz. Üstelik generallerin arasında MİT’in ve Saray’ın adamları varken, sızma olmaması mümkün değil. Darbenin en önemli ayağı MİT ve Jandarma’dır. Ancak bunlar da artık TSK’nın kontrolünde değil. Peki kim darbe yapabilir? İçişleri Bakanı ve MİT birlikte hareket ederse, kimse durduramaz.” dedi.
Sönmezateş; Balyoz, Ergenekon ve askeri casusluk kumpaslarının gerçek olduğu iddiasını tekrarlarken de şunları söyledi:
“Onların yargılanması da aynen şimdi İstanbul Büyükşehir Belediyesi yargılamaları gibi Erdoğan’ın emriyle olmuştur. İrticayla mücadele eylem planı da doğruydu. Dursun Çiçek benim gibi kendisine verilen görevi yaptı. Tüm işaretler bu belgenin Şirin Ünal tarafından sızdırıldığını gösterince Ünal emekli edildi; ancak hemen AKP’nin korumasına girip milletvekili olunca Ergenekon, Balyoz ekibi ona dokunamadı. Askeri casusluk, Yaşar Güler bunları herkese izletti, daha neyin kafasını yaşıyoruz? Hani ‘15 Temmuz’dan sonra TSK FETÖ’den temizlendi; Atatürkçü, Kemalist subaylar döndü’ deniyor ya... Sanki ben Mustafa Kemal’in askeri değilmişim gibi. Peki Kara Harp Okulu’ndaki teğmenler atıldığında bu Atatürkçü subayların, generallerin, amirallerin sesi çıktı mı?”
"SADECE ERDOĞAN VE 8-10 KİŞİ ALINACAKTI"
Savunmasının devamında 15 Temmuz’a ilişkin iddialarını sürdüren Sönmezateş, bu tarihin belirlenmesinde, dönemin İzmir Başsavcıvekili Okan Bato’nun operasyon hazırlığının herhangi bir ilgisi olmadığını belirtirken şöyle konuştu:
“15 Temmuz tarihi önceden belliydi. Konu tarih değil gündü, Cuma olacaktı. Çünkü araya hafta sonu girecek, piyasalar minimum etkilenecek, ilk şok rahat atlatılacaktı. Bu bir tür polisiye operasyondu. Onların yapmadığını, biz TSK yapacaktık. Çünkü çok küçüktü, Erdoğan ve 8-10 kişiydi. Belediye operasyonları gibi yüzlerce, binlerce kişi alınmayacaktı.”
Sönmezateş bu sözlerinin devamında, “Para konusunun küçümsenmemesi gerekiyor. Rüşvet, yolsuzluk, kokuşmuş yönetim; milyon doları olmayan bakan, kritik görevde general yok.” diyerek birçok ismi sıralayınca Mahkeme Başkanı, “Dava dışındaki kişiler hakkında konuşuyorsun. Aşağılayıcı, suçlayıcı, ‘Mahkemeye versin’ falan... Bunlar dava dışı, böyle bir yargılama usulümüz yok. Bundan sonra dikkat edin.” uyarısında bulundu.
Sönmezateş de, “Ben bu yolsuzluklar yüzünden bu işe girdim. Hapisteyim, bedelini ödüyorum. Ama uyarınız ve size saygımdan dolayı bazı şeyleri atlıyorum.” karşılığını verdikten sonra “kozmopolit” diye nitelendirdiği sanıklar hakkında bildiklerini anlattı.
