Yunanistan’da son günlerdeki askeri hareketliliğin merkezine bu kez bir Patriot hava savunma sistemi yerleşti. Karpathos Adası’nda bulunan batarya, stratejik öneme sahip Suda Körfezi’nin savunmasını güçlendirmek amacıyla Girit’e taşındı.

Hamlenin zamanlaması dikkat çekerken, Atina’nın hesabında İran ile ABD ve İsrail arasındaki gerilimin yeniden tırmanması ihtimali bulunuyor. Yunanistan, özellikle Avrupa’daki ABD ve NATO unsurlarının olası saldırılarda hedef haline gelmesi ihtimaline karşı kritik askeri altyapısını güçlendirmeye çalışıyor.

PATRİOT NEDEN GİRİT’E TAŞINDI?

Yunan makamlarının değerlendirmesine göre İran, 2 bin kilometreyi aşan menzile sahip önemli sayıda balistik füzeye sahip ve Güneydoğu Avrupa’daki bazı hedefler bu menzil içerisinde bulunuyor.

Bu nedenle Patriot bataryasının Suda Körfezi çevresine kaydırılmasının temel amacının, bölgedeki askeri ve stratejik tesislerin hava saldırılarına karşı korunmasını güçlendirmek olduğu belirtiliyor.

Souda Üssü, Yunanistan’ın yanı sıra ABD ve NATO tarafından da kullanılan stratejik bir deniz ve hava tesisi olarak öne çıkıyor. Üs, Doğu Akdeniz’deki müttefik operasyonlarının desteklenmesinde önemli rol oynuyor.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Gerapetritis ise Patriot’un Karpathos’tan Girit’e taşınmasını tamamen operasyonel bir karar olarak niteledi ve askeri konuşlandırmalar konusunda Atina’nın kendi kararını verdiğini söyledi.

“TEHDİDİN SOMUTLAŞMASINDAN ÇOK ÖNCELİĞİN DEĞİŞMESİ”

İran Araştırmaları Merkezi araştırmacılarından Oral Toğa, gelişmenin İran’dan gelen tehdidin bir anda somutlaştığı şeklinde yorumlanmasından ziyade Yunanistan’ın savunma önceliğini değiştirmesi olarak okunması gerektiğini belirtti.

Toğa’ya göre Atina, yeni bir sistem edinmek yerine mevcut savunma kapasitesini daha kritik gördüğü noktaya taşıdı. Karathos’taki bataryanın yer değiştirmesinde belirleyici unsur da Suda Körfezi’nin yalnızca Yunanistan açısından değil, ABD ve NATO açısından da taşıdığı önem.

İran’ın gündeminde ABD’nin bulunması halinde, hedefte Karpathos’tan çok Suda Körfezi’nin yer almasının daha olası olduğu değerlendiriliyor.

İRAN’IN KAPASİTESİ VAR, AMA NİYETİ AYRI BİR MESELE

İran’ın 2 bin kilometreyi aşan menzile sahip balistik füzelere sahip olması, Güneydoğu Avrupa’nın teknik olarak menzil içinde olduğu anlamına geliyor.

Ancak bu durum, doğrudan bir saldırı kararı bulunduğu anlamına gelmiyor. Yunanistan’ın savunma planlamasında kapasite ile niyetin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Öte yandan Patriot’un Girit’e konuşlandırılmasının yalnızca fiziksel savunma amacı taşımadığı, farklı aktörlere yönelik stratejik mesaj niteliği de taşıdığı değerlendiriliyor.

ÜÇ FARKLI MESAJ VERİYOR

Uzman değerlendirmesine göre Girit’teki hareketlilik aynı anda üç mesaj taşıyor.

İlk mesaj İran’a: Suda Körfezi’nin savunmasız olmadığı gösteriliyor.

İkinci mesaj ABD’ye: Yunanistan, bölgede kritik bir müttefik tesisinin ev sahibi olarak üzerine düşeni yaptığını ortaya koyuyor.

Üçüncü mesaj ise Yunan kamuoyuna: Devletin olası tehditlere karşı hazırlıklı olduğu anlatılıyor.