"AKAR DARBECİ DEĞİLSE BİZE NEDEN 'KONUŞMAYIN' TALİMATI VERİLDİ"
15 Temmuz’dan dolayı orgeneral rütbesinde sadece Akın Öztürk’ün içerde olduğunun sanıldığını, oysa 2. Ordu Komutanı Adem Huduti’nin de tutuklanıp cezalandırıldığını hatırlatan Sönmezateş şöyle devam etti:
“İstihbarat dokümanlarına göre; Adem Huduti sosyal demokrat, Akın Öztürk ülkücü. Keşke Türk mahkemelerinde yemin etmek gibi bir seçenek olsa. İki çocuğumun üzerine yemin ediyorum; Akın Öztürk ve Adem Huduti FETÖ’cü de darbeci de değil. Onların içeride olması Hulusi Akar, Yaşar Güler ve diğer orgenerallerin utancıdır, ayıbıdır. MİT de Saray da onları biliyor. MASAK’ta tek bir paraları çıkmaz. FETÖ’cü olduklarına dair belge getirin, tüm söylediklerimi geri alayım. 15 Temmuz’dan sonra Yaşar Güler bu isimleri kurtarmak için çok çalıştı. İlhan Talu neredeyse çıkıyordu. 4 saat ertelediler. Bu arada, kendisine ait olmayan bir telefon ona atfedilerek savcılığa iletildi ve hapse düştü. 1 yıl sonra o belgenin sehven yapıldığı kabul edildi, ama çok geç. İlhan Talu, Satı Bahadır Köse, Osman Ünlü niye içerdeler; cevabım yok. ‘O gece televizyona çıksalardı, kararlar değişebilirdi.’ deniyor. Hayır, doğru değil. O gece TRT’ye ilk açıklamayı yapan Osman Ünlü’dür. ‘Keşke bakanlarla konuşsalardı.’ deniyor. Osman Ünlü defalarca Milli Savunma Bakanı, Emniyet Genel Müdürü ile görüşmüş. Çünkü AKP-MHP’ye yakınlığıyla bilinirdi. ‘Askeri birliğe gitmeseydi’; gitti, ama Metin Gürak da bütün askeri birliklere gitti, ne fark var? Destek Kıtaları Komutanı Cengiz Aydın, herhangi bir tarikattan değil, sosyal demokrattır. Kendisine o gece ne emir verildiyse onu yapan, tüm delilleri toplayıp savcılığa teslim eden biri. Evet, ben darbeye katıldım, FETÖ’cü değilim, ama onlar ne darbeci ne FETÖ’cü. Hep birlikte aynı hapisteyiz, Ben bu insanların adını temize çıkarmaya çalışmıyorum. Zaten cezaları onandı. Söylediklerim hiçbir işe yaramayacak. İdam olsa, idam edilmiş olacaklardı. Örgütsel savunma da yapmıyorum, sadece tarih önünde yerimi belirliyorum.”
Sönmezateş, Akar’ı derdest ettirmekle suçlanan Mehmet Dişli hakkında ise şunları söyledi:
“Ona güvenmiyorduk, bir şey de paylaşmadık. Darbeye karşı olan tiplerden biri. Bizim için şöyle bir karakterdi; abisi Erdoğan’a çok yakın, aile boyu AKP’liler ve zengin bir aile. Şeker fabrikaları özelleştirildiğinde yüzde 30’unu bunun ailesi aldı. ByLock vs. denilerek atılmış herhangi bir memurun çocuğu infaz edilirken, onun abisi taltif edildi. Eğer Hulusi Akar’ın adamı, yakını, sırdaşı kimdir diye sorarsanız, buradaki sanıkların yüzde 99’u ‘Dişli’ diyecektir. Bugüne kadar bir şey paylaştı mı, hayır. Akıncı’daki ekip, Genelkurmay Başkanvekilliğine Ümit Dündar’ın atandığı haberi gelince, işi gücü bırakıp Hulusi Akar’ı yeniden koltuğa oturtmaya uğraşmış. En önce de Mehmet Dişli ve Barış Avıalan. Başardılar da. Marmaris’te cezaevindeyken bana da geldiler; Hulusi Akar’la ilgili hiçbir şey konuşulmayacak talimatı herkese gitti. O zaten darbeci değil ki, niye böyle bir emire ihtiyaç duyuldu? Dişli’nin, ‘TSK’nın dönüşümü’ dediği şey, 15 Temmuz’dan sonra TSK’nın geldiği noktadır ve Dişli’nin eseridir. O zaman da tasvip edmiyordum, bugün de etmiyorum. Kendisine söyledik, ama Hulusi Akar’la kafa kafaya verdiği için bizi dinlemedi.”
Sönmezateş, darbe bildirisinin altında ismi bulunan Mehmet Partigöç’ü de, “Kızlarımın üstüne yemin ediyorum, darbeye karşı olanlardan birisiydi. Darbenin dışındaydı. Partigöç’ün bir kişiliği, kapasitesi var, eski ÖKK’cı. O gece Hulusi Akar’ın makamını ve karargâhını korudu. İfadelerinde de eski silah arkadaşlarına, ‘Ben bu işin içinde olmadım’ mesajını vermeye çalıştı. Onu Levent Göktaş’a soracaksınız. En iyi adamıydı; ‘Partigöç FETÖ’cü, hain’ desin, kabul ederim.” sözleriyle savundu.
Cumhurbaşkanlığı eski başyaveri Ali Yazıcı’yı ilk kez birlikte yargılandıkları Marmaris davasında gördüğünü, öncesinde kendisiyle hiçbir iletişimi olmadığını, zaten Saray’da çalışan hiç kimseye güvenmeme gibi bir strateji izlediklerini ve bugün de kendisi, “Ben Cumhurbaşkanını tutuklamaya giden insanım” derken Yazıcı’nın, “Hâlâ Cumhurbaşkanımıza bağlıyım” dediğini, Kubilay Selçuk ve Hakan Evrim’le ise hiç çalışmadığını bildiren Sönmezateş, alt rütbedekiler için de, “Buradaki gençlerin sorumluluğu sıfır. Salonda görevli jandarmalar mahkemenin kararından ne kadar sorumluysa, bu gençler de öyle.” dedi.
"BENİ NİYE ÖLDÜRMEDİNİZ?"
Gökhan Şahin Sönmezateş, savunmasının ilk günkü bölümünü Marmaris’te yaşananlara ilişkin şu anlatımlarla bitirdi:
“Asıl suçlandığım konu ve aktif görev yaptığım yer Marmaris’te. Ancak heyetiniz Marmaris’i hiç dinlemedi. İddianamede de yapmadığım işlerden suçlandım ve ceza aldım. Bir ülkenin Cumhurbaşkanını tutuklamaya gidiyorsanız ve başarısız olursanız, ne diyeceksiniz? Şaşırdığım için TEM’de, ‘Beni niye öldürmediniz?’ diye sordum. Ankara ve İstanbul’da yaşananlardan haberim yoktu, onların da benden. Gerçeği anlattığım halde buradakiler bile inanmadı. Görevim, 3 helikopterle Erdoğan neredeyse onu almaktı. Nerede olduğunu da bilmiyordum. Başarabilseydim, 450 milyon dolarlık haksız servetin hesabını sormak üzere paralarla fotoğrafını çektirip tutuklamak ve mahkemeye vermekti. Ama Erdoğan’a suikast yapmakla suçlandık. Suikast yapılması sözkonusu değildi. Çiğli’de saatlerce bekletildik. 03.20 gibi Marmaris’e hareket ettik. 04.30 gibi gittiğimizde 150’ye yakın polis özel harekatın mevzilendiği yerin ortasına düştük. Ful ateş altındaydık. Polisle işimiz yoktu, çatışmayı kabul etmedik, çekildik. 16 Temmuz’da İzmir’deydim. TV’lerden olanı biteni izledim, başıma ne geleceğini biliyordum. İzmir’de hayat normaldi, bu güvenli ortamda kaçma imkanım da vardı. Kaçmadım, arabayla Ankara’ya döndüm. Abidin Ünal’la telefonla görüştüm. Buraya geldiğinde, kendisine görüşüp görüşmediğimizi sordum, ‘Hatırlamıyorum, görüşmüş olabiliriz’ deyince elimden kurtuldu. ‘Hayır’ dese, bir orgeneral nasıl rezil olur, gösterecektim. Hulusi Akar’la görüşmeye çalıştım, ulaşamadım. Namusum, şerefim ve iki kızımın üzerine yemin ediyorum ki, o iki polisi ben veya ekibim öldürmedi. Onlar saat 12.30’da öldürüldüler. Biz 04.30’da gittik. O gece Antalya’dan kalkan üç jandarma Sikorsky helikopteri var. 42 tanık, gelenlerin siyah giyimli, gaz maskeli, tam teçhizatlı olduğunu söyledi. Biz ise ne siyah giymiştik ne de gaz maskemiz vardı.”