Bununla birlikte tek bir Patriot bataryasının geniş çaplı bir füze saldırısına karşı sınırsız koruma sağlamayacağı da vurgulanıyor. Daha sınırlı sayıdaki füze veya insansız hava aracı saldırılarına karşı ise anlamlı bir savunma sağlayabileceği ifade ediliyor.

Yunan personelinin bu konuda sahada da deneyimi bulunuyor. Suudi Arabistan’da görev yapan Yunan Patriot birliğinin 19 Mart’tan bu yana dört balistik füzeyi önlediği belirtiliyor.

GÜNEY KIBRIS’TA F-16’LAR KALACAK

Barrack: SDG'nin entegrasyonu tarihi bir adım
Barrack: SDG'nin entegrasyonu tarihi bir adım
İçeriği Görüntüle

Yunan basınında yer alan bilgilere göre İran kaynaklı tehditler nedeniyle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde konuşlandırılan Yunan F-16’larının görevlerine devam etmesi bekleniyor.

Atina’nın Yunanistan ve GKRY’deki askeri tesislere yönelik olası tehditler konusunda ABD ve İsrail ile temas halinde olduğu aktarılırken, Bulgaristan’ın hava savunmasının güçlendirilmesi konusunda gelebilecek olası bir talebin de değerlendirildiği belirtiliyor.

İRAN’IN HEDEFİ ÜLKELER DEĞİL, ÜSLERİN İŞLEVİ

Oral Toğa, İran’ın olası hedefleri değerlendirirken ülke merkezli değil, işlev merkezli hareket ettiğine dikkat çekti.

Buna göre Souda Körfezi, ABD’nin bölgedeki faaliyetlerine destek sağlarken Bulgaristan’daki Bezmer Üssü ABD ikmal uçaklarına açılmış durumda. Güney Kıbrıs’taki Akrotiri ise İngiltere’nin ileri harekat üssü olarak kullanılıyor.

Bu tesislerin ortak özelliğinin hangi ülkede bulunduklarından çok, İran’a karşı yürütülebilecek operasyonları destekleme kapasitesine sahip olmaları olduğu değerlendiriliyor.

Bu nedenle olası tehdidin doğrudan Yunanistan’a yönelmesinden ziyade ABD ve İsrail bağlantılı askeri altyapıya yönelmesi daha olası görülüyor.

NEDEN DOĞRUDAN YUNANİSTAN HEDEF OLMAYABİLİR?

Yunanistan’ın NATO üyesi olması, doğrudan bir saldırının İran açısından çok daha geniş sonuçlar doğurabileceği anlamına geliyor.

Bu nedenle Tahran’ın doğrudan bir NATO ülkesinin topraklarını hedef almak yerine daha düşük maliyetli ve inkâr edilebilir yöntemlere yönelmesinin daha muhtemel olduğu değerlendirmesi yapılıyor.

Güney Kıbrıs’taki Akrotiri Üssü’nde mart ayında yaşanan saldırı da bu açıdan örnek gösteriliyor. Söz konusu saldırıda balistik füze yerine düşük irtifada uçan Şahid tipi bir İHA kullanıldığı ve İHA’nın büyük ihtimalle Lübnan’dan fırlatıldığı belirtilmişti.

TÜRKİYE NEDEN BU DENKLEMDE YOK?

Uzman değerlendirmesinde Türkiye’nin bu tehdit senaryolarında öne çıkmamasının dikkat çekici olduğu vurgulanıyor.

İran’ın savaş boyunca Türkiye’ye yönelik doğrudan bir adım atmamasının arkasında ekonomik ve stratejik nedenlerin bulunduğu belirtiliyor. Türkiye, İran’ın dış ticaretinde önemli bir güzergah ve savaş döneminde açık kalan sınırlı kanallardan biri olarak değerlendiriliyor.

Bu nedenle Tahran’ın Türkiye ile mevcut iletişim ve ticaret kanalını doğrudan riske atmasını gerektirecek bir hesap bulunmadığı ifade ediliyor.

Girit’e taşınan Patriot bataryası böylece yalnızca bir hava savunma sisteminin yer değiştirmesi olarak değil, Doğu Akdeniz’de değişen tehdit algısının ve bölgedeki askeri dengelerin yeniden hesaplandığının işareti olarak değerlendiriliyor.