8 Mayıs'taki yazısında da Yıldız şunları aktarmıştı:
HULUSİ AKAR'I ÜRKÜTEN ALBAY KİMLER İÇİN FETÖ'CÜ VE SAHTEKAR DEDİ?
15 Temmuz darbe teşebbüsünde dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı derdest edip Akıncı Üssü’ne götürmekle suçlanan ve Akar’ın da, “ürkütücü asker şahıs” diye tarif ettiği eski kurmay albay Fırat Alakuş, Akar ile eski Özel Kuvvetler Komutanı (ÖKK) Zekai Aksakallı’nın hem “FETÖ’cü” hem “sahtekâr” olduğunu öne sürdü. 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonları ile 15 Temmuz arasında bağlantı bulunduğunu da iddia eden Alakuş, yeni delil niteliği taşıdığı için ABD’den Halkbank, İran’dan ise Babek Zencani dosyalarının istenmesini, ayrıca dönemin Halkbank Genel Müdürü Süleyman Arslan, yardımcısı Hakan Atilla, 4 bakan ile Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın tanık olarak dinlenmesini talep etti.
Yargıtay’ın kısmi bozma kararından sonra Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Sincan Cezaevi yerleşkesindeki duruşma salonunda yeniden görülmesine devam edilen Genelkurmay Çatı Davası’nda iki gün boyunca savunma yapan dönemin ÖKK 2. Özel Kuvvetler Tugay Komutan vekili eski kurmay albay Fırat Alakuş, “Terör örgütü mensubu ve yöneticisi değilim. Darbeci hiç değilim.” diyerek şunları anlattı:
“Hulusi Akar’ın ‘ürkütücü’ iftirasıyla lince ve yargısız infaza maruz kaldım. O gece Genelkurmay’a gelen Murat Korkmaz ve Halit Kazancı benim astlarım. Ben de emrimdeki ÖKK personelinden sorumluyum ve yapılan askeri operasyonun sorumluluğu da bana aittir. Emrimdeki personel masumdur. Yapılan, üç sahtekârın kumpasıdır. En başta, bana görevi tevdi eden Zekai Aksakallı günah keçisi bulmak ve kendisini kurtarmak için bana iftira atmıştır. Darbenin hedefi, siyasi liderler ve kurumlardır. ÖKK olarak bizim hangi siyasiye yönelik eylemimiz olmuştur? Zekai Aksakallı’nın tevdi ettiği görev, DEAŞ’ın karargâha yönelik eylemlerine karşı YAŞ faaliyetlerinde olduğu gibi emniyeti sağlamaya yönelik takviye vazifesiydi. Bu görevi aldım, astlarıma tevdi ettim. Murat Korkmaz ve Halit Kazancı, Zekai Aksakallı’nın en has adamlarıdır. Onun izni olmadan benim onlara emir vermem mümkün değildir. Kaldı ki, suç teşkil edecek hiçbir eylemleri de yoktur. Murat Korkmaz nasıl bir darbecidir ki, Genelkurmay’a gelirken polislerin emirlerine riayet ediyor, personeline ateş açıldığı halde karşılık vermiyor? TBMM’nin önünden geçiyor, oraya gitmiyor. Genelkurmay’da darbe mi yapılır ya? Şahsım ve birliğim, daha büyük bir planın parçası olarak tuzağa düşürülmüş, yargılama aşamalarında FETÖ’cü, kripto FETÖ’cü olduğu ortaya çıkan üç sahtekârın; Zekai Aksakallı, Hulusi Akar ve itirafçı olan ‘şapka’ kod adlı gizli tanık eski albay Hakan Bıyık’ın kumpas ifadeleri ve birtakım yargı mensuplarının çanak tutması neticesinde günah keçisi yapılarak cezalandırılmıştır. Zekai Aksakallı, aklanmak ve şahsi ikbalini garanti altına almak için personelini feda etmiştir. Genelkurmay’a takviyeye gelen başka birlikler de var. Ancak onlarda sadece komuta seviyesinde yargılama yapılırken bizde herkes yargılandı. Yargılanacaksak, benim yargılanmam gerekir. Bu hukuksuzluk yeter artık. 15 Temmuz’un kazananları Hulusi Akar, Yaşar Güler ve Zeki Aksakallı’dır. Hulusi Akar ve Hakan Fidan’ın mahkemeye getirilmemesinin sebebi, gerçeklerin ortaya çıkarılmasını engellemektir.”
"ÜRKÜTMENİN CEZASI VAR MI?"
Ortada herhangi bir plan, cunta, darbe eylemi ve Yurtta Sulh Konseyi olmadığı halde 15 Temmuz’a “darbe” denildiğini belirten Alakuş şöyle devam etti:
“Sadece Gökhan Şahin Sönmezateş darbeci olduğunu söylüyor. Mehmet Partigöç ise, ‘Ben darbe yapsaydım, başarılı olurdu.’ diyor. Ortada garip bir darbe var. Darbe böyle yapılmaz. Erdoğan’a suikasttan da suçlanıyorum. Başyaver Ali Yazıcı orada topplu iğne batıracak kadar yakın, ama suikastı ben yapacağım. Bunu yazan savcı acaba ne içiyor? Benim suikast fantezisiyle alâkâm yok. Beni neye göre Yurtta Sulh Konseyi üyesi yaptınız? Hulusi Akar’ın ‘ürkütücü’ demesiyle yönetici oldum. Beni tarihe gömdü. Kaldı ki, Akar’ın iki farklı ifadesi var, aralarında 20 değişiklik var. Bu nasıl izah edilir? Aynı tarih ve sayılı iki ifade olması evrakta sahteciliktir, sahtekârlıktır, suç ortaklığıdır. Kim korkak, ürkek, tırsık, ödlek, ürkünç? Hulusi Akar’ı ürkütme ihtimalim var mı? Mümkün değil. Ürkmüşse boyutu, niteliği nedir? Ürkütmenin Türk Ceza Kanunu’nda karşılığı var mı? Acaba Anayasa Mahkemesi bu konuda ne karar verir? Hulusi Akar’ın tam da yaptığı, cazgırlıkla suç bastırmasıdır. Yargının Hulusi Akar vakasını örtbas gayreti de anlaşılır gibi değil. Hulusi Akar’ın, yargı mensuplarını suç ortağı yapma çabası var. Hulusi’nin yediği nanelerin hiçbirisini görmüyor, duymuyorlar. Bu müstesna yiğidi alkışlamak lazım.”
"DAHA EŞEK, MAYMUN GELECEK, İZİN VEREMEM"
Alakuş’un savunmasında kullandığı kimi ifadeler ve görseller Mahkeme Başkanı’nın tepkisini çekti.
Sık sık, “Çok hızlı gidiyorsun, ‘yağmacılar, hırsızlar, geri zekalılar’ diyorsun. Dikkatli ol... Saatli bomba gibisin.” diye uyarılarda bulunan Mahkeme Başkanı, Alakuş’un 15 Temmuz ile 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonları arasında bağlantı olduğunu iddia etmesine de, “Bu anlattıklarının davayla ilgisi yok.” sözleriyle karşı çıktı.
Alakuş ise iddianame, gerekçeli karar ve Yargıtay İlâmı’nda 17/25 Aralık’ın defalarca geçtiğini belirterek, “Çok ilgili. Darbe davasının başlangıcıdır.” karşılığını verdi.
Bunun üzerine de Mahkeme Başkanı, “Siyasi savunma istemiyorum, müsaade etmiyorum. Sen var dedin diye illiyet bağı olmuyor. Fotoğraflar, benzetme, tahkir, aşağılayıcı söylemler ve görseller de istemiyorum.” dedikten sonra bu uyarısını, “siyasi beyanda bulunduğu”, “siyasiler ve yargıya yönelik kişilerin onur ve saygınlığını zedeleyici beyanlarda bulunmaması konusunda uyarıldı” ifadeleriyle zapta geçirdi.
Ancak Alakuş, 17/25 Aralık operasyonlarının üzerinde durmaya ve kimi benzetmeler yapmaya devam edince Başkan şöyle tepki gösterdi:
“Hâlâ devam ediyorsun. Angut, karga; bu benzetmeler hakaret içeriyor. Bunları ekrandan kaldırıyoruz. Bu şekilde olmaz. Savunmanı gördüm; daha eşek, maymun gelecek. Buna izin veremem. Böyle bir savunma olamaz. Bizi de ciddiye almıyorsun. Suç işlenmesine, hakaret edilmesine izin vermem. Bundan sonra yansıları kullanmana da izin vermiyorum.”
Alakuş’un avukatı Ayşe Nesibe Özer’in, “Hakaret yok. Kimi canlıların özelliklerinden söz ediyor. İsterse iki gün boyunca fıkra da anlatır. Eğer suç varsa, Savcı suç duyurusunda bulunabilir.” şeklindeki itirazı üzerine de Başkan, “Hakaretle, benzetmeler var. Savunmasını gördüğüm için; devamında daha ağırları var. İzin vermiyorum. Oybirliğiyle reddedilmiştir. Kıyas yaparak eşeğe, maymuna benzetecek, ‘Kılavuzu karga olanın burnu kurtulmaz’ diyecek. Biz savunmayı kısıtlamıyoruz. Söylediklerini herkes dinliyor, görmelerine gerek yok.” açıklamasını yaptı.
"ZAFER ÇAĞLAYAN ABD'YE GİTSİN BAKALIM"
Bu tartışmalar nedeniyle verilen aranın ardından savunmasını sürdüren Fırat Alakuş, “Örgüt yöneticisi olmaktan yargılanıyorum. Bunlara cevap vermeyecek miyim?” dedikten sonra yine 17/25 Aralık’tan söz edip şu iddiaları dillendirdi:
“Bu davayı leylek getirmedi. 2013’te başlayan bir süreç var. 15 Temmuz, 17/25 Aralık’ın savuşturulmasıdır. 8.5 milyar doların akıbetinin ortaya çıkmaması için 15 Temmuz tezgâhlanmıştır. İktidar rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarına beka meselesi olarak bakmıştır. Anayasa’yı ihlâl eden ben değilim, iktidardır. Gerek Rıza Zarrab’la ilgili bilgi ve belgeler gerekse Halkbank davası yeni delil niteliğindedir. Zafer Çağlayan şansını denesin; ABD’ye, Disneyland’ı görmeye gitsin bakalım. Hukukun işlediği ülkelerde işler nasıl dönüyormuş, anlayalım.”
Alakuş, “15 Temmuz’un siyasi kışkırtıcısı, siyasi ayağı kimdir?” diye sorduktan sonra da ABD’den Halkbank, İran’dan Babek Zencani dosyalarının istenmesini, ayrıca dönemin Halkbank Genel Müdürü Süleyman Arslan ile yardımcısı Hakan Atilla’nın yanı sıra dört bakan ile Ahmet Davutoğlu’nun ve Ali Babacan’ın tanık olarak dinlenmesini talep etti.
Fırat Alakuş’un avukatı Ayşe Nesibe Yazar ise, “Albay rütbesiyle koskoca Genelkurmay Başkanı’nı korkutmayı başarmış” yorumunu yaparak, Hulusi Akar’ın bir lokantayı teftiş görüntülerini izletti ve “O kadar korkmuş ki, etkisi yıllar sonra böyle çıkmış.” dedi. Av. Yazar, 40 bin insanımızın ölümünden sorumlu olan Abdullah Öcalan’a bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilirken, Alakuş’un 138 ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldığını da kaydetti.
Alakuş’un diğer avukatı da, “Akar, müvekkilimle çalıştığı ve soyadıyla hitap ettiği halde o gece neden ilk kez görmüş gibi davrandı?” diye sordu.





